İstanbul’un en mutlu günü 

Pek de güzel söylemiş şair, “iki deniz arasında bir inci tanesi ki, terazinin bir kefesine güneşi, diğer kefesine İstanbul’u koysalar layıktır” diye.

Deniz kokan, tarih kokan İstanbul’un işgalden kurtuluşunun 100. yıl dönümü, bu yıl.

  1. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar bölgenin tartışmasız tek hakimi olan ve farklı imparatorluklara başkentlik yapan İstanbul, Türk ve dünya tarihini önemli derecede etkilemeyi başarmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla da her alanda “etkin bir dünya şehri”  olma özelliğini tekrar kazanan İstanbul, günümüzde ise dünyanın sayılı ve önemli metropolleri arasındadır.

Peki, İstanbul, Türklerle nasıl tanışmış ve bugünlere nasıl gelmiştir?

Orta çağın en güçlü devletlerinden biri olan Bizans İmparatorluğu ilk ciddi toprak kaybını 1071’de Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan’a karşı Malazgirt’te yaşamıştır.

Anadolu’ya ilk defa ayak basan Türkler, artık bu tarihten itibaren kurulan çeşitli beylikler vasıtasıyla Batı’ya doğru yavaş yavaş yayılacaklardır.

Hedef; İstanbul’du…

1080’li yıllarda İstanbul’u alma hazırlığı içerisinde bir donanma oluşturulmaya başlanması dikkate değerdir.

Osmanlı Devleti’nin ilgi alanına giren İstanbul 1. Bayezid zamanında gerçekleştirilen kuşatmayla önemli bir hedef haline getirilmiştir.

İstanbul’un fethi; “ya ben İstanbul’u alırım ya İstanbul beni alır” diyen Fatih Sultan Mehmet ve ordusu tarafından 29 Mayıs 1453’te gerçekleştirilmiştir.

Batı Dünyası’nda geniş bir yankı uyandıran İstanbul’un fethi,  Doğu Bizans İmparatorluğu’nun yıkılmasına neden olduğu gibi “yeni bir dönemin başlangıcı” olarak kabul edilmektedir.

  1. Yüzyıl’dan itibaren birçok iç ve dış nedenin bir araya gelmesiyle gerileme dönemine giren Osmanlı Devleti, Avrupa’da meydana gelen sosyal, siyasi, askeri ve ekonomik dönüşüme ayak uyduramamıştır.
  2. Yüzyıl başlarına gelindiğinde kendi bağımsızlığını dahi koruyamayacak duruma düşmüştü.

Savaşlardaki yenilgisinin etkisini ordusunu ve donanmasını ıslah etmeye çalışarak gidermeye çalışan Osmanlı Devleti, siyaseten kendisini yalnızlıktan kurtarmak için Avrupa’da ittifak arayışında bulunmuştur.

Tarafsız kaldığını ilan etmiş olsa da Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan’dan oluşan İttifak Devletleri ile girmiş olduğu Birinci Dünya Savaşı’nda yenik sayılarak, 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamak zorunda bırakılmıştır.

Geçilmez denilen Çanakkale geçilmiş, İngiliz emperyalizmi amacına ulaşmıştır!..

Tarih, 13 Kasım 1918.

Mustafa Kemal’in Kartal İstimbotuyla Haydarpaşa’dan Galata’ya geçerken gördüğü manzara da 61 parçadan oluşan düşman zırhlıları toplarını yüzyıllardır hükümran devletin Dolmabahçe Sarayı’na çevirmişlerdi.

Sonsuza kadar hafızalarda kalacak olan yaverine söylemiş olduğu “geldikleri gibi giderler”  sözü İstiklal Harbi’nin ilk işaret fişeğini ateşleyecektir.

Osmanlı padişahı Vahdettin ise kendisini ziyaret eden meclis heyetine işgalcilerin kudretini hatırlatarak meclisin dilini tutmasını tavsiye etmiştir.

Böylece, Osmanlı devleti, bir bütün olarak İngiliz emperyalizminin, daha genel olarak İtilaf devletlerinin ve İngiliz muhiplerinin sultasına girmiş oluyordu.

Turgut Özakman, Cumhuriyet kitabında Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılışını ayrıntılı olarak anlatır.  General Harrington’un anıları ve çeşitli belgelere dayanan bölüm özetle şöyledir:

Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922’de oybirliğiyle saltanatın kaldırılmasını kabul ettiğinde Vahdettin Efendi de yaklaşan sonu anlamıştı. 

4 Kasım 1922’de hükümetin istifasını sunmak üzere gittiği saraydan çıkarken gazetecilere açıklama yapan Tevfik Paşa “Sultan Hazretleri istifa etmeyecekler. Millete hesap vermek istiyorlar” dedi ancak bu bilgi gerçeklerle örtüşmüyordu.

Kısa bir süre sonra İngiliz Yüksek Komiseri Sir Rumbold’a “İki yıl önce yetkili makamlarınız, bir tehlike olduğu takdirde, beni koruyacaklarına söz vermişlerdi. Bu söz geçerli mi?” diye soran Vahdettin olumlu yanıt alması üzerine nereye götürüleceğiyle ilgili olarak seçenekleri sorar.

İngiliz Yüksek Komiseri elçiliğe döndükten sonra General Harrington’a Vahdettin Efendinin isteğini bildirir.

16 Kasım 1922’de gelişmelerden korkmaya başlayan Vahdettin, İngiliz İşgal Orduları Komutanına aşağıdaki mektubu gönderir:

         “İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington Cenaplarına,

          İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devlet-i fahimanesine iltica (sığınma) ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim.

         16 Kasım 1922

         Müslümanların Halifesi

         Mehmet Vahdettin.”

Ertesi gün İngiliz askerlerinin aldığı güvenlik önlemleri içinde iki ambulansla Yıldız Sarayı’ndan ayrılan Vahdettin Malaya zırhlısına binmek üzere Kabataş’taki motora giderken General Harrington ile karşılaşarak vedalaşır.

Her şey için teşekkür eden Vahdettin, tam ayrılırken General Harrington’u şaşırtan bir şey söyler:

– “Eşlerimi size emanet ediyorum General.”

Müslümanların Halifesinin ailesini teslim etmek için en güvenilir bulduğu kişi İstanbul İşgal Orduları Komutanı İngiliz General Harrington’dur.

İtilaf devletlerinin 4 yıl 10 ay ve 15 gün işgalinde kalan İstanbul’un üzerindeki yıllanmış kara bulutlar 6 Ekim 1923’te dağılacaktır.

Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordunun İstanbul’a girmesi ile işgal son buldu.

Ulu önder hüzün içinde, vatanı uçurumun kenarında iken IX. Ordu Müfettişi olarak ayrıldığı İstanbul’a büyük devrimleri gerçekleştirdikten sonra Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı olarak gelecektir.

Ankara’dan trenle İzmit’e gelmiş, oradan da Ertuğrul yatı ile denize açılmıştı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kabotaj Kanunu’nun yürürlüğe girdiğinin 1 yıl sonrası, 1 Temmuz 1927’de, nihayet İstanbul’daydı…

Son sözse; Günümüz İstanbul’una nazire yaparcasına Necip Fazıl Kısakürek’in “Canım İstanbul” şiirinin dizelerinden…

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.

Gecesi sümbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul,
İstanbul…

İsmet Hergünşen