GÖÇ SORUNU

Çeyrek yüzyıl, tarihin ışığında oldukça kısa bir dönemdir.
Yaşam serüvenine bakıldığında, uzun sayılan bu süre bazı ülkelerin üzerinde kalıcı hasarlar bırakmıştır.
Berlin Duvarı’nın yıkılarak SSCB’nin dağılmasıyla başlayan süreçte, dünyanın şekillendirilmesinde en belirleyici rol, Rusya’nın içe dönük izlediği politikadır.

Son yıllarda Putin bunu çevirmeye çalışsa da, Rusya’nın görkemli günlere dönmesi epeyce zaman alacaktır.
Tek süper güç olarak ABD kalmıştır. Çin, Japonya ve Güney Kore’nin üretime dayalı ekonomik gücü, bakışların eski ve yeni kıtalardan Asya Kıtası’na çevrilmesine neden olmuştur.
Birleşen Almanya ve bölgesel güç olma uğraşı veren Hindistan.
Ekonomik olarak ortaya çıkan, siyasi ve askeri birlikteliği Brexit ile sancılı sürece giren AB (Avrupa Birliği)’nin, “Türkiye karşıtı tavrı”.
Küresel ve bölgesel ölçekteki olaylara, AB’nin at başı ülkelerinden Fransa ile Almanya’nın dikkat çekici “farklı yaklaşımları”.
Krallık ve imparatorluk günlerinden kalma alışkanlıklarıyla İtalya, Hollanda ve Avusturya gibi bazı ülkelerin, “hezeyan içeren” çıkışları.
Günümüz dünyasında oynanan oyunlar, sanki Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma gibi.
Doğu Sorunu, Büyük Oyun, Sömürgecilik Sorunu ve Kıta Avrupa Sorunu.
O günün dünyasından farklı olansa!..
ABD’nin öncülüğünde askeri güç NATO ve “biz ne dersek o olsun” düşüncesinde olan BM (Birleşmiş Milletler) 5’lisi ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya.
Aldığı kararlar tarihi, hukuku ve sahadaki durumu inkar edercesine.
En son örneği de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Maraş’ın yüzde 3.5’luk diliminde mağduriyetin giderilmesine yönelik çalışmasında, Kıbrıs Türklerini görmezden gelerek, uzlaşmaz tavır sergileyen Rumları gene himaye etmesi.
Hedef ülkeler ya da uzantıları aynı.
Öncelikli hedef Rusya, Çin ve İran.
Açıkça ilan edilmemiş Japonya ve Hindistan.
Yaptırım ve ittifaklarla kuşatılan Türkiye.
Kuzey Kore mi? Muamma. Almanya’ya da dikkat.
Son yıllarda gündemden düşürülse bile, Afrika Kıtası’nda yeniden hortlatmaya çalıştıkları sömürgeci zihniyet.
Ve de şiddet ve yoksulluk sarmalına soktukları İslam coğrafyasında yer alan ülkelerde Türkiye dahil etnik ve mezhepsel temelde yeni devletçikler oluşturma isteği.
Ölümün acı yüzü ile karşılaşılan ve yüz milyona yakın sivil ve askerin hayatını kaybettiği 20. yüzyıldan hiç ama hiç ders alınmadığını, cereyan eden olaylar bir kez daha göstermektedir.
Süper güç ile bölgesel güçlerin mücade alanı olan bu ülkelerde, askeri ve siyasi bir zafer kazanılmadığı gibi huzur, güven ve barış ortamı da yaratılmamıştır.
Bakiye kalan!..
İstikrarsızlık içeren etnik ve mezhepsel ayrışmanın derinleştiği, otokratik eğilimlerin merkeze oturtulduğu yeni yönetim tarzları.
Ateş, kan, ölüm, gözyaşı ve nefretin hakim olduğu bu bölgelerde sürekli göç eden yerleşikler, yaşanan insanlık dramları, korkuya dayalı kültür yaratılarak devletlere paralel radikal gruplar ve nihayetinde vekalet savaşları.
Henüz normalleşmeyen dünyamızda, insanlık için bilimsel gelişmelere tanıklık ederken, çelişkiler içindeki hegemonyanın son yarattığı canavar da göç oyunudur.
Irak’la başlayan, Arap Baharı ile ivme kazanan ve Suriye ile vücut bulan sığınmacı hareketlerinin bu seferki kaynağı Afganistan.
Uygulanan merkeziyetçi politikalar nedeniyle gelinen durum, üniter yapı ve ulus devlet açısından endişe vericidir.
En tuhaf olanı da, kendi ülkelerini savunma aczi içinde olan bu sığınmacıların yerine vatanlarının korunması ve kollanması için Türk askerinin görevlendirilmiş olmasıdır.
Her geçen gün sosyal, ekonomik, demografik yapı ve kültürel boyutlarda ülkemizi tehdit eden ve güvenlik sorunu haline gelmiş bu göç hareketlerinde, Türkiye sınırlarını kapatarak artık cazibe merkezi olmadığını dünyaya ilan etmek zorundadır.
Yeri de, emekli bir Türk diplomatın Genel Kurul Başkanlığı yaptığı BM’dir.
Nasılsa dünya 5’ten büyük değil mi?..

İSMET HERGÜNŞEN