BİTMEYEN DAVA

Sanıyorum bu yüzyıl da, insanoğlunun en kanlı ve en nefret dolu yüzyılı olmaya aday.

Küresel salgının alabildiğine devam ettiği dünyamızda, insanların sağlığını amaçlayan bilimsel gelişmelere tanıklık ederken, diğer taraftan siyaset kültüründe yozlaşma insanı endişeye sevk etmektedir.

Büyük medeniyetlerin ortaya çıktığı, değişik sosyo kültürlerin kaynaştığı ve uyuşmazlıkların hiç eksik olmadığı, etnik ve dini sembollerin hâkim kılındığı Ortadoğu’nun kalbinde, kanayan yaraların ardında anlaşmazlık ve çatışmaların yanı sıragüven bunalımı yatmaktadır.

Filistin davası ile Arap Baharı Ortadoğu’da demokratik sistemlerin değil, istikrarsızlığınve mezhepsel ayrışmanın derinleştiği, otokratik eğilimlerin daha da ivme kazandığı bir oluşuma yol açmıştır.

Gelinen nihai nokta ise masum insanların hükümetler ve fanatikler tarafından sürdürülen inançlara kurban edilmesidir.

İsrail Yüksek Mahkemesince Kudüs’ün Şeyh Cerrahmahallesinde ikamet eden bazı Filistinli ailelerin başka bir yere yerleştirilmesine karar verilmesi üzerine başlayan, Mescid-i Aksa’da protestolarla büyüyen ve daha sonra karşılıklı saldırılara dönüşerek devam eden çatışmalar bütünü şiddet ve ölüm getirmeye devam ediyor.

İsrail’in yüzlerce insanın hayatına mal olacak şekilde orantısız güç kullanımı, şiddetin kanlı ve vahşi yüzünün ne kadar acımasız olduğunu birkez daha gözler önüne serdi.

Hayret edilecek olansa, mazisinde Naziler tarafından soykırıma uğrayan Yahudilerin, günümüzde benzer davranışı çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden Filistinlilere reva görmesidir.

Amaçlanansa; Filistin topraklarında kurulduğu tarih olan 14 Mayıs 1948’den beri ırksal ya da topluma ayak uyduramayanların yok edilmesidir.

Nitekim; 1947 yılında Yahudi yerleşkesi ve Filistin topraklarının durumunu gösterirharitanın yıllar içinde değişen sınırları, bugüne gelinen durumu gözler önüne sermesi açısından oldukça önemlidir.

Yaşanan bu trajediye Batı Dünyası’nın laftan öteye geçmeyen yaklaşımı ne kadar düşündürücü ise ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin pervasızlığı da bir o kadar manidardır.

İsrail-Filistin sorununun çözüm noktasında tek taraflı olarak dayatılan “Yüzyılın Anlaşması”nın süreci devam ederken, ABDJoe Biden yönetiminin İsrail’e 735 milyon dolarlık silah satışını onaylaması ise yangını körüklemesidir.

Varmısın yokmusunu oynayan BM ile BM Güvenlik Konseyine, ya ne demeli?

Olayın bir başka boyutu da Filistin cephesinin kendi içerisinde olan bölünmüşlüğü.

Hedefleri aynı olsa da ideolojik ve teknik açıdan farklılıklar çerçevesinde sürdürülen bu mücadelede Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’nün tavizkar politikası ile Hamas’ın şiddet içeren politikalarında dengesizlik olmasıdır.

Filistin davasını her geçen gün akamete uğratan yöntemsel farklılıklar, İsrail’in işine yaradığı gibi Mısır ve Ürdün’ün ardından bazı Arap ülkelerininde İsrail’i tanımalarına yol açmıştır.

ABD eski başkanı Donald Trump tarafından dayatılan ve “İbrahim anlaşmaları” olarak tarihe geçenİsrail’in tanınmasını sağlayan anlaşmaları Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in imzalamasından sonra Sudan’ın da diplomatik ilişki kurmasıyla birlikte Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’de yaşanan gelişmelere Arap ülkelerinin geneline yakınının sessizliği dikkat çekicidir.

Ha keza, ilerleyen zamanlarda Suudi Arabistan ve Umman’ın da benzer anlaşmalara imza atma olasılığının olması, zamanın bir kez daha İsrail’in lehine işlediğinin en önemli işaretidir.

Bir kolu Batı Avrupa’da İspanya, öteki kolu Kuzey Afrika’da Cebelitarık’a kadar uzanan stratejik kıskacın en güçlü noktası durumunda olan Türkiye ne yapmalıdır?

Türk dış politikası, iç politik mülahazlardan ziyade karşılıklı çıkarlar çerçevesinde eşit düzeyde, güven verici, yumuşatıcı, dostluk ve işbirliği içeren çözüm esaslı yaklaşım modeli uygulamalıdır ki, İsrail ve Filistin arasında gerilimin azaltılmasında söz sahibi olabilsin.

Bir hatırlatma da KKTC’ye…

Batı Trakya Türklerine de Yunanlı her istediğini yapmaktadır. Zaman içinde Türk’ü kendi öz toprağı üzerinde yok edene kadar…

İSMET HERGÜNŞEN