KUTUPLAŞMA

Dünyamız 20. yüzyılı aratmayacak şekilde, yeniden kökten bir değişim içerisine sokulmaya çalışılıyor.

Umut yüzyılı olması beklenen 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanılan trajediler bırakın tarihi, yakın geçmişten bile yeterli dersler alınmadığını göstermektedir.

Öyle değişken bir dünyada yaşıyoruz ki, bir önceki günden farklı bir gündemle karşılaştığımızda zihnimizin algılaması bile bazen yetersiz kalabiliyor.

Her şey apaçık ortadayken, temelde fikir ayrılıkları olsa da, yaşanan gelişmeleri tek bir sıfatla tanımlamaya çalışıyoruz. İstikrarsızlık…

Afganistan, Ortadoğu derken Avrasya ya da dünyanın başka bir bölgesinde, belirsizlik ya da istikrarsızlık diye tanımladığımız oyun, Küresel Güçler ya da onların vekaletçileri tarafından benzer senaryolar dahilinde oynanıyor.

Son yıllarda uluslararası gerilimler ülkeleri zorlu tercihlerle karşı karşıya bırakırken, çatışmalara da yol açtı.

Asya-Pasifik bölgesindeki devletler arasındaki gerilimler de çabası.

Geçmiş kaynaklı sorunlar, dini ve etnik milliyetçilik, ırksal nefret ve ideolojik nedenler ekseninde zihinleri zorlayacak girişimler…

Hitler ve Stalin türevi liderler ve daha çok demagoji içeren siyaset…

Geçmişte imgeleme zordu. Kapalı ve sığ bir dünya, emperyalizm ekseninde yaratılmış olan sömürü düzeni.

Yüzyıllar öncesinden sorunlarını çözen Batı Dünyası’nın, şimdilerde yaptıkları ise sömürü düzeni temelinde manevra alanını genişletebilmek.

Günümüzde de; jeopolitik ve ekonomik çıkarların elde edilmesi noktasında ilk başvurulan araç, geçmişte olduğu gibi gene askeri güç, gene askeri güç.

Üye ülkeler arasında güvenlik ve barışı korumakla yükümlü, bağlayıcı karar alma yetkisine sahip organ Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi 5 üyesinin aldığı taraflı kararlar sorunları daha da derinleştirmektedir.

Küresel salgının dünyamızı terk edebileceği düşünülürken, sığ düşünce içeren politika bu kez de kötü ve de acı yüzünü Ukrayna’da gösterdi.

Rusya Federasyonu (RF)’nun işgali ile birlikte yıkılan evler, yok edilen komuta-kontrol, istihbarat ve iletişim sistemleri, tahrip edilen stratejik değerde gıda ve içecek dahil sivil ve askeri alt yapı tesisleri…

Evlerini terketmek zorunda bırakılan milyonlarca insan, vahşet içeren görüntüler, çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden yaşanılan/yaşatılan ölümler ve de yeni bir göç dalgası…

Toplumun hafızasını silmek için hedef alınan kültürel varlıklar…

Çelişki içeren kitlesel suçlar…

Zorlama savaşta, savaş esiri olarak alınanların gelecekte ortaya çıkartılması olasılık dahilinde görülen toplu mezarları…

İnsanoğlu, bir kez daha iğrenç bir politikaya kurban edilmiştir.

RF’nin teorik hedefi, ekonomik ve siyasi açılardan önemli hedefleri vurarak, Ukrayna’nın etkin bir direniş göstermesini engellemek olsa gerek.

Sonrasında diplomasi görüşmelerinde istediğini elde ederek, ihaleyi siyasi zümreye fatura etmek.

Her iki taraftan yapılan açıklamalar, sahadaki gerçek resmi ne kadar doğrulamakta bilinmez ama şu anki ibrenin RF yönünde olduğu gerçeğini göz ardı etmemiz gerekir.

RF’nin nükleer silahlarının gölgesindeki Ukrayna Savaşı, Avrupa Birliği ve ABD ile NATO’ya nasıl caydırıcı bir etki yarattığını da göstermiştir.

Görünen o dur ki; ABD’nin tek kutuplu sisteminin giderek azalacağı dünyamızda, nükleer silahlar bugün olduğu gibi gelecekte de stratejik bir güç olmaya devam edecektir.

Hal böyleyken; ABD ve Rusya’nın ortak çıkarlarını yansıtan “Nükleer Silahların Önlenmesi Anlaşması”nın ortadan kalkması, küresel istikrar açısından ciddi sonuçlar doğuracaktır.

Halihazırdaki durum; yaptırım kararları alan Batı Dünyası ile savaşın bir tarafı olan RF arasında yakın bir zamanda uzlaşma sinyallerini vermemektedir. En azından ABD yeni başkanlık seçimlerine ya da savaşan tarafların liderlerinin gidişine kadar.

Son sözse; Ukrayna erkeklerinin geneline yakınının takdire şayan savaşma azim ve kararlılığını; keşke Suriyeli, Afgan ve diğer sığınmacılar da kendi ülkelerini savunmada gösterebilmiş olsaydı!..

İSMET HERGÜNŞEN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir