SESİDİR DERİNLİĞİN… DUMLUPINAR VE ATILAY

Çocukluğumuzun sınırsız hayalidir, denizlere açılmak…
Özgürlüğün simgesidir gemiler…
Denize kavuştukları andan itibaren vazgeçilmezimiz olur, mavi dünyamızın sınırsız derinliklerinde…
Ayrı bir seremonidir, denize inişleri…
Doğumla başlayan, ölümle biten bir hayatları vardır.
“Kadınlar doğum sancısını, denizciler de fırtınalı havaları unutmasalar; dünyada ne çocuk olurdu ne de denizci” dercesine.

Sonsuza kadar sürecek bir hikayesi vardır, her birinin…
Çoğu zaman mutlu, gururlu, bazen de acı hatıralar…
Yürek burkan, evet evet…
Tüm ölümler ve sonlar gibi…
Bazen kelimeler yetmez ifade etmeye…
Acılar öyle büyüktür ki, sayfalarca anlatsanız da, tarif edemezsiniz.
“Aşık Veysel”i okuduğunuzda boğazınız düğümlenir, gözleriniz dolar.

Memleket uğruna can veren hasta
Vatan sağol demiş en son nefeste
Seksen bir kahraman aynı kafeste
Bir yolu çıkmadık derede kaldı…
Vatan ağlar millet ağlar yıl ağlar
Deniz ağlar yolcu ağlar yol ağlar
Veysel ağlar sohbet ağlar dil ağlar
Tarihte bir büyük yarada kaldı…

Donanma tarihinde iki denizaltı kazası vardır.
Ne acı tesadüftür ki…
Çanakkale Boğazı ve her ikisinin de birbirine kavuştuğu yer, mavi suların sonsuzluğu…
İlki boğazdaki mayın manialarını kontrol etmek için dalarak, bir daha satıh yapamayan ve “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”ten adını alan “Atılay Denizaltısı”.
Yıl 1942. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen hemen ortası…
Diğeri ise 11 sene sonra, bir “4 Nisan” günü tüm kurtarma uğraşlarına rağmen, aynı sonla karşılaşan “Dumlupınar Denizaltısı”.
Katıldığı tatbikatın sona ermesi üzerine Gölcük’teki üssüne dönerken, dudaklarda “Barbaros Senfonisi”nin dizeleri.
Nara burnu açıklarında İsveç bandıralı Naboland Şilebi ile çatma neticesinde boğazın derinliklerinde son bulan hazin hikayesi…

Ey dalgalar, ey dalgalar,
Siz birçok gemicinin hayatına kasteddiniz.
Ey dalgalar, ey dalgalar,
Siz birçok gemicinin hayatıyla eğlendiniz.

Coşkun deniz, seni severiz
Sen ne kadar coşkunda olsan.
Mavi deniz, seni severiz
Sen ne kadar coşkunda olsan.

Seni bizden fazla seven yoktur,
Sana merbudiyetimiz çoktur,
Merhamet et denizcilere.

O beyaz köpüklü dalgaların,
Sisli, fırtınalı havaların
Bizi korkutamaz, bizi korkutamaz, korkutamaz.

Gemiciler kalkmalı erken,
Yıldızlar semada parıldarken,
Onlar için hiç korku yoktur,
Gece, gündüz sefer ederler.

Bu gece kamer tulu etmiş, ufukta parlıyor,
Denizde parlak bir iz bırakmış, etrafı nurluyor.
Şu gökteki parlak yıldızlar bizi selametliyorlar,
Uğurlar olsun ey cesur gemici diyorlar.

“Alo Dumlu” sesiyle özdeşleşen, çoğumuzun kulağının aşina olduğu “Ah bir ataş ver” iç yakan türküsüyle de simgeleşmiştir, unutulmazlar aleminde…
Ve denizin metrelerce altındayken bile “Vatan Sağolsun” sözüyle de yer almıştır, buruk hatıralarımızda…
Çok hazin ve unutulmazdır, yaşananlar…
Hele bir de denizciyseniz, her birinin hikayesini bilirsiniz.
Bilmek zorunda da hissedersiniz, giydiğiniz “ananızın ak sütü” gibi bembeyaz bahriye kıyafetiniz içerisinde…
Ama bu öyle bir sevda öyle bir tutku ki; vazgeçmek, uzak durabilmek mümkün değil“ Yine olsa yine aynı görevi yaparım” diyenlerdenizdir.
Atılay, Dumlupınar ve daha niceleri “Derinliğin sesidir, denizin maviliklerinde”…

İSMET HERGÜNŞEN