Söz de uçtu, yazı da

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunun ikinci yüzyılına büyük umutlarla adım atacağımız bir yıl dı, 2023.

Genel seçimler nedeniyle, dünyanın gözü de üzerimizdeydi.

Gelen yıllar gideni değil, daha yılın ikinci ayında gidenleri de aratmaya başladı bile…

17 Ağustos ve 12 Kasım hafızamızdan silinmemişken, deprem bu kez de kötü yüzünü 6 Şubat 2023’de gösterdi.

Hem de aynı günde iki kez.

1900 yılından beri kara merkezli ve satha yakın, sabaha karşı 7.7 ve öğle saatlerinde 7.6 şiddetinde en ölümcül depremler olarak da, tarihteki yerini aldı.

2022 yılı tam bir fiyaskoydu ve hatırlamaya bile gerek yok diye düşünürken, Kahramanmaraş’ın önce Pazarcık, sonrasında Elbistan merkezli depremler tam tamına 10 ilimizi vurdu.

Alışılmış olduğu üzere, yine aynı görüntüler vardı.

Hayatını kaybeden ve yaralananlar, yıkılan ve zarar gören evler ve kamu binaları, çatlayan yol ve pistler ile yangınlar.

Daha geçtiğimiz aylarda, Düzce Depremi’nin yıl dönümünde, hedeflenenin ne olduğunu anlayamamadığım bir tatbikat yapılmıştı.

“Çök-Kapan-Tutun”

Amaçlanansa; “Radyo ve televizyonlar tatbikat anonsu geçecek, halkın aynı anda bilgilenmesi ve reaksiyon göstermesi sağlanacaktı!..”

Liyakatsızlık, koordinesizlik ve çaresizlik ise had safhada.

Devletin göstereceği reaksiyonun merkezinde, malzeme ve insan gücü açısından olması gereken en önemli unsur “Türk Silahlı Kuvvetleri” yoktu, ilk anlarda.

Düzensizlik ve karışıklıkları önlemek ve hayatın normal akışını devam ettirmekle yükümlü olan “Polis ve Jandarma teşkilatı”. Onlar da yoktu, görünürlerde.

Ya; “Arama ve Kurtarma Timleri”.

Ya; “İnşaat faaliyetlerinde” kullanılan ağır iş makinaları.

Ya; “Eğitim ve hazırlık”.

Onlarda yoktu..

Peki ne var dı?

Tekerlek kırıldıktan sonra hamaset içeren açıklama yapan, yol göstericiler.

Söz ve önerileri dikkate dahi alınmayan, deprem uzmanı akademisyenler.

Ülkelerden gelen taziye mesajları ve harekete geçirdikleri arama ve kurtarma ekipleri.

Her afet olayında olduğu gibi, Türk Halkı’nın maddi ve manevi sahada gösterdiği dayanışma duygusu.

Her türlü olumsuzluğa rağmen hayata tutunmaya gayret gösteren yöre halkının, azim ve kararlılık içeren takdire şayan mücadelesi.

Dakikalarla ifade edilen depremin verdiği hasarı, Rusya Federasyonu bir yıldan beri sürdürdüğü savaşta, Ukrayna’ya karşı verememiştir, herhalde.

Denilen o ki; iki depremin yaratmış olduğu hasar, Hiroşima’ya atılan 10’larca Atom Bombası eş değerinde.

Her ne olursa olsun, başka ülkelerde bu büyüklükte yaşanan depremler de; bu kadar çok ev yıkılmıyor, yollar çökmüyor, canlar yitirilmiyor diye düşünmeden edemiyor insan…

Nedenleri biliniyor da, uygulamaya gelince, orası tam bir bilmece!..

Çoğunluğu tenzih etmekle birlikte;

  • Kağıt üzerinde kalan kanunlar
  • Görevini yapmayan denetleyiciler
  • Fay hatları üzerine inşa edilen, yüksek katlı ve çoklu daireli binalara izin veren yerel yönetimler
  • Aşırı kar peşinde koşan, müteahhit ya da yüklenici sıfatlı iş insanları
  • İşinden olmama derdinde olan mimar, mühendis ve iş güvenliği uzmanları
  • Yapı tekniğine uygun olmayan malzeme kullanımı
  • Onaylanmış plan ve proje dışında, denetimden uzak ve ruhsatsız sürdürülen inşaatlar
  • Usta başı, posta başı ve bir kaç çalışanın inisiyatifiyle yükselen, zerafetten uzak çarpık yapılaşma
  • En kusursuz, en sorumsuz yurttaşımız görünse de, ikamet ettikleri binada yapmış oldukları zihinleri yakan kolon ve kirişlerin bile kesildiği tadilatlar.
  • Cezasız kalan sorumlular, affa sokulan imarlar.

Neticede; zincirleme reaksiyon ve hal-i pür-melalimiz ortada.

Her an hatırlanmalıdır ki; dünya malı dünyada kalırken, değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğudur.

Neden birşeylerin değişmesi için yeterli gayreti göstermiyoruz?

İnsan düşünmeden edemiyor!..

Gölcük Depremi yüzyılın felaketi diye nitelenirken, son depremlerdeki üzüntü ve endişe verici durum, bu yüzyılın son felaketi olur, umarım…

Hayatını kaybedenlerin mekanı cennet, ruhları şad olsun. Allah; yaralılara acil şifalar, evsiz ve barksız kalanlar ile kayıpları olanlara da kuvvet ve sabır versin.

Son sözse; “Zaman en büyük düşmandır. Yas ise ayışığında tutulur, karanlıkta değil.”

İsmet Hergünşen

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/istanbul-yikilirsa-turkiye-coker-1714976

https://www.veryansintv.com/yazar/ismet-hergunsen/kose-yazisi/once-muhabere-sonra-muharebe/