Silah bağışları, ucuz kan ve jeopolitik hesaplaşma

Yazımıza savaşın özü demir ve kandır diyerek başlayalım. Bugün batı dediğimiz emperyalist yapı bu gerçeği çok iyi bilir. Emperyalizm, her şeyden önce jeopolitik saikle hareket eder. Batıyı temsil eden ABD adasının güvenliği ve refahı dört faktöre bağlıdır. 1. Dünya okyanuslarına dolayısıyla deniz ticaret rotalarına hakimiyet. 2. Avrasya adasını her zaman parçalı tutmak. 3. Dolar hakimiyetini dolayısı ile liberal kapitalist sistemi devam ettirmek. 4. Enerji ve ham madde kaynaklarını kontrol etmek.

ASKERİ GÜÇ OLMADAN HEGEMONYA OLMAZ

Bu saydığım hedeflere erişim için en büyük araç üsler zinciri ile beslenen askeri güç ’tür. Bunu ABD Başkanı Theodore Roosevelt 19. yüzyıl sonunda şöyle özetlemişti: ‘’Yumuşak konuş, fakat büyük bir sopa taşı.’’ Diğer yandan askeri güç için sadece silahlar ve cephane yani demir yetmez. Ölecek ve öldürecek insan gücüne yani kana ihtiyaç vardır. 1945 sonrası ABD demir ve kanını jeopolitik amaçlar için önce Kore ve sonra Vietnam’da kullandı. ABD mecburi askerlik sistemini (draft) kullanarak Kore’de 40 bin, Vietnam’da 60 bin askerini kaybetti. ABD karşısında milyonlarla ölerek 1973 yılında büyük bir zafer kazanan Vietnam, Washington’a büyük ders verdi. ABD sadece demirle savaş kazanamıyordu. Ölmeye hazır 20 milyonluk bir Kuzey Vietnam, karşısındaki 212 milyonluk refah devinin askerlerini yenmişti. ABD için Vietnam, komünizm ile mücadele maskesi altında Asya adasının güneyden kuşatılmasında çok stratejik bir ülkeydi. Kuzey Kore’den sonra Vietnam da kaybedilemezdi. Savaşı Fransa’dan devralmışlar ve büyük bir istekle devam ettirmişlerdi. Ayrıca ABD’nin iç ekonomik cephede en güvendiği payanda savaş ekonomisi idi. Askeri endüstriyel yapının kana ve savaşa ihtiyacı vardı. Bu nedenledir ki ABD Başkanı Dwight Eisenhower, 1960 yılında görevini John F. Kennedy’e devretmeden birkaç gün önce Askeri Endüstriyel Kompleksin ABD için ne denli risk oluşturduğunu, şu şekilde açıklıyordu: “Bu yapının devletin kurumlarında bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, kontrolsüz etki elde etmesi konusunda tetikte olmalıyız.” Ancak askeri yapı önce Küba’da Domuzlar Körfezinde şansını denemiş, generaller Kennedy’yi savaş konusunda ikna edemeyince Vietnam cephesi açılmıştı. Vietnam’a asker gönderilme kararını 1962’de bizzat Kennedy vermişti. Dönemin ABD’nin Hindistan Büyükelçisi Ken Galbraith, Kennedy’yi şöyle uyarmıştı. ‘’Tehlike şudur ki, sömürge gücü olarak bölgede Fransa ile yer değiştirecek ve onlar gibi kanımız dökülecek.’’Galbraith haklıydı. Vietnam halkı Çin ve SSCB’den aldığı askeri yardımlarla direndi ve kazandı. 1970 sonrası ölen Amerikaların aileleri ve gaziler ile aydınlar ABD’de o denli büyük baskı grupları oluşturdu ki ABD yeni Başkan Nixon tarafından 1973 yılında mecburi askerlik sisteminden gönüllü ve paralı askerlik sistemine (All Volunteer Force – AVF) geçti.

AMERİKAN KANI YERİNE İKAME KAN

ABD 1973 sonrası giriştiği her savaşta ve müdahalede özellikle füzeler, uçaklar, bombalar özel kuvvetler, İHA’lar ve yerli işbirlikçileri kullandı.  Örneğin 1979 Afganistan’ın Sovyet işgalinde sınırsız Amerikan silahı ile donatılan Taliban ve Mücahitler Sovyet ordusunu topraklarından attı. Ancak 2001 sonrası aynı işgali ABD kendisi yapınca geçmişte bağışladığı silah envanterini kullanan Afganlara yenildi. Afgan gruplar ABD’nin stratejik sonuç kazanamadan 2021 Ağustos’unda skandal şekilde Kabil’den geri çekilmesini sağladı.  Amerikalı genelde batılı asker ölmeye hazır değildi. Kamuoyları hazır değildi. Ceset torbalarını görmek istemiyorlardı. O zaman küresel jeopolitiğin nasıl oyun kurucusu olunabilirdi? Onlar için ölmeye hazır, hayatlarını terk etmeye, yaşam tarzlarından vaz geçmeye hazır kitlelere ihtiyaç vardı. Yani vekil ve vassallarla paralı askerlere ihtiyaç vardı.

İŞGAL VAR, DÜZEN YOK

Hegemonya vekalet savaşları üzerinden de jeopolitik hedeflerine erişemiyordu. Vekilleri kullanarak işgal ediyor, ancak düzen kuramıyordu. ABD, 1999-2022 yılları arasında Asya ve Afrika’da Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’deki savaşlar için 8 trilyon dolar harcadı. Alt yapının tamamen yok edildiği, milyonların öldüğü bu ülkelerde, işgal ve rejim değişikliğine rağmen istikrar sağlanamadı. Nihai siyasi hedefler elde edilemedi. Bu durum bölgesel ittifaklar ya da geçici iş birlikleri ile dışarıdan kriz bölgelerine dayatılan jeopolitik çözümlerin reddedildiğini gösteriyordu. Vekalet savaşçıları düzenli ordu birliği savaşçıları değildi.

ÇAMURDA SAVAŞMAK VE ÖLMEK

Hegemonya kendi piyadesini, çamurda kullanmıyordu. Eski ABD Savunma Bakanı General Mattis 9 Ekim 2017 tarihinde yaptığı bir konuşmada sahadaki Amerikalı muharip askerin ABD çıkarları için ne kadar önemli olduğunu dile getirerek Amerikalı tarihçi T.R. Fehrenbach’ın Kore Savaşlarını anlattığı ‘’This Kind of War (Bu çeşit Savaş)’’ isimli kitaba vurgu yapmıştı. Konuşmasında kitaptan yaptığı alıntı şu şekildeydi: ‘’Bir milletin üzerinde sonsuza kadar uçabilir, onu bombalıyor olabilirsiniz. Onu un ufak edebilirsiniz. Hayattan silip atabilirsiniz. Fakat uygarlık için onu korumak ve teslim almak istiyorsanız bunu ancak Roma lejyonlarının yaptığı şekilde kara üzerinde yapmanız gerekir.  Bunun için de genç askerlerinizi çamura sokmanız gerekir.’’ Gerçek şu ki, ABD çamurda savaşacak asker bulsa da, kamuoyu bırakalım Vietnam faciasını, Irak’taki travmayı bile atlatabilmiş değil.

 ASIL HEDEF ASYA’DA ÇİN’İ YENMEK

ABD, artık açık savaş dönemine girilen Büyük Güçler Mücadelesi (Great Power Competition) döneminde 2012 yılından itibaren kendisine en büyük cephe olarak Batı Asya’yı belirledi. Zira soğuk savaş bittikten sonra Atlantik’in hedefi Asya idi. Nasıl olsa Avrupa emniyete alınmıştı. Yugoslavya krizi ile Adriyatik kontrole alınmış; NATO Rusya sınırlarına kadar genişletilmişti. Irak’a sahte BM kararları ile müdahale edilmiş. Enerjisi ve ham maddeleri kontrol altına alınmıştı. Harekatta kullanılan yüksek teknoloji karşısında ve son anda satın alınarak ABD tarafına geçen Iraklı generaller sayesinde Amerikalı asker zayiatı asgaride kalmıştı. Irak yerle bir edildi. Rusya Yeltsin zamanında parçalanma aşamasına gelmiş; Çin ABD’nin en önemli ticari ortağı yapılmıştı. Komünizm çöktükten sonra özellikle Türk cumhuriyetlerinde İslam dini ABD çıkarlarına göre şekillenecekti. Amerikan Turancılığı ile FETÖ Müslümanlığı el ele Asya’nın kalbinde Amerikancı Türk İslam sentezini yerleştirerek büyük bir ideolojik boşluğu dolduracaktı. Asya’daki 5 Türk devleti FETÖ okulları ve yapılanmasıyla iç içe girmişti. Bu amaç için Türkiye’de 2007 sonrası kumpas davalar ile milli orduya kumpas kuruldu. 15 Temmuz 2016’da FETÖ Türk milletine saldırdı. NATO üyesi olmasına rağmen Doğu Akdeniz Güneydoğu ve Kıbrıs’ta jeopolitik çıkarları batı çıkarları ile çatışma rotasına giren Türkiye ciddi rota değişikliğine gitmek zorunda kaldı. Diğer yandan Asya’da da 2000 yılı sonrası işler tersine döndü. Asya toparlandı. Rusya, Çin ile yakınlaştı. Rusya parçalanma sürecini durdurdu. Çin ekonomisi büyüdü ve bu güç askeri güce yansıyarak denize çıktı. Buna cevap gecikmedi. 11 Eylül bahanesiyle 2001 yılında Afganistan işgal edildi. Asya’nın kalbinde önce ABD sonra BM onaylı ISAF görevi ile NATO ve batı yerini almıştı. Hiç kimse Asya’da Kuzey Atlantik İttifakının ne işi var diye soramıyordu. Ancak son tahlilde iş yine çamurda savaşmaya dayanmış ve 2021 sonbaharında ABD ve NATO acele ile Afganistan’dan çekilmişti.

ABD, KONUMUNU KORUMAK İÇİN DİRENİYOR

ABD batı ile her alanda gerilemesine rağmen çok kutuplu dünya sistemini kabul etmiyor. Rusya ve Çin’in kuşatılması ve Avrasya’nın parçalı tutulması başta olmak üzere girişte yazdığım dört hedefe kilitlenmiş durumda Ukrayna’dan, Ermenistan’a; Tayvan’dan İran’a her yönde kuşatmayı sürdürmek ve askeri endüstri ile finansal yapının çarklarını yeniden döndürmek için fırsat kolluyor. Devasa sermaye birikimi ve finans dünyasında biriken trilyonlarca doların savaş ve savaş sonrası yatırıma ihtiyacı var. Topraklarının %20’sini kaybeden, ekonomisi yarı yarıya küçülen Ukrayna’nın yeniden imarı için (200 milyar dolar yatırım gerekiyor. Aynen Irak’ta olduğu gibi Amerikalı ve İngiliz müteahhitler şimdiden sırada bekliyor. Savaş ne kadar uzun sürerse yıkım o denli aratacak, batılı firmalar o denli büyüyecek. Ukrayna küçülürken ve sömürgeleşirken Rusya kan kaybetmeye devam edecek ve yarının büyük hesaplaşmasında Çin’in yanında tüm gücü ile durmayacak.

UKRAYNA İÇİN SAVAŞAN BATILI ASKER YOK

Bugün zengin kuzey, Ukrayna’nın arkasında duruyor. Ancak hiçbir ulus devlet Ukrayna ordusu yanına kendi askerini yollamıyor. Sadece malzeme veriyorlar. ABD ve AB savaşın bitmesini istemiyor. Ne diyor Alman Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock: ‘’Alman silah yardımı Ukrayna ‘nın savaşı kazanmasını mutlaka sağlamalıdır. Savaşın yıllarca sürmesi olasıdır. Bu her şeyden önce Ukrayna halkı üzerinden sağlanabilir…Her şart altında savaş kazanılmalıdır.” Başbakan Olaf Scholz ne diyor? “Ukrayna bu savaşı kaybetmemelidir.” Yani özetle Ukrayna halkını sonuna kadar savaşmayı ve ölmeyi tavsiye ediyorlar. Neden? Ukrayna NATO üyesi olsun diye.

BAĞIŞLARLA ÖLÜME TEŞVİK

Ukrayna savaş başladığından bu yana ABD ve AB’den ayrı ayrı 9 milyar dolar civarında finansal yardım aldı. Yapılan askeri yardımın sınırı yok. ABD Kongresi, mart ayında tahsis edilen 14 milyar dolara ek olarak, Zelensky ve hükümetini Rusya’ya karşı silahlandırmak için ek 40 milyar dolar tahsis etti. Bu savaşın bitmesi istenmediği için Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlar sınır tanımıyor. G7 liderleri de son toplantılarında, Rusya’ya karşı Ukrayna’yı desteklemek için silah yardımına 24 milyar dolar ayırdı. Geçen hafta (21 EYLÜL 20229) ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, “Ukrayna Destek Temas Grubu”nu Almanya’da Ramstein Amerikan hava üssünde topladı. Grup 50’den fazla ülkeden oluşuyor. NATO üyeleri yanısıra Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Kore, İsrail ve Katar da grupta yer alıyor. Ukrayna’ya bağışlanan silahların sayısı, üretimlerinde keskin bir artış gerektirecek kadar fazla. Örneğin Pentagon, Ukrayna personeli tarafından işletilen 126 uzun menzilli M777 obüsü için Ukrayna’ya yaklaşık 800.000 adet 155 mm top mermisi sağladı ve bu mermiler ABD istihbaratının gösterdiği hedeflere ateşleniyor. Ancak sorun şu ki ABD stokları Javelin tanksavar füzeleri gibi azalıyor. İngiltere de bugüne kadar Ukrayna’ya 1 milyon tona yakın askeri malzeme ile Ukraynalı binlerce askere eğitim sağlarken, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Polonya savunma sanayii üretiminin önemli bir kısmını Ukrayna’ya tahsis etmiş durumdalar. Türkiye de 3 adet, tanesi 5 milyon dolarlık TB2 İHA sistemini Ukrayna’ya bağışladı. Bu savaş ABD başta olmak üzere pek çok ülkenin savunma sanayii sektörüne adeta hayat öpücüğü sundu. Örneğin İtalyan Leonardo Grubu Ukrayna savaşı sayesinde dünyanın en büyük 100 savunma sanayi endüstri grubu arasında yerini aldı. AB’nin en büyüğü oldu. İtalya Başbakanı Draghi’yi geçen mayıs ayında Beyaz Saray’da kabul eden Başkan Biden, ona şunları söylemişti: “Sizinle ilgili en takdir ettiğim şey, Ukrayna’ya yardım etmek için NATO ve AB’yi uyumlu hale getirmek için gösterdiğiniz çabadır.

AMERİKAN ENERJİ SEKTÖRÜ REKORA KOŞUYOR

Diğer yandan ABD enerji sektörü de savaş sayesinde büyük sıçrama yaptı. Başta Almanya olmak üzere AB ülkelerini Rus gazından mahrum bıraktıran ABD’de kaya gazı sektörü tarihi rekorlar kırıyor. Çoğu Yunan armatörlere sahip LNG tankerleri ile Avrupa limanlarına taşınan Amerikan gazından sağlanan kar, savunma sanayi ile yarışıyor. ABD Savunma Bakanı Ukrayna Destek Temas Grubu konferans açış konuşmasında ne diyor? ‘Ukrayna’nın Rusya’ya karşı mücadelesi bir Rus işgalini püskürtmekten daha fazladır. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana barışı koruyan uluslararası kurallara dayalı düzeni savunmakla ilgilidir…Bu nedenle ABD bugün ve yarın Ukrayna’nın yanında olmaya devam edecek. Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte ivmeyi artıracağız.”

SAVAŞIN KAÇINILMAZ SÜRECİ

Kışkırtmalar savaşı, savaşlar yıkımı, yıkım yatırımcıları yaratır. Bu çark sırasında büyük güçler jeopolitik hedeflerini ele geçirmeye ve korumaya çalışır. Önce kriz yaratılır, krizin uzun soluklu, intikamcı ve sınırları zorlayıcı olması istenir. Asırlık düşmanlıklar din ve etnik ayrışma kullanılarak kışkırtılır. Ukrayna’dan, Tayvan’a; Filistin’den Yemen’e; Güney Çin Denizinden Doğu Akdeniz’e tarihin bugünkü sayfasında yaşananlar budur. Burada önemli olan Atlantik gücün kendi vaz geçilmez çıkarlarını yani sözde kurallara dayalı sistemini korumak için ucuz kan bulabilmesidir. Kendisi için çamurda savaşacak asker bulabilmesi hedeftir. Kendi kanı kıymetlidir. Nasıl ki Birinci Dünya Savaşında Kayzer Almanya’sı, Osmanlıyı yanına alarak çok gereksiz cephelerde (Galiçya, Kanal Cephesi) Türk kanı dökerek kendi kanını korumaya çalıştıysa veya dönemin hegemonu İngiltere; Hindistan, Avustralya ve Yeni Zelanda kanını bu savaşta kullandıysa bugünün hegemonu da vekillerinin ve vassallarının kanını kullanıyor. Doğu ve batı olarak bölünen Ukrayna’da şu ana kadar 6 bin sivilin öldüğü tahmin ediliyor. 13 milyon evlerini terk etti. 7 milyona yakını Avrupa’ya göç etti. Bir o kadarı kendi ülkelerinde yer değiştirdi. On binlerce Ukraynalı ve Rus savaşta öldü ve yaralandı.

KIŞKIRTMA ALANLARI SICAK TUTULMALIDIR

Emperyalizm için yeni ucuz kan adaylarının bulunması ve her an kullanıma hazır tutulması önemlidir. Kaşınacak pek çok alan vardır. Dünya savaşları sonrası pek çok sınır sorunu canlıdır. Deniz yetki alanları sorunları yüzün üzerindedir. Etnik ve dini düşmanlıklar kolayca kaşınabilir. İşte bizim bölgemizde de Türk Rum ve Türk Yunan düşmanlığı cepte hazır tutulmaktadır. Bu düşmanlık körüklenerek Yunanistan ve Kıbrıs’ta emperyalizmin üslenmesi ve bu coğrafyaların hava deniz ve kara hacimlerinin sınırsız bir şekilde kullanımları hedeflenmektedir. Türk düşmanlığı ise söz konusu ülkelerin bir nevi sömürgeleşmesine izin verecek psikolojik alt yapıyı sağlamaktadır.

KIBRIS’TA KALKAN AMERİKAN AMBARGOSU

Geçen hafta ABD yönetimi, yeminli Türk düşmanı Senatörler Menendez ve Rubio’nun üç yıl önce başlattıkları girişim sonucu Kıbrıs Rumları üzerinde uygulanan silah ambargosunu tamamen kaldırdı. Bunun yıkıcı sonuçlarını önümüzdeki dönemde görmeye başlayacağız. 2004 yılında Kıbrıslı Rumların AB’ye alındıktan sonra silahlanmasına başta Fransa olmak üzere diğer AB üyeleri de katıldı. 21 Ağustos 2022 günü de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail’den Demir Kubbe hava savunma sistemi alacağı belirtilmişti. Yunan medyasında yer alan haberde, sistemin ‘Türkiye’den gelen tehdide’ karşı kullanılmasının planlandığı açıklandı. Diğer yandan GKRY dünyada kişi başına düşen silah sayısında ABD’yi aratmayacak düzeyde çok ileri düzeyde bir devletçik.  Her 100 kişinin 34’ü silahlı. Bu sayı ile dünya dokuzuncusu olduklarını hatırlatalım.

DEDEAĞAÇ’TA AMERİKAN MUHİPLERİ

Diğer yandan geçen hafta Yunan medyası Dedeağaç’ın Amerikan Donanmasına ait Balistik Füze Savunması BMD (Balistik Füze Savunma) yeteneği de olan 9 bin tonluk Arleigh Burke sınıfı muhriplere ev sahipliği yapacak şekilde genişletileceği haberlerini verdi.  Karadeniz ve Balkanların sınırında, Çanakkale Boğazının yanında böylesi bir konuşlandırmanın ciddi stratejik sonuçları olacaktır. Dedeağaç Limanı ABD’nin 21. yüzyıl deniz jeopolitiğinin önemli hamlelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Çanakkale Boğazı’nı kontrol edebilen bu liman, ABD ve NATO’ya ait asker ve askeri teçhizatın Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Polonya’ya kadar uzanan bölgeye ulaştırılmasında hayati rol oynayacaktır. Bu haberin Yunan medyasında yer aldığı sıralarda Amerikalı senatör Menendez de ‘’Ege ve Doğu Akdeniz’de Yunan Deniz alanlarına itiraz eden tek ülke Türkiye’dir. ABD Dışişleri Bakanlığı bu sorunda Türkiye’nin sorumluluğunu ilan etmelidir’’ diyordu.

TÜRK-YUNAN DÜŞMANLIĞI SICAK TUTULMALIDIR

ABD tarafından Yunanistan ve Türkiye arasındaki ‘düşmanlığın’ körüklenmesi ve sıcak tutulması son derece önemlidir. Zira küresel jeopolitik denklemde, Yunanistan’ın Rusya’yı ve Çin’i kuşatmak amacıyla Dedeağaç başta olmak üzere ülkedeki üsleri ve Suda üssünü kayıtsız şartsız kullanabilmesi için söz konusu düşmanlık çok önemli gerekçe sağlıyor. Yunan halkı büyük jeopolitik oyunlardan anlamaz. Ama Yunan halkı zaten çocukluktan itibaren var olan Türk düşmanlığı körüklenerek, Türk tehdidi büyütülerek Yunanistan içerisinde ABD’nin veya Avrupa Birliği’nin “Türkiye’ye karşı deniz yetki alanlarınızı, adalarınızı biz koruyacağız” demesiyle ülkede ABD’nin saldırı silahları, hava ve donanma gücüyle konuşlanması hedefleniyor. Zaten ortak savunma iş birliği anlaşması süresiz olarak uzatıldı ve neredeyse 10 üssün kullanımı ABD’ye açıldı. Ukrayna nasıl ki Katolik batısı ve ortodoks doğusu üzerinden yıllardır bölünmüşlüğe ve karşılıklı nefrete hazırlanmışsa Ege’nin iki yakası da 1955 sonrası karşılıklı nefrete ve düşmanlığa adeta teşvik edildi. Ukrayna halkı ABD ve AB çıkarları için (NATO’nun doğuya genişlemesi) nasıl ki kanını karşılıksız döküyorsa, Yunan halkı da ABD çıkarları için egemenlik ve bağımsızlığından vaz geçiyor. İleride tepeden tırnağa silahlanmış Yunan halkının görünüşte kendi çıkarları gibi görünse de ABD ve AB çıkarları için savaşmayacağını veya kanını dökmeyeceğini kimse iddia edemez. Yarın ABD Yunanistan’a ‘’karasularını 6 milin üzerine çıkar arkanda ben varım’’ dediğinde olacakları kimse tahmin edemez.

TÜRK JEOPOLİTİĞİ ATLANTİK İŞE ÇATIŞIYOR

Türkiye’nin kışkırtmalara karşı ‘soğukkanlı’ davranması gerekir. Türkiye’nin denize çıkması, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’da güçlenmesi emperyalizmin çizdiği sınırların dışına çıkması demektir. Rusya ve Çin gibi Türkiye de çevrelenmektedir. Rusya nasıl Ukrayna’da, başka seçeneği kalmadığı için, tuzağa çekildiyse; Türkiye de gelecekte bu tip bir tuzağa çekilebilir. Bu kapsamda Ege’de 6 mil üzeri karasuları genişletilmesi mükemmel bir fırtınayı başlatabilir. O nedenle soğukkanlı bir şekilde bulunduğumuz coğrafyanın üstünlüğünü kullanarak batılı sözde müttefiklerimize karşı bir denge politikası uygulamamız gerekir. Türkiye enerjisini gelecek için korumak durumundadır. Onların istediği Türkiye’nin enerjisini Ege’de çıkartılacak küçük bir krizde harcatmak ve Türkiye’yi, turpun büyüğü, en büyük çıkarlarının olduğu Doğu Akdeniz’den uzak tutmaktır.

 ÖNÜMÜZDE ÇOK ZOR BİR KIŞ VAR

Asya adasının parçalı, Batı Avrupa yarımadasının ABD adası yanında bütün halde tutulabilmesi için Ukrayna, Tayvan, Libya, Irak, Suriye, Afganistan, Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, İran, Azerbaycan, Ermenistan, Tacikistan, Kırgızistan, Sincan, Yemen, Kore Yarımadası ve daha pek çok yerdeki dini, etnik, siyasi, hukuki ve stratejik çatışma ve çekişmelerin üzerine benzin dökülecektir. Amaç Asya adasını paramparça tutmak ve Asya güçlerinin enerjisini tüketmektir. Bu kışkırtmalarda batılı güçler son kertede kendi askerini kullanmayacaktır. Kendi yarattıkları terör örgütleri, PKK/YPG tipi vekil terörist örgütler, Banderacı Naziler, lejyonerler ve hibrid savaşın tüm araçlarını kullanılacaktır. Burada kritik soru şudur: Bu enstrümanlar yeterli olacak mıdır? Kendisini korumak zorunda kalan ulus devletler karşısında, büyük güçler çamurda savaşmadan kesin sonuç alabilecekler mi? Bu sorunun cevabı kanaatimce hayır. Almaları çok zor. Kore ve Vietnam savaşlarında bunun örneklerini gördük. Irak, Libya ve Suriye’de gördük. Bu süreçte batının en çok kullanacağı argüman kural temelli düzen (rules based order) olacaktır. Washington konsensüsü altında suni olarak yaratılan otokrasi-demokrasi ikilemiyle milletler sosyolojik kırılmalara zorlanacak ve batının jeopolitik kazanımları bu psikosoyal ikilem üzerinden şekillenecektir.

ARTIK GERİ DÖNÜŞ ÇOK ZOR

Dünya güçleri artık geri dönüşü olmayan bir yola girdiler. Ukrayna krizi köprüden önce son çıkış idi. Maalesef çıkış kaçırıldı. Bundan sonra denizle kıtanın, çamurda savaşanlarla koltuklarında oturanların; kuklalarla, egemenlerin, kuşatanlarla kuşatmaya direnenlerin değişik kıta, bölge ve deniz alanlarındaki mücadelesini göreceğiz. Demire ve kana sahip olan ulus devletler ile kanını demir sahiplerine kullandıran kukla devletler arasındaki çatışma uzun süre devam edecek.  Rusya’nın geçen haftaki Ukrayna savaşındaki kısmi seferberlik kararı ile ŞİÖ zirve kararlarını, Güney Kore, Pusan limanına USS Ronald Reagan uçak gemisinin aniden gönderilmesini bu çerçevede görmek gerekir.

BU DÖNEM UCUZ VEKİL KANLARI İLE DEVAM EDECEK

Bu kapışma, ya denize çıkan yükselen güç kıta devletlerinin yeniden kıtaya itilmesi ve çevrelenmesi ile ya da çok kutuplu dünya düzenine direnen eski hegemon deniz güçlerinin vekil kanları tükendiğinde yenilgiyi kabullenerek 21. Yüzyıl ortasında çok kutuplu yeni dünya düzenine rıza göstermesi ile son bulacak. Yani durum 1989 yılında Sovyetler Birliğinin gönüllü ve savaşmadan 1945 sonrası Avrupa ve Asya’da elde ettiği etkinlik alanlarından gönüllü çekilmesine benzer bir şekilde sonuçlanmayacak. AB ülkelerinin bu kışı nasıl geçireceklerini bilemiyoruz. Ancak geçen sene aynı dönemde elektrik ve gaz faturasına 180 avro ödeyen bir Alman emeklisinin bu ay başında 1800 avro ödemesinin önümüzdeki dönem sebep olacağı sosyal çağlayan etkisini bilemiyoruz. Covid ve Ukrayna Krizi sonrası sınırları zorlanan Avrupa ekonomileri ile Kraliçe Elizabeth II ölümü ardından son 313 yılın en kötü ekonomik performansı yaşayan İngiltere’de alevlenen anti monarşi söylemleri ile İskoçya’nın bağımsızlığı gibi konuların ne şekilde sonuçlanacağını bilemiyoruz. Halkının % 50’ye yakının bir iç savaş beklediği ABD’de Demokrat Biden’ı destekleyen küreselciler, beyaz yakalılar, kıyı eyaletleri (Mavi Amerika), şehirliler, liberaller, elitistler ve eğitimliler ile; Cumhuriyetçi Trump’ı destekleyen ulusalcılar, mavi yakalılar, kara eyaletleri (Kırmızı Amerika); köylüler, muhafazakârlar, fakir ve eğitimsizler (deplorables) arasındaki 2024 seçimlerinin ne getireceğini bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki Çin ve Rusya büyük resmi çok iyi görüyorlar.  Çin Ulusal Halk Kongresi Daimî Komitesinin geçen hafta yaptığı açıklamada: “Rusya ve Çin, NATO’nun genişlemesine ve Moskova ile Pekin’in çifte çevrelenmesine karşı birlikte savaşacaklar” demesi günümüz jeopolitik mücadelede kartların artık açıkça masaya sürüldüğünü gösteriyor.

SONUÇ

21. Yüzyıl ABD adasının Asya adasını çevreleme hamleleri ile başladı. Asya güçleri bu çevrelemeye direniyor. Şartlar 19 ve 20. Yüzyıldan çok farklı. Önümüzdeki 10 yıllarda dünya çok büyük mücadelelere sahne olacak. ABD’nin gerileyen ekonomisi ile işi çok zor. Türkiye de hem seçime hem de cumhuriyetin 100. yılına giderken her attığı adımı hesaplamalıdır. Soğuk savaş döneminde atılan her adım geleceğimizi bir birim şekillendiriyorsa, bugünlerde atacağımız geleceğimizi 100 birim şekillendirecektir. Yeni bir dünya kuruluyor. İktidar ve muhalefet hep birlikte kurulan yeni dünyayı iyi analiz edebilmeli ve torunlarımızın geleceğini garanti altına almalıdır. Zaman kutuplaşma zamanı değildir. Zaman gösteriş ve kibir zamanı değildir. Zaman geçmişle intikam veya helalleşme dönemi değildir. Zaman kendi çıkarları için gelecek kuşakları harcama zamanı değildir. Zaman demokrasi maskesi altında oligarşik yapıları ya da yozlaşmayı savunma zamanı değildir. Zaman din adamlarının dumanlı vaatler dönemi değildir. Zaman içi boş tartışmalar zamanı değildir. Zaman Mustafa Kemal Atatürk ışığında ve rotasında yumruk olmak, bize emanet muhteşem coğrafyayı ve cumhuriyeti büyük Türk milletinin mutluluk ve refahı için geleceğe taşıma bilincine erişmek zamanıdır. Zira konjonktür 100 yıl öncesi ile aynıdır. Tek fark Mustafa Kemal Atatürk henüz çıkmamıştır.

Cem Gürdeniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir