Bir Beyaz Kuğu süzüldü Boğaz’dan…

Denizin kokusu, uçuşan martıların coşkusu, vapurların uğultusu; Boğaz’ın ikiye ayırdığı bu şehrin insanlarını İstanbul’un büyülü âlemine taşır.

Geçtiğimiz günlerde asil ve aziz İstanbul’un seyrine doyum olmayan Boğaz’ın maviliklerinde, uzun bir aradan sonra eşsiz bir misafiri vardı.

İstanbullular onu kimi zaman İstinye’de, kimi zaman Dolmabahçe’de, Moda’da ya da Heybeliada önlerinde görürlerdi.

Bu zarif gemi, sularımıza girdiği günden beri narin silueti, bembeyaz bordası ve sarı bacalarıyla her Türk’ün gönlünde taht kurmuştur.

Uzun bir bakım sürecinden sonra, Zafer Bayramı etkinlikleri kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ten yadigâr, biz bahriyelilerin “Beyaz Kuğusu”, olanca büyüleyiciliğiyle Boğaz’da süzülüyordu.

Cumhuriyet tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip olan ve Ulu Önder’in huzur bulduğu TCG Savarona’ya eşlik eden Donanma gemileri, denizcilik tarihi ve kültürel mirası gelecek nesillere aktaran birer fener gibiydi.

Donanma’ya açılan son kapı olan Deniz Harp Okulu’ndan mezun olan her teğmen için, Atatürk’ün manevi gücünü taşıdığına inanılan bu gemide görev almak en büyük hayaldir.

Teğmen adaylarına deniz ve gemi yaşantısını tanıtan, ufkun ötesini gösteren ve kurumsal hafızada iz bırakan en değerli hazinedir.

Bu hazineyi var eden, bir kara subayı olmasına rağmen “Denizciliği Türk’ün büyük ulusal ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.” vizyonunu ortaya koyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öngörüsüdür.

Ulu Önder’in özgür, baş eğmez ruhunu ve jeopolitik dehasını yansıtan bu gemi, hemen her bahriye subayının düşünce dünyasında kilit bir rol oynamıştır.

Atatürk, 56 gününü geçirdiği TCG Savarona’da dayanılmaz hastalığıyla mücadele ederken, “Şahsi meselem” dediği Hatay, Türk Deniz Kuvvetleri’ni güçlendirme çabaları dâhil, ülke sorunlarını çözüme kavuşturma uğraşı içerisindeydi.

Bir gün yanındakilere, “Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim?” diyerek ıstırabının ne kadar büyük olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Bugün “Mavi Vatan” doktriniyle “Çevre denizlerimiz bizimdir.” deme cesareti gösterilebiliyor ve MİLGEM, İstif sınıfı gibi gemiler üretilebiliyorsa, TCG Savarona ile yurt dışına yapılan ilk seyirlerde kazanılan deneyimlerin de önemli payı vardır.

Boğaz’dan geçiş yapan Mavi Vatan’ın koruyucularının dudaklarından aşağıdaki dizeler dökülürken, biz eski bahriyeliler de eşlik ediyorduk:

Biz denizci gençleriz, göğsümüz şeref dolu
Atatürk’ü izleyen yol, Deniz Harp Okulu

Günümüz bahriyelileri, Atatürk’ün eşsiz mirasına yeniden hayat verirken, eski bahriyelilerin anılarını içeren “Atatürk’ten Yadigâr TCG Savarona” kitabı ile atamıza olan vefa borcumuzu bir nebze olsun ödediğimizi düşünüyoruz.

Zafer Bayramı’nın 103. yılını kutladığımız bugün, aynı zamanda akademik, askeri ve sportif eğitimlerin sonunda Harp Okullarından mezun olan yüzlerce Harbiyelinin omuzlarına yüklenen sorumluluğun taçlandırıldığı gündür.

O gün yapılan törenler de yeni mezun teğmenler kıtaya çıkmadan önce şimdilerde kaldırılan “Subaylık Andı” olarak şu andı okuyorlardı:

“Ant içeriz ki laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne, yüce Türk ulusunun namus ve şerefine, aziz vatanın bir karış toprağına uzanacak eller karşısında bizi bulacak ve kılıçlarımız daima keskin ve hazır olacaktır. Bizler Türk istikbalinin evlatlarıyız. Şerefimizle doğduk, şerefimizle yaşayacağız. Ne mutlu Türküm diyene!”

Yukarıdaki andı içselleştiren Türk Ulusu’nun Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü kutlu olsun; Maviliklere yeniden kavuşan TCG Savarona nezdinde Türk Donanması’nın pruvası neta, denizleri sakin olsun.

Son sözse: Kim ne derse desin, benim ülkemde her daim Atatürk’ün gölgesi vardır ve huzurunda eğilinir.

İsmet Hergünşen