
Bundan birkaç hafta önce 1900’lerin başında doğan gemi sökümcüsü Hüseyin İlhami Söker’i, daha sonra 1905 yılında doğan meslektaşı İmdat Gündoğdu’yu sizlere tanıtmaya çalışmıştık. Şimdi onların çağdaşı olan 1910 doğumlu Rıza Kalkavan’ı tanıtmaya çalışacağım.
Rahmetli Rıza Kalkavan’ı İzmir Körfezi Batıkları kitabımın çalışmaları esnasında tespit ettim. Kitabın hikayesi şöyledir: 2019’un bahar aylarında bir dergiye yazacağım makale konusunu “Urla İskelesi Batıkları” olarak belirlemiştim. Bu makaleyi hazırlarken, yaklaşık üç yıl önce İzmir Körfezi’nde bir gemi batığı bulunduğunu öğrendim. Yayınlarda batık geminin yandan taramalı sonarla çekilmiş birkaç fotoğrafı da vardı. İlgili enstitü ile iletişime geçtim, kısa bir süre sonra da bu batığın İnebolu vapuru olduğu ortaya çıkartıldı. Batık gemi hakkında yaptığım tarihsel çalışma başarıyla sonuçlanmıştı. Bundan güç alarak İzmir Körfezi’ndeki batık gemiler hakkındaki araştırmalarımı derinleştirmeye karar verdim. Başta amacım Urla İskelesi batıklarının tarihini yazmaktı. Uzunada çevresinde bulunan beş batık, Urla İskelesi’ndeki iki batık ve son olarak İnebolu batığı toplam batık sayısını sekize çıkarttı. Bir Zamanlar Uzunada’da, Birinci Dünya Savaşı’nda Yenikale’de mânia gemisi olarak batırılan üç İngiliz ticaret gemisinden söz edilmişti. Ayrıca kitapta biri Fransız, biri de İngiliz olmak üzere iki mayın gemisi anlatılmıştı. Bu durumda 13 batık gemiyle yola çıkıyordum. Yenikale stratejik konumu nedeniyle önceden beri ilgimi çeken bir yerdi. Mesleğim nedeniyle burada daha fazla batık gemi olabileceğini tahmin ederek yola koyuldum. Yaklaşık 2 yıllık bir çalışmadan sonra kitap 2021’de okuyucu ile buluştu.
İzmir Körfezi’ndeki batıkların çıkarılması bölümünde çevrede yaptığım araştırmalarda bir isim öne çıkmıştı: Rıza Kalkavan. Yakın bir arkadaşım sayesinde oğlu Murat Kalkavan’a ulaşmak mümkün oldu. İzmir’de 1967’den itibaren yapılan batık çıkarma çalışmalarının yayınlanan bir ilanla başladığını düşünüyoruz. Bu ilan, aşağıdaki gibidir:
İzmir Defterdarlığı’ndan
Eski Gediz Ağzı mevkiinden Abdullahağa Çiftliği civarına isabet eden sahil noktasını birleştiren mevhum hattın doğusunda kalan İzmir Körfezi sahası içerisinde mevcut 13 adet batık gemiden:
1- Yenikale geçidinde bulunan Yeşil Fener’den Yavuz Şamandırası’na kadar olan saha içerisinde mevcut 10 adet batık gemi bir arada,
2– Yenikale ile Pelikan Feneri arasında Tembel Dezması olarak tanınan 1 adet batık gemi ayrı olarak,
3- Pelikan Feneri ile Abdullahağa istikâmetinde Pelikan Dezması ve Kaynar Dezması olarak bilinen 2 batık gemi bir arada, olmak üzere üç grup halinde teklif alma yolu ile ihaleye konularak taahhüde bağlanacaktır.
- a) Çıkarma müddeti üç senedir,
- b) Aynî hisse % 25’in üzerinde olacaktır,
- c) Muvakkat teminat her grup için 1500 liradır,
- d) Teklif alma müddeti ilân tarihinden itibaren 30 gündür (İhale saatine kadar). İhaleleri 2/9/1966 tarihine müsadif Cuma günü saat 11.00’de Defterdarlık Milli Emlak Müdürlüğü’nde teşekkül edecek Satış Komisyonunda icra edilecektir.
Not: Bu işe ait şartname İzmir Milli Emlâk Müdürlüğü’ne müracaatla görülebilir. 26/7/1966.
İlan içeriğinde toplam 13 adet batık gemiden söz edilmektedir. Şafak Surkultay, İbrahim ve Mehmet Yelçap, Özcan Üngün’e göre dezma “batık” demektir.
Karadeniz bölgesinin kendine münhasır bağlantıları ve olanakları bölge insanlarını yük ve yolcu taşımacılığı açısından denizciliğe yönlendirmiştir. Bu durum, Türkiye’deki birçok güçlü armatör firmasının kökeninin Karadeniz’e dayanmasının başlıca nedenlerinden sayılabilir. (1) Rizeli Rıza Kalkavan da bu denizcilerden biriydi. Kendisi erken yaşlarda denizciliğe atılmış ve gemi sökümü ile ilgilenmeye başlamıştır. Rıza Kalkavan’ın Türkiye’deki ilk gemi sökümcülerinden biri olduğunu ve bu sektörde öncü rol oynadığını söyleyebiliriz.
Rıza Kalkavan’ın oğlu Murat Kalkavan, kendisiyle yapılan görüşmede babasının Yenikale batıklarını çıkarmak için İstanbul’dan İzmir’e geldiğini anlatmıştır. Kalkavan, aslen Rizeli olan Güney Deniz Saha Komutanı Amiral İsmail Sarıkaya’nın, 1966 yılındaki batık çıkarma ihalesinden babasını haberdar ettiğini belirtmiştir.
İzmir Defterdarlığı’nın açtığı söz konusu ihaleyi, Rıza Kalkavan’ın kazandığı Yaşar Ürük’ün anlatımlarından anlaşılmaktadır. Ürük’e göre Yenikale’de 1914’ten önce dört gemi, 1914-1918 yılları arasında içlerine taş doldurulmuş 42 parça ahşap mavna ve el konulan bir İngiliz ticaret gemisi batırılmıştır. Ürük Yenikale’de ilk kez 1967 yılı yaz mevsimi sonunda algarnacı Rıza Kalkavan’ın batık çıkarma faaliyetine geçtiğini söylemektedir. Bu çalışmalar sonrasında Birinci Dünya Savaşı sırasında “İngiliz zırhlılarının İzmir Körfezi’ne girmelerini önlemek amacıyla” İnciraltı açıklarında kasten batırılan 10 şilep ile bir mayın tarama gemisinin önemli bölümü çıkarılmıştır. Ürük’ün kaynakları, araştırma yaptığı İzmir gazeteleridir. (2)
Rıza Kalkavan’ın Batık Çıkarma Çalışmaları Hakkında Görüşmeler
Murat Kalkavan: “Babam Rıza Kalkavan 1910 Rize doğumludur. 72 yaşında 1982’de İstanbul’da vefat etmiştir. Ben 1954 doğumluyum. Genellikle tahsil yaşantım yurt dışında geçmiştir. Yaz aylarında hep babamın yanındaydım. Batık çıkarma ve kurtarma işlerini o yüzden bilirim. Babamın ilk teknesi Seher idi. İkinci teknesi ise Murat Reis algarnasıydı. Babam 1960’larda batık gemi çıkarmaya başlamıştır. Büyükdere’de bir arsada[ki] depoya çıkardığı gemilerden elde ettiği malzemeleri koyardı. Babamın İzmir’e 1967 yılında geldiğini söyleyebilirim. Gelme amacı Körfez’i batıklardan temizlemekti. O zamanlar Milli Emlak Müdürlüğü bu işlere bakardı ve yanlış hatırlamıyorsam batığın yüzde 30’unu devlet alırdı”
“Babamın en büyük ve kârlı gemi çıkarma işi Karadeniz’de olmuştur. Karadeniz’de kışın sahili kum basar, yazın bu kumlar çekilir. Batık çıkarma için en uygun zaman yaz aylarıdır. Polo-2 adlı gemi Kilyos’ta karaya oturmuştu. Bu gemi 1950’li yılların büyük bir gemisiydi. 3-4 bin tonluk bir gemiydi. Kilyos’ta Gemi Kurtarma İşletmesi gemi çıkmaz raporu verdiği için onu biz çıkardık. Bu geminin armatörü Yunan idi. Gemide kereste ve mısır yükü vardı. Gemiye geldiğimizde gemi plaja oturmuştu. Oturmanın nedeni, sisli bir havada gemi kaptanının sonradan çıktığı plajı, Boğaz girişi olarak görmesiydi. Karadeniz’de poyrazda çok dalga olur ve batık çıkarma işi yapılamaz. Geminin yükü için gümrük memurları da devredeydi. O zamanlar kapalı depo vb. yoktu. Geminin yükü olan mısırları Kireçburnu’ndaki bir tepeye koymuştuk. Bizim doğal olarak kuşlar mısırları yemişti. Keresteler ise bir depoya konulmuştu. Bizim burada en büyük şansımız, Karadeniz’de yaklaşık 25 gün havanın bozmamasıydı. Hava estiğinde açtığımız kanallar bozulabilirdi. Kum motorları burada geminin yanlarından kanallar açmıştı. En son Murat Reis gelmiş ve 4-5 motorla beraber gemiyi çekerek oradan kurtarmıştı.”
“50’li, 60’lı yıllarda Türkiye’de tekneler ahşaptandı. Batan bu teknelerin makineleri, vinçleri ve ırgatları çıkarılır, belirli bir kurtarma parası karşılığında armatörlerine verilirdi. Babam kurtarma parasını çıkarmak için bazen gemi sahiplerine borç verirdi. Daha sonra gemi çalışınca onları tahsil ederdi. Doksan-yüz metre boyunda gemiler kurtardığımızı hatırlıyorum. Batıklar dinamitle parçalanırdı. Dalgıçlar, dalgıç motoru ile batık üzerinde çalışarak patlatmaları yapardı. Murat Reis algarnasının kıç tarafında su tankları vardı. O tanklara deniz suyu alınınca algarna 40 ton kaldırırdı ve işin sonunda kendisi için hazırlanmış parçaları kaldırmak üzere batığın yanına gelirdi. Batıklar bazen Milli Emlak’tan, bazen de gemide tekne-makine sigortası olması durumunda sigorta şirketlerinden satın alınırdı. Öyle halk arasında bilinen şekliyle ‘denizde bulduğun senindir’ diye bir şey yoktur. Bu işle ilgili olarak depomuza sık sık maliye memurları gelirdi. Onlar batıklardan çıkarılan malzemeleri kontrol ederdi. O yüzden sistematik bir biçimde çalışmak gerekiyordu.”
“Babam 1965-1968 yılları arasında Çanakkale’de çalıştı. Babamın 1967 ile 1972 yılları arasında İzmir’de batık çıkardığını söyleyebilirim. İnciraltı’nda çıkan parçaları koyduğu bir arsa kiralamıştı. Ayrıca bugün Levent Marina’nın yanında bulunan arsayı da o yıllarda satın almıştı. Babamın Yenikale batıklarına gelişi bir hemşerilik ilişkisi nedeniyle olmuştu. O yılların Güney Deniz Saha Komutanı Amiral İsmail Sarıkaya aslen Rizeliydi. Kendisi 1966 yılındaki batık çıkarma ihalesinden babamı haberdar edip körfezin temizlenmesinde çalışmasını istemiştir. Yenikale’de babam daha çok bakır, sarı, boru, kazan, şaft, pervane türü donanımlar çıkarmıştır.”
“O yıllarda İzmir sularında köpekbalığı çok olduğu için Yenikale batıklarına dalgıç dayandıramıyorduk. Gelen dalgıçlar kısa süre sonra işten ayrılıyordu. Kapalı bir mahalde, bir batığın içinde köpekbalığı ile karşılaşmak dalgıçları çok kötü yönde etkiliyordu. Emniyetten dinamit kullanma iznimiz vardı, dalgıçlar dinamit kullanıyordu. Daha sonra ayrılan saclar teknelerle dışarı alınıyordu. 1972’den sonra İstanbul’daki kurtarma ve batık işleri daha cazip olduğu için babam İstanbul’a döndü.”
“Babam dalgıçlara hortumla hava verilmesini isterdi. Güvenlik endişesiyle ‘bir ucu bizde olsun’ derdi. Ayrıca batığa inilirken çift dalgıç dalmasını isterdi. Dalgıçlarda dip sarhoşluğu vardır, bunun yaşanmaması için böyle önlem alırdı. Adlarını hatırladığım dalgıçlardan; Apti, Hasan ve Recep vardı. (Kaynak kişi 1948 doğumlu Mümtaz Bellisiz’e göre: Dalgıç Apti ve Kazım kardeşler, Yenikale’de çalıştı. Edremit Yassıçalı köyünden olan iki kardeş İstanbul Boğazı’nda deniz kazasında vefat ettiler.) Perşembepazarı Ayakkapı denilen yer dalgıçların buluşma yeriydi. Oradaki kahvelerinde buluşur, dertleşir, iş beklerlerdi. Dalgıçlar bugün kazandıklarını bugün yerlerdi. Bazen bizim kurtarmaya çalıştığımız batık gemilerden ufak tefek malzeme aldıkları olurdu. Babam onları başta görmezden gelir, malzemeleri tekneye doldurmuş batığın yanından ayrılırken onları basardı. Onlar da ‘Rıza Abi, senin tekneden bazı malzemeler çıkardık sana getiriyorduk’ derdi. Babam da güler ‘Tabii. İyi yapmışsınız çocuklar’ derdi. Dalgıçlar çok para kazanan ama hiç parası olmayan kimselerdi. Babam Sokullu ve Tosun Sezen, Aret ve Teoman Beylerin işlerine de giderdi.”
“Gelibolulu Yakup Aksoy Bey’in algarnasında (Ufuk Aksoy) vinç ortada. Ayrıca Zeki Kalkavan’ın Kaptan İbrahim algarnası vardı.” “Babamın vefatı şöyle oldu: Babam Boğaz’da Murat Reis algarnasındaydı ve yanında da iki gemicisi var. Şanzımanında yağ kaçağı oluyor ve makine ileriye geçmiyor. İki adamını makineye yollamış. Bu arada sinirlenmiş. Babam iş yaparken sinirli olurdu, iş bitince eski haline dönerdi. O sırada kalp krizi geçirmiş. Gömlek cebindeki ilacına elini attıysa da maalesef ilacını alamamış. Babamı 12 Haziran 1982’de kaybettik. Ben batık çıkarma işini 1986-1987’ye kadar sürdürdüm.”(3)
Kitapta Rıza Kalkavan ile ilgili ilave olarak, Ali Osman Güler, Hasan Tüfek, Reşat Yıldırım, Yaşar Ürük, Kaptan Refik Akdoğan, Kayhan Çindemir, Kaptan Haluk Özörten, Kaptan / Dalgıç Ersin Süeren ve Hasan Aksoy ile görüşülmüştür.
Sonuç :
Rıza Kalkavan’ın yaşam öyküsü, Türkiye’de gemi sökümü ve batık çıkarma faaliyetlerinin yakın dönem tarihine ışık tutan önemli örneklerden biridir. Henüz teknolojik imkânların sınırlı olduğu yıllarda yürütülen bu çalışmalar; denizcilik tecrübesi, dalgıçlık bilgisi, mekanik imkânlar ve büyük ölçüde kişisel girişimciliğe dayanıyordu. Kalkavan da bu dönemde yetişmiş, gemi sökümü ve özellikle batık çıkarma alanında faaliyet göstererek sektörün öncü isimleri arasında yer almıştır.
1966 yılında İzmir Defterdarlığı tarafından ihaleye çıkarılan İzmir Körfezi’ndeki batıkların temizlenmesi, Kalkavan’ın meslek hayatındaki önemli çalışmalarından birini oluşturmuştur. 1967’den itibaren Yenikale ve çevresinde yürüttüğü faaliyetlerle uzun yıllardır deniz dibinde bulunan gemilerin önemli bölümleri çıkarılmış; böylece hem ekonomik değeri olan malzemeler yeniden kazanılmış hem de İzmir Körfezi’nin seyir emniyetine katkı sağlanmıştır.
Murat Kalkavan’ın aktardıkları ise dönemin batık çıkarma yöntemlerini bütün canlılığıyla ortaya koymaktadır. Dalgıçların batıklarda çalışması, dinamit kullanılarak gemilerin parçalanması, çıkarılan parçaların algarnalarla kaldırılması ve devlet görevlilerinin malzemeler üzerindeki denetimi, Türkiye’de batık çıkarma işinin yalnızca teknik değil, aynı zamanda idari ve ekonomik yönleri bulunan özel bir denizcilik alanı olduğunu göstermektedir.
Rıza Kalkavan’ın hikâyesi aynı zamanda yakın dönem Türk denizcilik tarihinin yeterince bilinmeyen bir meslek grubunu da görünür kılmaktadır. Gemi sökümcüleri, algarnacılar ve dalgıçlar; limanların ve kıyıların temizlenmesinde, deniz kazalarının izlerinin ortadan kaldırılmasında ve batıkların ekonomik değere dönüştürülmesinde önemli görevler üstlenmişlerdir.
Bugün İzmir Körfezi’nde birçoğunun izi dahi kalmayan bu batıkların hikâyesini anlamak, onları deniz dibinden çıkaran insanların hikâyelerini de kayıt altına almayı gerektirmektedir. Rıza Kalkavan, bu yönüyle yalnızca bir gemi sökümcüsü ve batık çıkarma müteşebbisi değil, Türkiye’nin yakın dönem denizcilik tarihinin unutulmaması gereken isimlerinden biridir.
Kaynaklar:
(1) Akbayırlı Kemal, Solak Erskin Cemile, Balık İsmet; “Cumhuriyet Sonrası Dönemde Karadeniz’de Armatörlük Faaliyetleri: Türk Mesleğini Gelenek Haline Getirmiş Karadenizli Ailelere Yönelik Bir Çalışma” [Dergipark bağlantısı].
(2) Ürük, Bergama Gemisi 50. Yaşına Merhaba.
(3) Murat kalkavan ile 11.06.2019’da yapılan görüşme
İzmir Körfezi Batıkları, 2021
https://www.denizcilikdergisi.com/yazarlar/istanbulun-unutulan-gemi-sokumcusu-imdat-gundogdu-1905/
https://www.denizcilikdergisi.com/yazarlar/uluc-hanhan/huseyin-ilhami-soker/
The post Rıza Kalkavan appeared first on Denizcilik Dergisi.
DENIZCILIK DERGISI – Haber Linkine Gitmek İçin Tıklayın !
DemirHindi
1 Ekim 2026 – 13:06







