“Halksız Bir Toprak, Topraksız Bir Halk ” – Arkeolog Albert Glock Süikasti

19 Ocak 1992’de Amerikalı Arkeolog Albert Glock Batı Şeria’da, yüzünü Filistin Kefiyesi ile örterek gizlemiş olan bir tetikçinin tabancasından çıkan üç kurşunla yaşamını kaybetti. Hiç gündemimizde olmayan bu cinayeti incelemek bugüne de ışık tutacaktır. Ancak bu cinayetin perde arkasını, nedenlerini anlamak için öncelikle 1865 Londra’sına gitmemiz gerekmektedir.

19.yüzyıl İngiltere’sinin en ciddi yatırım yaptığı konulardan bir tanesi de Arkeoloji ve Haritacılık olmuştur. Bu sebeple merkez Londra olmak üzere çeşitli Arkeoloji Dernekleri, Vakıfları özellikle Osmanlı İmparatorluğu sınırları, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Afrikayı kapsayan çeşitli bölgeleri incelemek için kurulmuştur.İlk bakışta vakıf ve derneklerin bilimsel amaçlara hizmet edecekleri düşünülecek olsa da gerçekte bu vakıf ve dernekler askeri istihbarat amaçlı haritalama ve raporlama çalışmaları yapan kuruluşlardır. Bu bilimsel kisvenin altında 1865 yılında Kraliçe Victoria’nın himayesinde “Britanya Filistin Araştırmaları Vakfı”kurulmuştur. Söz konusu bu Vakfın başına da Başkan olarak Yüzbaşı Charles Warran getirirmiştir. Bu Vakfın görünüşteki amacı Filistin Bölgesinde Arkeoloji Çalışmaları yaparak özellikle Tevrat ve İncil’de bahsi geçen yerleri Arkeolojik çalısmalarla belirlemek, ortaya çıkartmaktı.

O dönemde Filistin Osmanlı İmparatorluğuna bağlı 3 sancak’tan oluşmaktaydı. Daha önce Şam Sancağına bağlı olan Kudüs 1872’de bağımsız bir Sancak haline getirilmiştir, o dönemde verilen isimi “Kudüs Mutasarrıflığı”dır. “Kudüs Mutasarrıflığı ” yani Kudüs Sancağı bugün İbranice ismi Hebron olan El Halil, bugün adı Tel Aviv olan Yafa, Berşeba ve Gazze’yi kapsıyordu. Bölgede “Akla Sancağı” ( Hayfa) ve ” Nablus Sancağı”( Batı Şeria ) olmak üzere iki Sancak daha vardı. Daha sonra bu her iki Sancak da Kudüs Sancağına, yani Kudüs Mutasarrıflığına bağlanmıştır. Harem-i Şerif’in, yani Altın Kubbe’nin ve Mescid-i El Aksa’nın Kudüs’te bulunması sebebiyle diğer Sancaklardan farklı olarak 1872’de Kudüs Mutasarrıflığına özel statü verilmiş ve bu Sancak doğrudan İstanbul da bulunan Hariciye Nezaretine yani Dışişleri Bakanlığına bağlanmıştı. Yüzbaşı Charles Warren “Britanya Filistin Araştırmaları Vakfı” kurulduktan sonra Filistin’de Arkeoloji çalışmaları yapmak üzere izin almak amacı ile Osmanlı İmparatorluğuna başvurmuştur. Osmanlı İmparatorluğu Arkeolojik amaçlı bu kazıların yapılmasına izin vermiştir ancak Harem-i Şerif’de kazı yapılmasına” Kutsal Mekan” olması sebebi ile yasak konmuştur.

1867 itibariyle Britanya Filistin Araştırmaları Vakfı Filistin’de Arkeoloji Çalışmaları altında Bölgede pek çok yerde kapsamlı haritalama çalışmalarına başlamıştır. Warran Harem-i Şerif ve çevresinde kazı yapılmasına yönelik yasağı delmek amaçlı çevre arazilerden dikey girişler yaparak yer altından bu araştırmalara devam etmiştir. Yani yüzeyde hic bir çalışma gözükmezken yer altında çok derin kazılar yapılmaktadır. Bu durum Osmanlı İmparatorluğunca tesbit edilince, kazı alanlarına çeşitli baskınlar yapılarak bu yasa dışı çalısmalar durdurulmuştur.

Britanya Filistin Araştırmaları Vakfı bünyesinde sadece yüzbaşı Charles Warren degil eş zamanlı olarak pek çok Arkeoloji Ekibi de Filistin topraklarında çeşitli kazılar yapmaktaydılar.Bu çalışmalar kapsamında bu ekipler bir yandan bölgenin bütün topografya profilini çıkartıyor, köy köy ,şehir şehir, bütün köprüleri, su kuyularını, tarlaları, tarım ve üretim alanlarını, stratejik noktaların yerlerini en ince ayrıntısına kadar belirterek çok kapsamlı ve detaylı haritalar oluşturuyorlar, diğer yandan da bölgenin bütün etnik unsurları, etnodinsel ve siyasal yapıları hakkında kapsamlı raporlar tutuyorlardı. 29 Ağustos 1897’de Siyonizmin Kuramcısı ve Kurucusu Theodor Herzl’in Başkanlığında ilk Siyonist Kongre İsviçre’nin Basel şehrinde gerçekleştirildi. Bu kongreyle birlikte Siyonizm etkin bir siyasal ideoloji olarak olgunlaşıyor ve örgütleniyordu. Filistin Topraklarında bir Yahudi Devleti kurma fikri Avrupa’da giderek güçlenmekteydi ve bu dönemde “İngiliz Siyasal Söylemi” ise “Halksız Bir Toprak, Topraksız Bir Hak”tır.

Bu söylemin temel amacı Filistin Topraklarında bir Yahudi Devletinin kurulması tezini güçlendirmektir. Oysa bu bilgi doğru değildir çünkü Filistin Topraklarında çeşitli etnik unsurlardan, oluşan,örneğin Türkler Filistinliler, Araplar, Berberiler , Ermeniler Dürziler vs olmak üzere pek çok etnik grup yaşamakta, bunların sayısının Osmanlı Arşivleri kayıtlarına dayanarak yaklaşık beş yüz bin kişi oldukları oldukları belgelenmektedir. Yani ortada halkı olmayan bir toprak bulunduğu iddiası doğru değildir ancak bir iddiayı yalan da olsa sürekli tekrar ederseniz genel doğru kabul edilir bir müddet sonra. Nitekim Balfour Deklarasyonu’nda – ki 1917 tarihli bu Deklarasyon İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour’un İngiliz Yahudi Cemaatinin Lideri Siyonist 2. Lord Rothschild (Lionel Walter Rothschild)’yazdığı bir “İyi Niyet Mektubu”dur- Filistin Topraklarında “Yöneticilerinin” Yahudi olduğu bir devletin kurulması fikrine İngiliz Devletinin son derece sıcak baktığı ancak bölgede yaşayan diger halkların da bu devlet tarafından özlük haklarının korunması gerektiği ifade edilir.

Yani Filistin Topraklarında bir “Yahudi Devleti” ön görülmemistir bu Deklarasyonda ancak İsrail ” Filistin Topraklarında Bir Devlet” olma iddiasını bu mektuba da dayandırır. Bir başka deyişle sözde “Halksız” olan Filistin Toprakları, Tevrat anlatıları da esas alınarak Yahudilerin öz yurdudur ve bir Yahudi Devleti atalardan miras bu toprakların üstünde kurulmalıdır. Bu iddiayı belgeleyecek olansa Arkeoloji’dir. Yahudilerin atalarından kaldığı iddia edilen Arkeolojik bulgular, bu “Halksız Toprak”ın “Gerçek Sahipleri” ne teslim edilmesini sağlayacak verileri ortaya çıkartacaktır.

İlerleyen yıllarda bu durum İsrail Devleti’nin Filistin Topraklarında hak iddia etmesinin en temel dayanaklarından birisi olacaktır. Bu sebeple dünyanın en belli başlı üniversitelerinde bugün temel amacı Yahudilik ve Hristiyanlık Tarihi’ni araştıran ve ortaya çıkartma hedefine yönelik olarak çalışan ” İncil ( Eski Ahit+ Yeni Ahit) Arkeolojisi Kürsüleri”mevcuttur. Özetle 1948’de kurulan İsrail Devleti, sanıldığının aksine 2.Dünya Savaşında yaşanan Holocaust ( Yahudi Soykırımı) sonrasında Avrupa Yahudileri’ne güvenle yaşayacakları , kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir vatan temin etme ihtiyacından doğan bir olgu degil, 19.yüzyılın ilk yarısından başlamak üzere planlanan, İngiliz Devleti ve Lord Rothschild’in Projelendirdiği bir devlettir.

Kısa olması gereken bir makalenin izin verdiği ölçüde 1865’den başlayarak İngiliz Devletinin Filistin Bölgesinde yaptığı Askeri istihbarat çalışmalarını mümkün olduğunca ayrıntılandırdığımız 1. Bölümden sonra asıl konumuz olan Amerikalı Arkeolog Albert Glock’dan bahsetmeye başlaya biliriz. Glock 1925 yılında İdoha’da, Alman kökenli , son derece koyu dindar Lütheryan bir ailede doğmuştur. Hayatındaki en önemli hedefi iyi bir rahip, Protestan deyimiyle “Pastör” ( Çoban) olmaktı. Protestan Kilisesi, 16 yüzyılda yaşamış , başlangıçta Katolik bir Keşiş, Teolog, Yazar, Akademisyen olan Martin Luther’in Katolik Kilisesine karşı başlattıgı Reform Hareketi ile doğmuş bir Kilise, yani mezheptir. Katolik Kilisesinden farklı olarak Protestan Kilisesinde rahipler özel bir Ruhban Sınıfı oluşturmazlar, her inanan bir rahip olarak kabul edilir ve Roma’da bulunan Papalık ve onun koyduğu kuralları tanımaz.En temel ayrışma bu noktada başlamıştır ancak son derece kitaba, yani İncil’e , bağlı koyu Hristiyan bir kesimdir Protestanlar.

Prtotestan Kilisesi ve İncil’e sıkı sıkıya bağlı olan Glock’un kücük yaşlardan itibaren hayatının en önemli hedefi de bir gün bir “Rahip”, yani Protestanların deyişiyle “Pastör” olmaktır.İlerleyen yaşlarda ,1950’de, önce Protestan Kilisesine Pastör yetiştiren Concordia Seminerine gitmiş, daha sonra Yüksek Lisansını 1963’de Chicago Lütherci Teoloji Okulunda tamamlamıstır.Daha sonra birkaç sene Pastörlük yaptıktan sonra ünlü “İncil Arkeolojisi” Araştırmacısı George Mendenhall’dan dersler almak üzere Michigan Üniversitesi’ne kayıt yaptırmıştır. Bu süreçte giderek İncil’in yaşandığı yerleri keşfetme, tanıma ve ortaya çıkarma hevesi gün geçtikçe güçlenmiş ve bu şekilde 1962 yılında İsrail’e gitmiş ve Taanach’da kazılara başlamıştır.

Glok’un bütün arzusu İncili doğrulamak, İncil’de bahsi geçen yerleri gün ışığına çıkarmaktı ancak bu çalışmalar esnasında bir süre sonra bir şey dikkatini çekti; Yapılan kazılardaki amaç İncili gün yüzüne çıkartmak değil, Filistin Tarihi’ne ve varlığına ait her türlü bulguyu sistemli bir şekilde yok etmekti. Bilim kisvesi altında Filistin topraklarında bir halkın tarihine dair bütün varlık ve kanıtlar siliniyor, yok ediliyordu! Bu noktada tekrar Filistin tarihine kısa bir süre dönmek durumundayız. 1919’da imzalanan Versaille Antlaşması gereği Filistin Toprakları Osmanlı İmparatorluğunun elinden çıkmış ve bu Antlaşmaya dayanarak 1920’de bir İngiliz Mandası Filistin Topraklarında kurulmuştu.

Bu süre içerisinde pek çok Avrupa ve özellikle Kuzey ve Doğu Avrupa Yahudisi Filistin’e göç etmeye başlamışlar, Batı’da yükselen Siyonizm’in etkisiyle de bu topraklarda bir Yahudi Devleti kurmak amacıyla çeşitli Siyonist Paramiliter Örgütler, bir başka deyişle “Yahudi Terör Örgütleri ” kurmaya başlamışlardı. Bu örgütlerin en belli başlı olanlarını sıralarsak; 1930’dan 1948’e kadar faaliyet gösteren ve pek çok terörist saldırıda bulunan İrgun , bir ikincisi “Stern Çetesi” olarak olarak da adlandırılan ve özellikle İngilizlere suikast ve saldırı düzenleyen Lehi Örgütü, yine 1920’den 1948’e kadar faaliyet gösteren Haganah Terör Örgütü sıralanabilir.1948’de İngilizler Filistin’i terk ederken bu Yahudi Terör Örgütlerine silahlarının yanı sıra ayrıca 1.Bölümde bahsettiğimiz tüm haritaları da teslim etmişlerdir.

Böylelikle Siyonist Paramiliter Örgütler bu haritaları da kullanarak Filistin köylerine, kasabalarına şehirlerine saldırıyor, ellerindeki çok ayrıntılı bilgilerle çok kısa bir süre içerisinde bu hedefleri ele geçiriyor, yerel halkları köylerinden, kasabalarından, şehirlerinden sürüyor, ardlarında bıraktıkları her türlü bulguyu yok ediyor, bu yerleri “Yahudi Yerleşimciler”e açıyor ve Filistinlilere ait her şeyi tamamen tarihten, toplumsal hafızadan siliyorlardı. Böylelikle , adım adım, İngiliz haritaları sayesinde bölgeyi Filistinliler’den arındırıp Filistin’i tamamen bir “Yahudi Yerleşkesi” haline getiriyorlardı. İşte Amerikalı Arkeolog Albert Glock’un kazılar sırasında fark ettiği gerçek buydu ve bunun üzerine “Bilim İnsanı” kimliği ve “Bilimsel Etik Anlayışı” ağır basan Glock, yürütmekte olduğu kazı görevinden istifa etti Al Quds Üniversitesi Rektörü Filistinli Filozof Sari Nuseybe’nin girişimleri ile Batı Şeria’da bulunan Birzeit Üniversitesi Arkeoloji Kürsüsünde çalışmaya başladı.

Glock tam 17 yılını Batı Şeria’da Filistinlilerle birlikte geçirdi. Bir yandan üniversitede derslerini verirken diğer yandan Filistinli gençlere aidiyet ve ulusalcılık bilincini de aşılamaya çalışıyor, eski İngiliz Haritalarını esas alarak bugün İsrail Devleti sınırları içerisinde bulunan tüm Filistin Yerleşkelerinin yerlerini gösteriyor, ögretiyor, Filistin varlığını kanıtlayan tüm arkeolojik buluntuların Filistinli gençler tarafından kayda alınması, ortaya çıkartılması adına ciddi bir emek sarf ediyordu. 90’lı yıllara geldiğimizde İsrail Birzeit Üniversitesini kapattı ancak Glock bu baskılar karşısında da yılmadı. Özellikle akşamları gizlice evlerde toplantılar yaparak derslerine devam etti ve 50 kadar Filistinli Öğrenciyi ısrarlı bir biçimde Filistin tarihini ortaya çıkartmak üzere yetiştirmeye çalıştı. Ayrıca tüm çalışmalarını, Arkeolojik bulgularını da bir yanda kitaplaştırıyor, bugün İsrail’in devlet olarak ısrarla reddettigi Filistin varlığını bilimsel olarak kanıtlamaya ve kayda geçirmeye çalışıyordu. 19 Ocak 1992 günü, emekliliğinden hemen önce Albert Glock’a Batı Şeria’da bir saldırı düzenlendi.Yüzünü gizlemek amacıyla Filistin Kefiyesi ile sarmış tetikçinin ateşlediği tabancadan çıkan üç kurşunla Albert Glock yaşamını yitirdi.

Görgü tanıklarının ifadesine göre koyu renkli bir mont, koyu renkli pantolon , beyaz spor pabuçlar giymiş,atletik yapılı saldırgan yüzünü Filistin Kefiyesiyle gizlemiş, suikasti gerçekleştirdikten sonra beyaz renkli bir araca binerek oradan uzaklaşmıstı. Yine görgü tanıklarının ifadesine göre saldırganın bindiği araç Sarı Plakaydı. İsrail Devletinin araç plakaları sarı renkli Filistin’in plakaları ise ise mavi renklidir.Bu durum dahi söz konusu bu saldırının İsrail tarafından düzenlendiğini açıkça ortaya koyar niteliktedir. Ayrıca Glock Suikastinin hemen arkasından Glock’un yetiştirdiği 50 Filistinli Öğrenci de yine İsrail Devleti tarafından gerekçesiz olarak tutuklanmış daha doğrusu esir alınmışlardır. Kuşkusuz bunda amaç Glock’un çalışmalarını devam ettirecek genç nesilleri de yok etmektir ki bu yolla Filistin Toplumunun Tarihi, Tolumsal Hafızası, Fiziki Varlığı İsrail Devleti tarafından bilinçli olarak Filistin Topraklarından silinmeye çalışılmasıdır.

Bugün halen İsrail’in en önemli “Resmî Tez”lerinden birisi Filistin diye bir devletin, bir halkın Filistin’de hiç bir zaman var olmadığıdır. Nitekim Gazze Soykırımı ile başlayan süreçle de insanların kitlesel olarak yok edilmesiyle de “Nihai Çözüm” olarak Filistinlilerin tüm fiziksel mevcudiyeti de yok edilmeye çalısılmakta, kararlı bir Etnik Temizlik gercekleştirilmektedir. Glock’un tüm makaleleri ve çalısmaları 1951’de evlendigi eşi Lois Sohn’un da girişimleriyle ölümünden sonra yayınlanmış, tüm bu belgeler kuşkusuz “Uluslararası Bellek”e kaydedilmiştir. Glock’un katili hiçbir zaman için tespit edilemedi.İsrail suçu bir ara Filistin Yönetimlerinin üstüne atmaya çalıştıysa da bunda başarılı olamadı. Diğer yandan faili meçhul kalan bu cinayetin aydınlatılması yönünde Amerika Birleşik Devletleri hiçbir biçimde bir girişimde bulunmadı. Bugün hala Glock Suikasti bir faili meçhul dosyadır ve tarihin karanlık sayfalarına gömülmüş, olay bilinçli ve sistematik biçimde unutturulmuştur.

Bazen bir işgal topla, tüfekle, silahla değil, sözde “Bilimsel Yöntemler” ile de yapılır bu örnekten de anlaşılacağı üzere. Bugün ortalama Jeopolitik bilgisi olan kime sorsanız size Filistinlilerin topraklarını Yahudilere sattıklarını söyleyecektir. Oysa Osmanlı Arşivlerine dayanarak Filistin topraklarının %80’i Hazine Arazisi, %20’si özel mülkiyettir. Filistinliler ve Bölgede yasayan diger etnik unsurlar, örnegin Ermeniler, Dürzîler, Bedevîler, Müslümanlar , Hristiyanlar ve yerel Yahudiler böyle bir kitlesel satış yapmamışlardır. Münferit satıslar muhakkak olmustur ancak her hangi bir kitlesel satışa dair her hangi bir bilgi, belge mevcut degildir. En belirgin satışlar da ABD’ye göç etmeye karar vermiş Ermeni unsurlar tarafından yapılmıstır.

Bu kitlesel toprak satısı iddiası bir “İsrail Tezi”dir ve daha önce de değindigimiz gibi bir gerçek dışı bilgiyi sürekli tekrarlarsanız bu bilgi genel kabul gören dogru niteligini alır tıpkı 19.yy Avrupalı’larının “Halksız bir toprak, topraksız bir halk” söylemine inanmaları gibi. Bir toplumu işgal etmenin bir yolu da o topluma geçmişini, toplumsal hafızasını, mevcudiyetinin süreçlerini unutturmaktır. İşte bu durumun üst seviyede bilincine sahip olan büyük deha Atatürk Türk Gençlerinin toplumsal belleği asla ve asla unutmamaları, varlıklarını ıspatlayacak, belgeleyecek çalışmaları rahatlıkla yapabilmeleri, araştırmaları ve topluma da ögretmeleri için Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini, Türk Dil ve Tarih Kurumunu kurmuştur. Tarih bilincini ve Anadilini yitirmiş bir halk yok olmaya mahkumdur !

Müge Ataman