YUNANİSTAN NE YAPMAK İSTİYOR? TÜRKİYE NASIL KARŞILIK VERMELİ?

Son haftalarda ve aylarda bakıldığında, Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’deki hamleleri birkaç ayrı başlık altında toplanıyor. Bunlar birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında tek bir stratejik çerçevenin parçalarıdır:

1. Deniz yetki alanlarını fiilen pekiştirmek

Atina’nın temel amacı, uzun yıllardır savunduğu deniz yetki alanı tezlerini pratik uygulamalarla sahaya yansıtmaktır. Bunun için:

  • Deniz mekânsal planlama (Maritime Spatial Planning) çalışmaları yürütüyor.

  • Güney Ege’de geniş deniz parkları ilan ediyor veya bunları hukuken kalıcı hale getiriyor.

  • Adalar çevresindeki deniz alanlarında idari ve çevresel yetki kullanıyor.

Resmî Yunan söylemi bunları çevre koruma politikası olarak sunsa da Atina’da birçok strateji belgesi ve yorum, deniz parklarının aynı zamanda “deniz yönetişimi” ve “egemenlik uygulaması” aracı olduğunu açıkça belirtmektedir.

2. GKRY ve İsrail ile enerji ekseni oluşturmak

En dikkat çekici girişim, Great Sea Interconnector (GSI) projesidir.

Bu proje Yunanistan’ı Girit üzerinden GKRY’ye, Sonraki aşamada da İsrail’e deniz altı elektrik kablolarıyla bağlamayı hedefliyor.

Atina açısından bu proje GKRY’nin Avrupa enerji sistemine entegrasyonu, İsrail-Yunanistan-GKRY ekseninin güçlendirilmesi ve Doğu Akdeniz enerji ağının Türkiye dışında kurulması anlamına geliyor.

Türkiye ise güzergâhın bazı bölümlerinin Türk kıta sahanlığıyla çakıştığını savunuyor ve izin gerektiğini belirtiyor. Buna karşılık Yunanistan “Türkiye’den izin alınmaz” görüşünü savunuyor.

3. AB desteğini arkasına almak

Yunanistan son dönemde her girişimini Avrupa Birliği fonları, AB çevre hedefleri ve Avrupa enerji güvenliği çerçevesine oturtmaya çalışıyor.

Örneğin Deniz parkları AB fon programlarına dahil edildi. GSI projesi AB tarafından stratejik öneme sahip altyapı olarak destekleniyor.

Bu sayede Ankara ile yaşadığı anlaşmazlıklarda meseleyi “Türkiye-Yunanistan ikili sorunu” olmaktan çıkarıp “AB projesi” görünümüne sokmaya çalışıyor.

4. “Adaların da tam deniz yetki alanı vardır” tezini güçlendirmek

Aslında gerilimin merkezinde bu konu bulunuyor. Yunanistan Meis, Rodos, Girit ve Ege adaları gibi adaların geniş deniz yetki alanları üretmesi gerektiğini savunuyor.

Türkiye ise özellikle Anadolu kıyılarına çok yakın adaların bu ölçüde etki yaratamayacağını öne sürüyor.

Atina’nın deniz parkları, enerji kabloları ve planlama faaliyetleri dolaylı biçimde kendi tezini sahada normalleştirme işlevi görüyor.

Yunanistan’ın son hamlelerinin ardındaki büyük stratejik hedef şu şekilde özetlenebilir: “Ege ve Doğu Akdeniz’de tartışmalı gördüğü alanları askeri kriz yaratmadan, çevre koruma, enerji altyapısı ve AB mevzuatı araçlarıyla fiilen yönetilen alanlara dönüştürmek.”

Bu nedenle son dönemdeki girişimler askerî değil, daha çok hukuk, çevre koruma, enerji, altyapı ve AB kurumları üzerinden ilerliyor.

Türkiye’nin buna cevabı ise son aylarda karşı NAVTEX ilanları, kıta sahanlığı vurgusu, kendi deniz koruma alanlarını oluşturma girişimleri ve deniz mekânsal planlama çalışmaları şeklinde ortaya çıkıyor.

Kısacası mesele yalnızca bir elektrik kablosu veya bir deniz parkı değildir. Bunlar, Ege ve Doğu Akdeniz’de gelecekteki deniz yetki alanları düzeninin nasıl şekilleneceği konusunda yürüyen uzun vadeli jeopolitik mücadelenin araçlarıdır. Dışişleri Bakanı Fidan’ın anlayamadığı tam da budur.

Türkiye bu hamlelere nasıl karşılık verebilir?

Türkiye’nin önünde teorik olarak dört seçenek var. Bunlar birbirini dışlamaz; Ankara genellikle hepsini eş zamanlı kullanmaya çalışıyor.

1. Fiilî durum üretmek (Yunanistan’ın yöntemine benzer yaklaşım)

Son yıllarda Türkiye’nin en fazla ağırlık verdiği yöntem budur. Mantık şu: “Haritada yazan kadar değil, sahada uygulayabildiğin kadar hakkın vardır.”

Bu kapsamda Türkiye kendi deniz mekânsal planlamasını yayımlar. Yeni deniz koruma alanları ilan eder. Bilimsel araştırma faaliyetlerini artırır. TPAO’nun arama ruhsatlarını genişletir, Daha fazla NAVTEX yayımlar ve düzenli deniz araştırmaları gerçekleştirir.

Böylece Yunanistan’ın oluşturmak istediği fiilî statükoya karşı alternatif bir statüko oluşturabilir.

2. Enerji koridorlarını dengelemek

Yunanistan’ın en önemli kozu artık askerî değil, enerji altyapılarıdır. Türkiye buna karşı:

Kuzey ekseni; TANAP, TürkAkım ve Irak-Türkiye Kalkınma Yolu gibi projeleri güçlendirebilir.

Güney ekseni; Suriye’nin istikrar kazanması halinde Türkiye-Suriye elektrik entegrasyonu ve Türkiye-Irak-Gürcistan enerji ağı oluşturabilir.

Amaç “Avrupa için vazgeçilmez enerji kavşağı olmaya devam etmek.”tir.

Böylece Yunanistan’ın oluşturmak istediği alternatif enerji ağlarının etkisi azalır.

3. Hukuk yerine jeopolitik ağırlık kullanmak

Ege ve Doğu Akdeniz anlaşmazlığında temel problem Türkiye ile Yunanistan’ın uluslararası hukuk yorumlarının farklı olmasıdır. Bu nedenle Ankara yalnızca hukuk argümanlarına dayanırsa sınırlı sonuç alabilir.

Bunun yerine NATO içindeki ağırlığı, Karadeniz güvenliği, Göç yönetimi, Ukrayna savaşı sonrasındaki rolü ve Enerji transit konumu gibi jeopolitik unsurları pazarlık gücü olarak kullanabilir.

Bu aslında Osmanlı’dan beri Türk dış politikasının klasik yöntemlerinden biridir.

4. En güçlü karşı hamle: Bölgesel normalleşme

Uzun vadede Türkiye’nin elindeki en güçlü kartın askerî değil diplomatik olduğu söylenebilir.

Özellikle Mısır, İsrail, Libya, Lübnan ve Suriye ile ilişkilerin iyileşmesi Türkiye’nin elini ciddi biçimde güçlendirir.

Çünkü Yunanistan’ın son on yılda kurduğu strateji büyük ölçüde “Türkiye bölgesel olarak yalnız kaldığında deniz yetki alanları konusunda daha avantajlı olunur.” Varsayımına dayanmaktadır.

Eğer Ankara bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirirse bu varsayım zayıflar.

Askerî seçenek ne kadar gerçekçi?

Aslında en son tercih edilecek seçenek budur. Çünkü Türkiye ve Yunanistan NATO üyesidir. Böyle bir durumda AB devreye girer, enerji yatırımları zarar görür ve sigorta ve deniz taşımacılığı maliyetleri artar.

Bu yüzden her iki taraf da genellikle “kontrollü gerilim” seviyesinde kalmaya çalışıyor.

Stratejik açıdan en etkili Türk karşılığı

Bana göre en etkili kombinasyon:

  1. Deniz yetki alanlarında sürekli saha varlığı,

  2. Kendi enerji projelerini büyütmek,

  3. Mısır ve İsrail ile ilişkileri geliştirmek,

  4. Deniz hukukuna dayalı tezleri uluslararası platformlarda sürekli işlemek.

Çünkü Yunanistan’ın güncel stratejisi askeri fetih değil, AB desteğiyle deniz yetki alanlarını ve enerji altyapılarını kalıcılaştırmak üzerine kurulu görünüyor. Buna verilecek en güçlü cevap da benzer şekilde diplomatik, ekonomik ve jeopolitik araçların birlikte kullanılmasıdır.

Türkiye’nin önündeki diplomatik yol haritasını “anlık tepki” ve “20 yıllık strateji” olarak ayırmak gerekir. Çünkü Ege ve Doğu Akdeniz’deki mücadele aslında bir kriz değil, uzun süreli bir mevzi mücadelesidir.

I. Birinci Aşama: Yalnızlığı Önlemek

Ankara’nın en kritik hedefi Yunanistan’ın kurduğu diplomatik çevrelemeyi kırmak olmalıdır. 2010’lardan sonra oluşan tabloda Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır çeşitli dönemlerde aynı eksende hareket edebildi.

Türkiye’nin ilk amacı “Hiçbir bölge ülkesinin Türkiye karşıtı blok içerisinde kalıcı şekilde yer almamasını sağlamak.” Olmalıdır.

II. İkinci Aşama: Meseleyi Türkiye-Yunanistan Kavgası Olmaktan Çıkarmak

Yunanistan son yıllarda konuyu AB hukuku, çevre koruma ve enerji güvenliği çerçevesine taşımaya çalışıyor. Türkiye de kendi tezlerini farklı başlıklara taşımaya çalışabilir.

Örneğin Avrupa’ya şu argümanı sunabilir: “Türkiye dışlanarak kurulacak enerji mimarisi ekonomik olarak daha pahalı ve daha kırılgandır.”

III. Üçüncü Aşama: Hukuk Savaşını Kazanmak Değil, Yönetmek

Burada önemli bir gerçeklik var. Türkiye’nin ve Yunanistan’ın deniz hukuku yorumları farklıdır. Bu nedenle “Bir gün mahkemeye gideriz ve her şey netleşir” varsayımı çok gerçekçi değildir.

Bunun yerine Türkiye kontrollü müzakere yaklaşımını benimseyebilir. Buna göre Karasuları, FIR hattı, Hava sahası, Kıta sahanlığı ve Münhasır ekonomik bölge konularının ayrı ayrı ele alınması durumunda “paket kriz” yerine “dosya bazlı çözüm” üretir.

IV. Dördüncü Aşama: Avrupa İçinde Müttefik Üretmek

Çoğu zaman Türkiye-AB ilişkileri Almanya veya Fransa üzerinden okunuyor. Oysa Akdeniz dosyasında İtalya, İspanya, Malta ve Hırvatistan gibi ülkeler de önemlidir.

Özellikle İtalya’nın çıkarları çoğu zaman Yunanistan’ın bütün tezleriyle tam örtüşmeyebilir.

Bu nedenle Ankara enerji şirketleri, liman işletmeleri ve savunma sanayii iş birlikleri üzerinden Avrupa içinde destek alanını genişletebilir.

V. Beşinci Aşama: “Mavi Vatan” Söylemini Diplomatik Dile Çevirmek

Türkiye’nin önemli bir sorunu da budur. “Mavi Vatan” Türkiye içinde güçlü bir kavramsal çerçeve oluşturdu. Ancak uluslararası kamuoyunda bazen revizyonizm, yayılmacılık ve güç politikası şeklinde algılanabiliyor. Ne yazık ki siyasi kimliği de olan bazı emekli büyükelçilerin bu görüşü kışkırtan söylemlerini de duyduk.

Bunun yerine Ankara’nın hakkaniyet ve nısfet ilkesi, karşılıklı yarar, ortak enerji projeleri, bölgesel istikrar ve deniz kaynaklarının ortak kullanımı dilini öne çıkarması daha etkili olur. Bu söylem Avrupa ve ABD’de daha fazla karşılık bulabilir.

Büyük Stratejik Hedef

Eğer bir devlet aklı perspektifinden bakarsak, Türkiye’nin nihai diplomatik hedefi muhtemelen “Ege ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın bütün tezlerini çökertmek değil, Yunanistan’ın “Türkiye’yi dışlayarak kalıcı bir bölgesel düzen kurmasını engellemek” olmalıdır.

Çünkü jeopolitiğin temel kuralı şudur; “Bir devlet bütün tartışmaları kazanmak zorunda değildir. Kritik olan, kendisini dışlayan bir denge sisteminin oluşmasını önlemektir.”

Bu açıdan bakıldığında Ankara için en değerli diplomatik eksenler önümüzdeki on yılda sırasıyla Mısır, Libya, İtalya ve uzun vadede yeniden İsrail olacaktır. Bunlarda sağlanacak ilerleme, Ege’deki birçok taktik gerilimden çok daha büyük stratejik sonuçlar doğurabilir.

Temel Er Ersoy