ENES KARA’NIN İNTİHARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

“Elazığ’daki Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Enes Kara, kaldığı cemaat yurdunda yaşadığı sıkıntılar, gelecek kaygısı ve ailesinin baskıları nedeniyle yaşamına son verdiğinin” haberi tüm yurtta kamu vicdanında derin bir yankı uyandırdı. Toplumun geleceğinin teminatı olan gençlere sahip çıkmak toplumun asli görevidir. Bir genç neden böyle bir sonla yaşamını bitirir? Olayın temel nedenleri üzerinde durulurken özellikle Kur’an’dan konu hakkında ilgili ayetleri hatırlamak, bilgiden bilince aktarmak gereğini düşündüm. Aynı nedenler, aynı sonuçları doğuracağına göre temeldeki yanlışların düzeltilmesi gerekir.
I-)ALLAH KATINDA TEK DİN İSLAM’DIR

1. Allah’ınElçisi’nin İslam Adına Tebliğ Ettiği Kur’an’dır

“Şüphesiz Allah katında din, İslâm’dır.” (Âl-i İmran/ 19)

“Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak da İslâm’a razı oldum.” (Maide/ 3)

2. Son Allah Elçisi Saygıdeğer Muhammed(a.s)Din /İslam Olarak Sadece Kur’an’ı Tebliğ Ettiğinin Ayetle Beyanı

“Ve ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar: “Bundan başka bir Kur’ân getir yahut bunu değiştir!” dediler. De ki: “Onu kendimin öngörmesiyle değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben, sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus/ 15)

3. ALLAH, Hesap Günü İnsanı /İnsanları Kur’an’dan Hesaba Çekecek /Sorgulayacaktır

“Öyleyse sen, sana vahyedilene sarıl. Şüphesiz ki sen dosdoğru bir yol üzerindesin.”

“Ve şüphesiz sana vahyedilen(Kur’ân), senin için de, toplumun için de gerçekten bir öğüttür/şan-şereftir siz ondan sorgulanacaksınız.” (Zuhruf/ 43-44)

4. Öyleyse Dindar Olmak İçin KUR’AN’A SARILIN

DİNDE FIRKALAŞMAYIN (Fırka ve Tarikatlara Ayrılmayın)

“Şüphesiz dinlerini parça parça edip bölenler/grup grup olanşu kimseler ile senin hiçbir ilgin yoktur/hiçbir şekil ve davranışça onlardan değilsin. Şüphesiz onların işi Allah’adır. Sonra Allah, onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir.” (En’âm/ 159)

“Ve hep birlikte Allah’ın ipine(Kur’an’a) sıkıca sarılın /Allah’ın ipi ile korunun, AYRILMAYIN(velâ teferrakû /fırkalara ayrılmayın) ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz, birbirinize düşmanlar idiniz de, Allah, kalpleriniz arasında ülfet oluşturdu. Sonra da siz, O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de oradan sizi O kurtarmıştı. İşte Allah, kılavuzlandığınız doğru yolu bulasınız diye alâmetlerini /göstergelerini sizin için böyle ortaya koyar.” (Ăl-i İmran/ 103)

Dinde Fırkalaşma (Tekke, Tarikat vb.) Yoktur, Yasaktır

“Kendilerine apaçık deliller /kanıtlar geldikten sonra parçalanan (teferrakû /fırkalaşan) ve ayrılığa düşen (ihtelefû /ihtilaf eden) kimseler gibi de olmayın.(Mezheplere bölünüp ayrılığı düşenler için) büyük bir azap vardır.” (Ăl-i İmran/ 105)

5. Kur’an’da, Kişinin Gassal (Ölü Yıkayıcısı)Önünde Ceset Gibi Olma Şeklinde Biat Kültürü Yoktur

“Ey iman etmiş kimseler! “Râinâ(sen bizim çobanımızsın/sen bizi güt biz seni güdelim)” demeyin, “Unzurnâ (bizi gözet)” deyin ve kulak verin. Çok acıklı azap da yalnız kâfirler; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddeden kimseler içindir.” (Bakara/ 104)

6. Dinde Zorlama Yoktur /Olamaz. Dileyen İnanır İsteyen İnkâr Eder

“Dinde zorlamak /tiksindirmek yoktur; iman, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmekten; iyi kötüden, güzel çirkinden, doğruluk sapıklıktan kesinlikle iyice ayrılmıştır. O hâlde kim tâğûta küfreder; onu tanımaz Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.” (Bakara/ 256)

7. Kur’an, İnsana İnanç Tercihinde Tam ve Gerçek Bir Özgürlük Tanımaktadır

“Şüphesiz Biz, insanı karışık bir nutfeden oluşturduk. Onu yıpratacağız/yükümlülükler vereceğiz. Bu nedenle onu çok iyi işitici, çok iyi görücü yaptık; iyiyi kötüyü ayıracak bilgileri yollayarak bilgilendirdik. Şüphesiz Biz, ona yolu gösterdik, ister kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödeyen (iman eden /şükreden) biri olsun, ister nankör(inkâr eden).” (İnsân/ 2-3)

8. Dinde Esas Olan Akıllı Olmak, Aklı İşletmektir

“Ant olsun size anımsatıcı bir Kitap indirdik. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiyâ/ 10)

“İşte akıllarınız ersin diye Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor.” (Bakara/ 242)

Yani Yüce Allah, hükümlerine delil olan ayetlerini insanlara açıklıyor ki, onların akılları ersin, aklıselim ve anlayış sahibi olabilsinler.

ATATÜRK, yüzyıllarca insanımızın belleğine ve dinimizin üzerine yığılmış hurafelerden /boş inançlardan kurtulması ve dinin, her türlü çıkarların alanı olan siyasetten ve siyasetin tüm ögelerinden kurtulup, mezhep ve tarikatlar arası kavgalara son vermek için, Türkiye’de“Laiklık ilkesi” ile son noktayı koymuş ve “dinlerini parça parça ederek bölenlerle bir ilgimizin olamayacağını” göstermiştir.

“Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kur’an Türkçe olmalıdır”[1] ve

“Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat O’nun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden ibadet ediyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu Kitap’ta neler olduğunu TÜRK ANLASIN”[2]diyen

ATATÜRK, dinin Kur’an kaynaklı olması için, isteyen kadın erkek her kişinin aracısız, anadilinde İslam dinini, Kur’an’dan Kur’anca öğrenmesi çığırını açmak üzere bin yıllık Türk İslam tarihinde ilk kez Devlet politikası olarak Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesinin öncülüğünü yapmıştır.

ATATÜRK, esasen 7 Şubat 1923’de Balıkesir Zağnos Paşa Camisi’nde minberden Halka yaptığı hitabında[3] bunu açıkça dile getirmiştir. O konuşma dikkatle okunduğu zaman şu hususlar görülecektir. Doğru olan ve dinin tek kaynağı olan Allah’ın kitabı Kur’an’dır. Kur’an’a giderek dini yeniden tanımak gerekiyor.Din adına tek hüküm koyucu Allah’dır. Allah tek yetkili olarak mesajlarını /vahiylerini Kur’an aracılığıyla insanlığa eksiksiz, çelişkisiz, ayrıntılı, tam ve açık biçimde göndermiştir. Bu gerçekleri belirleyip KUR’AN’IN İSLAM’INI benimseyip onaylamak, Allah dışında hiçbir kimsenin hüküm koyucu olarak kabul edilmemesi gerekir.

Allah’ın yolu akıl yoludur, vicdan yoludur. Kur’an’ın anlattığı İslam dininde akıl, insanların hareketlerine yön vermelidir.

Atatürk, insanın beynini kullanarak, yani aklını işleterek dinle ilgili doğruyu /yanlışı elindeki kitap (Kur’an) ile karşılaştırarak bulabileceğine şöyle işaret etmiştir:

“Özellikle bizim Dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü(Kur’an) vardır. Bu değer ölçüsüyle hangi şeyin Din’e uygun olup/olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz.”

“Hangi şey ki, akla, mantığa, halkın faydasına uygundur, biliniz ki, O Bizim Dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslam’ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın o şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyum sağladığı bir din olmasaydı eksiksiz olmazdı, son din olmazdı. Büyük Dinimiz çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor.”

“Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların amacı, İslam’ların, kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? ”

“Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.”[4]

9. O Gün Kurtuluşa Erecek Cennete Girecek Olanlar Aklıselim /Kalbi Selim Sahipleri Olacaktır

“İnsanların diriltileceği gün, Allah’a kalbi selim /aklıselim ile gelenden başkasına mal ve oğullar asla fayda vermeyecektir.” (Şu’arâ/ 88-89)

II-) “DİNDE TEFRİKA, AYRILIK, FIRKALAŞMA”

KUR’AN’DA VAR MI?

1.Kur’an, Dini Parça Parça Edip Bölünmemeyi Emreder

“Şüphesiz dinlerini parça parça edip(ferrakû dînehum) grup grup olan(kânû şiye’an) şu kimseler; sen hiçbir şekil ve davranışça onlardan değilsin. Şüphesiz onların işi Allah’adır. Sonra Allah, onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir.”

“Kim iyilik getirirse, artık ona getirdiğinin on misli vardır. Kim de kötülük getirirse, artık o, sadece onun misliyle cezalandırılır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.” (En’âm/ 159-160)

En’âm/ 159’da Son Elçi Muhammed’e (a.s) hitap edilmekle beraber onun kişiliğinde tüm inananların muhatap alındığı bu ayetlerde, önce dini birliği bozanlar kınanmakta, sonra da insanların bu dünyadan ahrete getirdiklerine karşılık Rablerinden alacakları mükâfat ve cezaların ölçüsünden söz edilmektedir.

En’âm/ 159. ayet, gelecekte olacaklar için bir uyarı mesajıdır. Çünkü burada konu edilen tefrikacılar, geçmişte ayrılığa düşüp birbirini sapık ilan eden Hıristiyanlar ve Yahudiler değildir. Burada, kimi Müslüman geçinenlerin mezhep mezhep, tarikat tarikat, cemaat cemaat ayrılacakları; her birinin hakk dinden ayrı bir takım inanç ve amel şekli oluşturacakları ve birbirilerinden kopacakları bildirilmekte[5], müminlerin ise bu duruma karşı uyanık olmaları istenmektedir.

2.İnsanlar Niçin Dinlerinde Tefrikaya Düşerler, Dinlerini Parça Parça Ederler?

(a) Özbenlikleriyle Allah’a Yönelmemek

En’âm/ 159’daki uyarı, Rum suresinde de görülmektedir:

“Kalben O’na yönelenler olarak, Allah’ın koruması altına girin, salâtı ikame edin (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturun-ayakta tutun), ortak koşanlardan; dinlerini parça parça bölmüş(ferrakû dînehum), ayrılıkçı gruplara ayrılmış (kânû şiye’an) kimselerden de olmayın. –Her ayrılıkçı grup kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir.–” (Rum/31, 32)

Kişinin, beynindeki potansiyel selim aklını işletmeyerek “Allah’a yönelmemesi” dinde tefrika /bölünme oluşturacaktır.

-Onun içindir ki önce “Allah’a yöneliniz!”;
-Sonra “Müşriklerden olmayınız!” buyruğu verilmektedir.
-Rum/ 32’de “Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan olmayınız!” buyruğu gelmektedir.

Tüm özbenliği ve aklıselimiyle kişi Allah’a yönelince şirkten, ardından da dinini parçalayan olmaktan kurtulmuş olacaktır.

( b ) Allah’ın Yolundan Başka Yollara Tabi Olmak

En’âm suresinin 151-153. ayetlerinde “Allah’a giden yolu oluşturan haklar ve yasaklar” yer almaktadır.Bunlar,

-Allah’a şirk koşmamak,
-Anne babaya iyilik etmek,
-Açlık korkusuyla çocukları öldürmemek,
-Toplumun ahlâkını bozmamak için gizli-açık kötülüklerden sakınmak,
-Haksız yere bir cana kıymamak,
-Yetimin malına kötü niyetle yaklaşmamak,
-Tartı ve ölçüde âdil olmak,
-Konuşunca doğruyu söylemek,
-Allah’a verilen sözü yerine getirmek vb.

Bu yolun dışındaki yollara uymak insanı, Allah’ın yolundan ayıracak; aklıselimle mantıklı düşünmenin yörüngesinden ve takvanın yolundan sapmak ise dinde tefrikaya düşmenin nedeni olacaktır.[6]

(c)Kitabın Bir Bölümüne İnanıp Bir Kısmına İnanmamak

Rabbimiz, Kur’an’da, dinin kaynağında bildirilen ilkelerin hepsini almayıp işine geleni almak ve helâl-haram konusunda Allah’a iftira etmek suretiyle insanların dini parça parça etmelerine birçok örnek vermiştir:

“Ve hani Biz, sizin kesin sözünüzü almıştık: “Kanlarınızı dökmeyeceksiniz, kendilerinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız.” Sonra siz, tanıklık ederek ikrar verdiniz. Sonra, siz, işte o kimselersiniz; kendi kendinizi öldürüyorsunuz ve sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onların aleyhinde günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar size esir olarak gelirlerse de onlar için fidye/kurtarmalık almaya çalışırsınız. Hâlbuki o; onların çıkarılmaları, size haramlaştırılmıştır. Peki, siz Kitab’ın bir bölümüne inanıp da bir bölümüne inanmıyor musunuz?Şu hâlde içinizden böyle yapanların alacağı karşılık dünya hayatında bir rüsvâlıktan başka nedir? Kıyamet günü de azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan bilgisiz, duyarsız değildir.” (Bakara/84-85)

“Ve onlara, “Allah’ın indirdiğine iman edin” denildiği zaman; onlar, “Biz, kendimize indirilene iman ederiz” dediler. Ve onlar, Allah’ın indirdiği, kendilerinin beraberindeki olan şeyi doğrulayan bir hak olmasına rağmen, kendilerine indirilenlerden ötesini bilerek reddedipatıyorlar. De ki: “Peki eğer müminler idiyseniz, niçin daha önce Allah’ın Elçilerini öldürüyorsunuz?”(Bakara/91)

Dinde tefrika, bölünmüşlük, o dinin kaynağını oluşturan kitabın hükümleri konusundaki bölünmüşlük, onun bütününe olan imandaki parçalanmadan kaynaklanmaktadır.

( d ) Dinde Gelişigüzel Fetva Vermek

“Ve kendi dillerinizin yalan nitelemesi ile Allah’a yalan uydurmak için, “Şu helaldir, şu haramdır” demeyin. Şüphesiz Allah’a yalan uyduran kimseler iflah olmazlar.” (Nahl/116)

Helâl ve haram denince din alanına girilmiş oluyor. Herkes bildiği ve bilmediği konularda konuşursa, dindar sayısı kadar ortaya din çıkar ve din, ilâhilik özelliğini yitirir. Dinin kaynağı bir tarafa atılır, insanların görüşleri din mezhep, tarikat şeklinde ortaya çıkar ve böylece dinde tefrika başlar. Bunu önlemek için Kur’an bazı mesajlar vermektedir:

“Eğer bilmiyorsanız, Kur’an’ı bilenlere sorunuz” (Nahl/ 43).

Kendi fetvalarını, görüş ve felsefelerini Kur’an ve Allah’ın Elçisi’nin tebligatının önüne geçirince dinde tefrika başlar.

“Ey iman edenler! Allah’ın ve Elçisi’nin önüne geçmeyiniz” (Hucurât/ 1).

“Allah’a ve ahrete inanıyorsanız, tartışmaya düştüğünüz konuyu Allah’a ve Elçisi’ne götürünüz” (Nisâ/ 59).

Dinî konularda birlik ve beraberliğe ulaşabilmek için bu ayetlerin emrettikleri yerine getirilmelidir. Aksi takdirde Rum/ 32. ayetinde olduğu gibi, “her fırka, kendilerinde olanla böbürlenecektir”. Her böbürlenen grup, kendine özgü bir din oluşturmuş olacak, dinde büyük bir bilgisizlik ve saygısızlıkla bölünmeler, fırkalaşmalar başlayacaktır.[7]

Oysa dinin kaynağı tektir ve o da Allah’ın vahyidir. Dolayısıyla dinde ayrılığa düşülmemeli, din adına daima içinde tefrika, ihtilaf olmayan o vahye müracaat edilmelidir.

“Allah, dinden Nuh’a yükümlülük olarak ulaştırdığı şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya yükümlülük olarak ulaştırdığımız şeyi yaşam yolu yaptı: “Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.” Senin kendilerini davet ettiğin şey, ortak koşan kimselere ağır geldi. Allah, dilediğini kendine seçer ve kalpten yöneleni de o davet edilene kılavuzlar.” (Şûra/13)

“Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” buyruğu boşlukta kalırsa, bu durum, Yüce Allah’ın lütfunun /nimetinin kesilmesine neden olur.

Bu buyruklara da özellikle dikkat edilmesi gerekiyor:

“Ey iman etmiş kimseler! Allah’ın ve Elçisi’nin iki eli arasında öne geçmeyin /dinde kendi görüşlerinizi öne çıkarmayın. Ve Allah’ın koruması altına girin. Şüphesiz Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir.” (Hucurât/1)

“Ey iman etmiş kimseler! Allah’a itaat edin, Elçi’ye ve sizden olan emir sahiplerine /ana yöneticiye itaat edin. Sonra, eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahret gününe inanan kimseler iseniz, onu Allah ve Elçi’ye havale edin. Bu, daha iyidir ve en uygun çözümü bulmak bakımından daha güzeldir.” (Nisa/59)

Dinin asıl kaynağından sapıldığında tefrika kaçınılmazdır. Bilindiği üzere, dinimizdeki ihtilafların pek çoğu, Allah’ın Son Elçisi Saygıdeğer Sevgili Muhammed’e (a.s) nispet edilen ve hadis, sünnet diye adlandırılan sahih olmayan Kur’an’la uyuşmayan haberlerden kaynaklanmaktadır. Hâlbuki Rabbimiz, En’âm/ 159. ayetteki “sen hiçbir şeyce onlardan değilsin”ifadesiyle elçisini tefrika nedeni olmaktan uzak tutmakta, onu bu pisliklerden aklamaktadır. O hâlde dindar kişilerin de ilk günden beri “aynı” olan ve bugün de “aynı”lığı devam eden Kur’an’ın içerdiği Gerçek Din’e uymaları, onda parçalanmalara yol açıp bölük bölük olanların yoluna uymamaları gerekmektedir.[8] Aksi takdirde (En‘âm/ 159. ayette bildirildiği gibi)“… şüphesiz onların işi Allah’adır”; yani onlar hakkındaki hüküm Allah tarafından verilecektir:

“Şüphesiz o iman etmiş kimseler, Yahudi olmuş kimseler, Sabiîler/doğal dindarlar, Hıristiyanlar, Mecusiler ve eş koşmuş olanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü bunların arasını ayıracaktır. Şüphesiz Allah, her şeye en iyi tanıktır.” (Hacc/17)

3.Tefrika Felakettir, Özenle Sakınmak Şarttır

Gerçek Din’in temel ilkeleri şunlardır:

– Kâinatın tek ilâhı ve Rabbi Yüce Allah’tır.
– Sıfatlarında, güç ve kudretinde kimse O’nun dengi ve ortağı tutulamaz.
– Tüm insanların dünyada yaptıklarının hesabını vereceği bir başka âlem kurulacaktır.

Esas olan, Allah’ı Rab /tek ilah edinmek, O’nun Kur’an’daki muhkem olan tüm buyruklarını yerine getirmek, yine Yüce Allah’ın tüm muhkem yasaklarından uzak durmayı yaşam biçimi edinmektir. Birleşmek, bütünleşmek, dayanışma içinde toplumsal birleşik ortak akılla bölünmemek üzere kaynaşmak şarttır. Bilinir ki tefrika; parçalanma, dağılma, kopma, ayrılma, çekişme, boğuşma, ayrı baş çekme, birbirine iftira, yalan, dedikodularla hücum etme ve sonuç olarak zayıf düşerek yok olmaktır.

İstiklâl Marşımızın şairi (Merhum) Mehmet Âkif Ersoy, tefrikanın, milleti parçalayan bir illet olduğunu anlatmış ve meramını şu mısralarla dile getirmiştir:

“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

Cumhuriyetin kurucu değerlerinden Tevhidi Tedrisat Kanunu, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Yasası, Anayasamızda değiştirilemez konumundaki Türkiye’yi Laikleştiren Yasaların görmezden gelinip uygulamaması, bunların içerdiği temel hükümlerin aksine uygulamaların yaygınlaştırılması, doğru yaşam biçimi imiş gibi bunların sunulması, toplumsal barışın önce zedelenmesi, daha sonra ortadan kalkmasına neden olur. Gençlerin bu olumsuz tutum ve davranışlar içinde bırakılması, yeniden huzursuzluk, üzüntü ,vicdanı yaralayacak sıkıntıların doğmasına neden olacaktır. Doğru kolaydır. Doğruyu, gerçeği, marufu yaygınlaştırmak güzeldir.

SEDAT ŞENERMEN

Kaynakça
[1] Osman ERGİN, Türkiye Maarif Tarihi, İstanbul, 1977, c. 5, s.1957.
[2] Osman ERGİN, Türkiye Maarif Tarihi, c. 5, s.1950.
[3] Bkz. Prof.Dr. Enver Ziya KARAL, Atatürk’ten Düşünceler, Ankara, 1969, Türkiye İş Bankası Yayını, s.65-66.
[4] 13 Mart 1923 Hâkimiyeti Milliye, 21 Mart 1923; Sadi BORAK, Atatürk ve Din, İstanbul, 1962, s.33; Prof.Dr. Utkan KOCATÜRK, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1971, Atatürk Araştırma merkezi Yayını, s.66-71
[5] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, İstanbul, 2015, c.4, s.395-396.
[6]Prof.Dr. Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, İstanbul, 2008, cilt: 7, s.32
[7]Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, c.7, s.33.
[8]Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, c.4, s.397.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir