ORMANLARIMIZ YANARKEN

2020 yılının başlangıcından beri tüm dünyayı sarsan küresel salgın, depremler, politik çıkmazlar ve kaotik olaylar, sanki bir korku filmini anımsatır gibiydi.

Bugünlerde ise ülkemizin gözbebeği yerlerinde, ardı ardına yaşanan orman yangınları ve can pazarı.

Son günlerde milli bir felakete varacak şekilde ormanlarımızın yanışına tanıklık edince, her Türk yurttaşı gibi büyük bir üzüntü ile kendimi duygularıma bıraktım.

İçim hınçla dolu, içim kederle dolu.

Yorgunluk ve çaresizlik içinde bulunan yöre insanının orman emekçileri ile vermiş olduğu mücadeleyi satırlara sığdırmak ne mümkün? Hele ki anılarına ulaşma gayreti yok mu?.. Tam bir buruk acı.

Çok hazin ve oldukça düşündürücü bir manzara.

Bir taraftan giden canlar, yanan evler, içinde barındırdığı onlarca çeşit bitki ve canlısıyla, denizin mavisiyle bütünleşen, yanıp biten kül olan ülkemizin süsü ve gücü yemyeşil ormanlarımız.

Diğer taraftan, bölge insanının ataları gibi yıllardır özen göstererek korumaya ve kollamaya çalıştıkları servet değerinde kaynaklarımız.

Şimdilerde; enfes çam kokusu duman kokusuna, yeşil bitki örtüsü kömür karası toğrağa yerlerini terketmiş durumda.

Yazık, çok yazık oldu.

Nedeni her ne olursa olsun, tekrar yeşererek tüm insanlığa nefes aldıracak ormanlarımızı katleden insanoğlu, bir zaman sonra yenik düşecektir, doğanın ekolojik dengesine.

Kazandıklarını zannedenler, kaybedeceklerdir son tahlilde ve de eğer varsa birazcık karanlık vicdanlarında sonsuza kadar mahkumiyet içerisinde yaşayacaklardır.

“Bir yanımız buruk, diğer yanımız mutluluk” diyordu, bir maçtan sonra kadın sporcumuz uzatılan mikrofonlara. Sadece günü mü?.. Yılları özetlercesine…

Bu topraklarda yaşananlar coğrafyanın kader olmasından ziyade, yönetimine mahkum edildiğimiz güçlerin öngörüsüzlüğü, krizi yönetme zafiyetleri ve çok şeyi bildiklerini sanıp, hiç bir şey bilmediklerinin farkında olmamalarıdır.

Bir de liyakat…

Yakın zamanlara kadar her alanda kullandığımız bu kelimenin artık eylemlerde yer almadığını gösterir gelişmeler.

Kelime layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik ve yetenek manasına gelir, bu vasıfları taşıyanlar “liyakat sahibi” olarak gösterilirdi.

Kullanıldığı yıllarda pek de itibarlı ve herkese kolay kolay yakıştırılmazdı.

Çoktan beri kimsenin aramadığı, kimsenin sormadığı bu kelime, tam da bugünlerin nedeni olmuştur, öyle veya böyle bir şekilde.

Ya plansızlık…

Bazı insanlar var ki; söyleyecek bir laf buluncaya kadar konuşurlar da konuşurlar, herşeyi inkar edip, herşeyi itiraf edercesine.

Böylesine büyük bir olayda bile umarsızlık içinde yapılan akıllara zarar veren açıklamalara, yorumlara ve davranışlara bakınca plansızlığın, ülkemizi ne hale getirdiğini ve bunca yıldır elde edilen kazanımlarının nasıl berhava edildiğinin görülmesi açısından düşünmeye değerdir.

Şimdi başımıza çöken bu felaketten ders çıkarma zamanı, şiddete ve hırsa kapılma değil.

Umudumuzu, yaşama sevincimizi, bilime olan inancımızı kaybetmemek ve bu zorluğun üstesinden gelebilmek için insan olarak, birey olarak, toplum olarak üzerimize düşeni yapmaktır.

Onun için bir an önce kendimize gelmemiz, toparlanmamız, işimizi doğru yapmamız gerekiyor.

Yoksa giden değerleri kaybettikten sonra dövünmenin hiç bir faydası olmayacaktır.

Sömürücü ve emperyal güçlerin Türkiye üzerindeki tasarıları bitmediğinden her türlü çabayı sürdürdükleri çok net ortadır.

Ve şartlar ne olursa olsun, birlik ve beraberlik içinde olduğumuz zaman bu toprakların kimseye yar olmayacağını tarih göstermektedir.

Her sıkıntının bir sonu, her karanlığın bir aydınlığı vardır. Güç günler geçer, güçlü insanlar kalır.

Yeter ki, kendimize gelelim.

İSMET HERGÜNŞEN