ATATÜRK VE MİLLİYETÇİLİK

1. Atatürk’e Göre Milliyetçilik, Türk Milleti ve Milli Şuur

Atatürk’ün bütün hareketleri bir tek ana düşünce etrafında toplanabilir: Milliyetçilik. O Türk topraklarının düşman istilasından kurtarılması için savaştı. Türk milletini hür, bağımsız ve müstakil yaşatmak için Cumhuriyeti kurdu, onu çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmek amacıyla devrimleri gerçekleştirdi. Milliyetçiliğin temeli ve kaynağı olan dil ve tarih incelensin, araştırılsın diye Dil ve Tarih Kurumlarını kurdu ve servetinin büyük bir bölümünü bu iki kuruma bıraktı.[1]

“Türk Milliyetçiliği” ve “Cumhuriyet” konusunu Atatürk şöyle değerlendiriyor:

“Biz doğrudan doğruya milliyetçiyiz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun bireyleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”[2]

Atatürk, Türk Milleti’ni Tanımlıyor:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir.”[3]

“Türkler demokrat, özgür ve sorumlu vatandaşlardır. Türk Cumhuriyeti’nin kurucuları ve sahipleri, bizzat kendileridir.”[4]

“Türk milletini yapan insanların tarihleri birdir.”[5]

Atatürk’ün dünya görüşünün iki öğesi vardır; ulusallık ile evrensellik.[6] İlk bakışta birbirinin karşısında gibi görünen bu iki öğenin Atatürk’ün düşüncesinde nasıl bir bütünselliğe eriştiğini görebilmek için O’nun düşüncelerinin temel çizgilerini, özellikle de O’nun kültür anlayışını ve kültürün temeli olarak gördüğü dil ve tarih üzerindeki görüşlerini dikkatlice gözden geçirmek gerekir.

Milliyetçilik ve Dil:

“Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”[7]

“Türk milletinin millî dili ve millî benliği, bütün yaşamında egemen ve esas kalacaklar.”[8]

Atatürk büyük Söylev’ini bitirirken “… ulusal varlığı sona ermiş sayılan bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya”[9] çalıştığını söyler ve bütün Söylev’ini “en sonu tarihe mal olmuş bir çağın öyküsü”[10) olarak belirtir. Atatürk Devrimi’nin temelinde her şeyden önce Türk ulusunun bağımsızlığı ve özgürlüğü vardır. Ama bu öykü Türk ulusunun olduğu kadar başka ulusların da öyküsüdür, bütün “çağ”ın öyküsüdür. “Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız görevin özüdür. Bu görev, bütün ulusa ve tarihe karşı yüklenilmiştir… Tam bağımsızlık demek, elbette, siyasa, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımdan herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”[11]

Mustafa Kemal, Türk milliyetçiliğinin özgün, ulusal ve evrensel niteliklerini anlatan pek çok açıklama yaptı ve iç içe geçen bu iki özelliğe önem verdiğini sıkça vurguladı. Evrensellik anlayışını, “dünyanın neresinde bir rahatsızlık varsa, bizden ne kadar uzak olursa olsun, bu rahatsızlıkla ilgilenmeliyiz. İnsanlığın tümünü bir vücut, her milleti bir uzuv saymak gerekir. İnsan kendi milletinin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını da düşünmeli, kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa, bütün dünya milletlerinin mutluluğuna da o kadar önem vermelidir”[12] biçiminde açıklıyordu.

“Türkiye’nin mücadelesi yalnız kendi adına olsaydı, daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Oysa, Türkiye’nin savunduğu dava, bütün mazlum milletlerin, bütün doğunun davasıdır”[13] sözleriyle Türk Devrimi’nin evrenselliğini ortaya koyan açıklamalar yapıyordu.

Mustafa Kemal, Türk milliyetçiliğinin evrenselliğini savunurken, özgünlüğün bilince çıkarılıp korunmasının taşıdığı önemi de ihmal etmedi. “Her milletin kendine özgü geleneği, alışkanlıkları, milli özellikleri vardır; hiçbir millet, başka bir milletin taklitçisi olmamalıdır, bunun sonu kuşkusuz ki hüsrandır”[14] ya da “Biz benzememekle ve benzetmemekle övünürüz, çünkü biz, bize benzeriz”[15] diyor ve Türk milliyetçiliği için “Türk milliyetçiliği ilerleme ve gelişme yolunda, uluslararası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş milletlerle uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız birliğini kurmalıdır”[16] diyordu.[17]

2. Atatürk Göre Türk Milliyetçiliğinin Tanımı, Milliyetçilik ve Millî Sınır

Atatürk’ün huzurunda 20-25 Eylül 1937’de yapılan İkinci Türk Tarih Kongresine “Türk Milliyetçiliği: Doğuşu, Manası, Gayesi ve Vasıfları” adlı tebliğiyle katılan Ord.Prof.Dr. Ali Fuat Başgil, Anayasa’nın en onurlu bir ilkesinin, Türk milliyetçiliğinin, Anayasa’da yer alışını önemle belirttikten sonra şöyle demişti:

“Milliyetçilik ana prensiptir, çünkü yeni Türkiye Devleti, bütün kurum ve kuruluşlarıyla bu düşünce üzerine kurulmuş ve şimdiye kadar bütün işlerinde ilhamını bu düşünceden almıştır.”

“Milliyetçilik ana ilkedir; çünkü milliyetçi Türk Devleti’nin diğer özellik ve prensipleri tarihen millet düşüncesinden doğmuş ve millet benliğinin peyderpey gelişmesinin birer zorunlu ve lojik sonucu olarak ortaya çıkmıştır. O suretle ki,

* Cumhuriyet rejimi ve devletin cumhuriyetçilik umdesi, millî istiklâl ve hâkimiyet şeklinde idealleşen millet fikrinin rejim halinde bir tahakkuku olmuş;

* İnkılâp umdesi, milletçe yetişme ve yenileşme zaruretinin;

* Laiklik ise, yirminci yüzyılın icapları önünde devlet hayatımızın reel ve rasyonel esaslara dayanması lüzumunun birer sonucu olmuştur.

* Halkçılık umdemiz hükümeti halka, yani zaman içinde taayyün etmiş millete indirme, millet namına ve millet için hükümet etme ihtiyacının;

* Nihayet devletçilik de, millî hayatı ve millî kuvvetleri devletin şuurlu merkezine bağlamak suretiyle memlekette otoriteye ve yetkiye dayanan bir disiplin kurma ve milletçe teşkilatlanmanın zorunluluğunun birer ifadesi olmuştur.”[18]

Atatürk, milliyetçiliği nasıl tanımlıyor, şimdi onu görebiliriz:

“Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda, milletlerarası ilişki ve yakınlaşmalarda, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun kendine özgü karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktır.”[19]

Milliyetçilik ve Millî Sınır:

“Memleketin, fikrî ve ekonomik gelişmeye, yüksek ilerleme alanı olmasına çalışmak ülkümüzdür. Fakat bu gelişmenin, uygar ve millî sınır dışında seyretmesini ilkelerimize uygun bulamayız.”[20]

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında ırkçılık, Turancılık ve emperyalist emeller yoktur. O, milliyetçiliği akla, bilime ve kültüre dayalı bir görüşle ele almakta ve tanımlamaktadır. Esasen gerçek olan, gerçekçi olan da budur. Bu açıdan bakıldığında Türkiye dediğimiz sosyal varlığın ne için yaşadığını, gerekirse ne için ölüme atılabileceğini soranlar, en sonunda görüyor ve biliyor ki; bu sorunun yanıtı “Milliyet”tir. Hürriyet, adalet ve bunlara dayanan demokrasi, hep “millet” ve “milliyet” davasına dayanan değerlerdir.[21]

“Gerçi bize milliyetçi derler. Fakat biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere saygı gösterir ve uyarız. Onların bütün milliyetlerinin gereklerini tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz, herhalde bencil ve gururlu bir mil-liyetçilik değildir.”[22]

Esasında millî benliğin kendine inanı ve güveninden ibaret olan Türk milliyetçiliği, geçmişin karanlık anıları, şimdiki halin zaruretleri ve geleceğe dair olan bilinçaltı temenniler önünde gittikçe açıklık kazanmak ve muayyenleşmek üzere bir anlam almış, bir amaç ve bir ülküye yönelmiştir.

3. Türk Milliyetçiliğinin Anlamı Ve Amacı

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1931 yılında yapılan Büyük kongresinde kabul edilen programda, milliyetçilik konusuyla ilgili olarak; “CHP milliyetçiliği, gerek bağımsız ve gerekse başka bir ülke uyruğu altında yaşayan bütün Türkleri, kardeşlik duygusuyla sevmek ve onların refahını dilemekle beraber, dışarıdaki Türkleri iç siyasi uğraş alanı dışında tutar” deniliyordu.

Milliyetçiliğimizin Anlamı:

– Milletin bütünlüğünü ve büyüklüğünü sağlamaya çalışmak,

– Millî ihtiyaç ve menfaatleri bütün ihtiyaç ve yararların üstünde tutmak,

– Türk bireyleri ve nesilleri arasında bilinçli bir dayanışma ve yardımlaşma esasına dayalı sa¬mimi bir kardeşlik bağlılığı ve birliği yaratmak, milliyetçiliğimizin anlamını ifade etmektedir.

Milliyetçiliğimizin Amacı:

– Milletçe hürriyet ve istiklâldir.

– Hatta bu hürriyet ve is¬tiklâl de, Türk milliyetçiliği için bizzat ve son bir amaç değil,

– Da¬ha üstün ve insanî bir amaca, daha doğrusu bir ülküye varmak için aşılması zorunlu bir noktadır.

– Bu ülkü Türk milletini geniş in¬sanlık ailesi içinde, bu ideal ailenin en lâyık ve en şerefli bir uz¬vu yapmak,

– Ebedî ve namütenahi Türklüğü, ebedî ve sonsuza değin insanlığın hizmetine vermektir.

İşte modern Türkiye’nin yıllardan beri Cumhuriyet dönemi boyunca milletçe gayretlerinin ve yüzyıllara sığabilen devrimlerinin en derin anlamı, Türk milliyetçiliğinin bu yüksek ve insanî ülkü¬sünde saklıdır.

Gayeye erişmek ve ülküye doğru yol alabilmek için, Türk milliyetçiliğinin teşkilâtlanması, yani millî kuvvet ve faaliyetleri mer¬kezîleştirmesi ve plânlaştırması lâzımdı. Temelleri ilk “Büyük Mil¬let Meclisi Hükümeti” ile atılan yeni Türkiye devleti, bu lüzumun cevabı olarak kurulmuş, millî gayeyi ve ülküyü gerçekleştirme görevini artık devlet kendi üstüne almış ve artık Türk milliyetçi¬liği demek, milliyetçi Türk devleti demek olmuştur.

Kuruluşunun hikmetini ve sebebini bu gayede ve bu ülküde bulan milliyetçi devlet; doğal olarak tüm icraat ve faaliyetinin, bü¬tün kurum ve teşkilâtının ana prensibini de aynı amaçtan ve aynı ülküden alacak ve hiç durmadan, milletçe hürriyet ve istiklâl yolunda yürüyecektir.

Buradan itibaren Türk milliyetçiliği tarihi, bütün detaylarıyla devrim tarihimizdir. Özgürlük ve tam bağımsızlık ilkönce ve millî mücadele yıllarının acil zaruretleri içinde sırf bir siyasal amaç olarak alınmış; fakat başarı yolunda ilerlendikçe istiklâl mefhumu genişlemiş ve memleketin siyasal, kültürel ve ekonomik bütün yaşam ve faaliyetinin birden yöneldiği bir gaye halini almış¬tır. Buna göre de milliyetçi devletin temsil ettiği Türk milliyetçi¬liği siyasal, sosyal ve ekonomik şekiller almış ve aşama aşama gelişmiştir.[23]

Siyasal Milliyetçiliğimiz:

* Bir taraftan Türk milletine tarihinin çizdiği hudutlar içinde hür ve bağımsız siyasal bir varlık sağla¬maya;

* Bir taraftan da memleketin siyasal kurum ve teşkilâtını cezrî bir surette millîleştirmeğe yürümüştür.

Birinci hedefe Lozan barış antlaşması ile erişilmiş;

İkinci hedef de siyasal mahiyetteki devrimlerle el¬de edilmiştir.

İkinci yolda Türk milliyetçiliği, daha ilk günlerinden itibaren, Osmanlı sistemiyle tezada girmiştir.

Başlangıçta Büyük Millet Mec¬lisi Hükümeti ile Babıâli hükümeti arasında harici müşküllere ait bir siyasî görüş ayrılığı gibi görülmüş olan bu zıtlık, haddi zatında bir milletin iman ve ülküsünün mihverini değiştirmesinden oluşan derin bir sarsıntı ve bir strüktür çelişkisi olmuştur. Anado¬lu’da çarpışan Kuvayı Milliye ile Kuvayı İnzibatiye hakikatte bir-birine zıt iki sistem ve iki ayrı ideali savunmuştur.

– Bir tarafta sul¬tanı ve halifesi ile devrini yaşamış kozmopolit bir sistem ve reali¬tesini kaybetmiş bir ideal;

– Diğer tarafta da üstün ve insanî bir ülkü¬nün sıcaklığı /samimiyeti ve heyecanı ile kaynayan bir millî iman ve bir millî kuvvetler sistemi vardı.

Bu iki sistemden biri yerini er geç öbürü¬ne bırakacaktı.

* Nitekim bıraktı, saltanat ve hilâfet yıkıldı;

* Uyanan millî benliğin siyasal ifadesi halinde cumhuriyet kuruldu. Lozan sul¬hu ile cumhuriyet Türk milliyetçiliğinin ülkü yolundaki ilk ve en büyük zaferidir.[24]

Bundan sonra Türk milliyetçiliğini kültür, eğitim-öğretim ve ekonomi alanlarında aynı bir heyecan ile siyasal tam bağımsızlığı ikmale koyulmuş görüyoruz. Osmanlı devrinde kötü bir kozmopolitizme saplanmış olan Türk zekâsını, ruhunu medrese skolâstiği ile tekke tasavvufun¬dan alan Türk’ün moral idealini memlekete, hayata ve millî varlığa çevirmek bu alandaki devrimlerin ilk hedefini oluşturmuştur. Bu devrimler sayesinde

* Skolâstisizm yerine, hayattan ve millî ihtiyaç¬lardan ilham alan realizmi,

* Tasavvuf morali yerine, elemanlarını reel ve rasyonel tefekkürden alan millet morali,

* Osmanlı devrinin endividüalist terbiye sistemi yerine, kolektif iş ve sorumluluk esası¬na dayanan toplum ve millet terbiyesi koymağa gidilmiştir.

Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Alanındaki Hedefi:

Osmanlı devrinin bakımsızlığından, Balkan Savaşı, I.DünyaSavaşı ve İstiklâl Savaşı gibi yıllarca süren savaş ve seferberlikten mahvolan memle¬ket ekonomisini yeni baştan ve tamamı ile millî esaslar üzerine kur¬mak ve memleket barışını ve saadetini millî refaha bağlamak ol¬muştur. Burada da millî gaye ve ülkü yolu izlenilmiş, Türk mil¬letini sırf ham maddeci olmaktan, yani ekonomik tâbiliğe mahkûm kalmaktan kurtarmağa ve Türk ekonomisine kendine yeterlilik sağlamaya gidilmiştir. Bunun için de

– Eski devrin fertçi, liberal ve kozmopolit ekonomisi yerine,

– Toplumcu, devletçi ve millî ekonomi sistemi kurulmuştur.

Tüm bunlar gösteriyor ki, Türk milliyetçiliği milli sınırlar içinde huzur ve refah yolunu açmak için memleket yaşamının her aşamasını çağın uygarlık şartlarına göre ıslah ve düzenlemeye koyulmuş; fakat kendi varlığını mutlak diğer milli varlıkları izafi gören bir milliyetçilik gidişi almamış, kuvve-i anil merkeziye halinde kör bir kütle bedbinliğine düşmemiştir. Yani Atatürk dönemi milliyetçilik uygulamasında eğitici, barışçı ve insaniyetçi bir milliyetçilik olmuş ve bu özellikleriyle markalaşmıştır. Bu özellikleri sayesindedir ki milliyetçiliğimiz, Cumhuriyet döneminde uluslararası akımlarla da hep barışık kalabilmiştir.[25]

Milliyet İlkesinin Gücü:

Bu konuda Atatürk şöyle demiştir:

“Biz, milliyet fikirlerini uygulamada çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla ça¬lışma ile gidermeye çalışmalıyız. Bilirsiniz ki, milliyet ku¬ramını, milliyet ülküsünü çözüp dağıtmaya çalışan kuram-ların dünya üzerinde uygulanma yeteneği bulunamamıştır. Çünkü tarih, olaylar, hadiseler ve gözlemler insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin egemen olduğunu göster¬miştir ve milliyet ilkesi aleyhindeki büyük ölçüde gerçek denemelere rağmen yine milliyet duygusunun öldürülemediği ve yine kuvvetle yaşadığı görülmektedir.” [26]

Ulus devlet tarihsel bir gerçekliktir. Dünyadan ulus devletleri ortadan kaldırmaya yönelik küresel fesat programları yürütenler başarısızlığa uğrayacaklardır.

SEDAT ŞENERMEN

Kaynakça
[1] Prof.Dr. Hikmet TANYU, Atatürk ve Türk Milliyetçiliği, Ankara, 2007, Elips Yayınları, s.91.
[2] (1926) ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, V, s.114.
[3] (1930) Prof.Dr. Afet İNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Ankara, 1969, T.T.K. Yayını, s.351.
[4] A.İNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s.465.
[5] A.İNAN, a.g.e., s.357. Ayrıca bkz. Prof.Dr. Utkan KOCATÜRK, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 2007, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, s.316-317
[6] Bedia AKARSU, Atatürk Devrimi ve Temelleri, İstanbul, 2003, 3.Baskı, İnkılâp Kitabevi, s.235.
[7] (1931) Taha TOROS, Vakit gazetesi, 19.02.1931; Atatürk’ün Adana Seyahatleri, s.39.
[8] (1933) Hâkimiyeti Milliye gazetesi. 07.02.1933.
[9] ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1964, TDK Yayını, c.II, s.614.
[10] ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, c.II, s.614.
[11] ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, c.II, s.430-431. Ayrıca bkz. B. AKARSU, Atatürk Devrimi ve Temelleri, s.235.
[12] Şevket Süreyya AYDEMİR, Tek Adam, İstanbul, 1983, Remzi Kitabevi, c.III, s.417.
[13] Ş.S.AYDEMİR, Tek Adam, III/148.
[14] ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, c.II, s.151.
[15] Ş.S.AYDEMİR, Tek Adam, III/456.
[16] Y.Hikmet BAYUR, Belleten, Ankara, 1968, T.T.K.c.XXXII, no:128, s.557.
[17] Metin AYDOĞAN, Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-2 ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ, İzmir, 2020, 14.Baskı, Gözgü Yayıncılık, s.397.
[18] Ord.Prof.Dr. Ali Fuat BAŞGİL, “Türk Milliyetçiliği: Doğuşu, Manası, Gayesi ve Vasıfları”, İkinci Türk Tarih Kongresi (Kitabı içinde), Ankara, 2010, 2.Baskı, T.T.K. Yayını, s.984-985.
[19] (1930) Prof.Dr. Afet İNAN, T.T.K. Belleten, Cilt: XXXII, No:128, 1968, s.557.
[20] (1929) Ayın Tarihi, Sayı: 68, 1929, s.5024.
[21] Prof.Dr. Remzi Oğuz ARIK, Türk İnkılâbı ve Milliyetçiliğimiz, Ankara, 1981, Kültür Bakanlığı Yayını, s.6.
[22] ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, c.I, s.98.
[23] BAŞGİL, “Türk Milliyetçiliği: Doğuşu, Manası, Gayesi ve Vasıfları”, s.991.
[24] BAŞGİL, “Türk Milliyetçiliği: Doğuşu, Manası, Gayesi ve Vasıfları”, s.992.
[25] BAŞGİL, “Türk Milliyetçiliği: Doğuşu, Manası, Gayesi ve Vasıfları”, s.993.
[26] (1923) ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, c.II, s.142-43.