ATATÜRK DÖNEMİNDE BAZI KIYAFETLERİN YASAKLANMASININ AMAÇLARI

Türk Milleti’ni emperyalizmin etkisinden uzak, inancın temsiliyetinin üstünlüğü olmaksızın tüm yurttaşlar arasında eşitliği sağmaya, çağdaş uygarlığa götüren uygulamalardan biri de 3 Aralık 1934 tarihinde kabul edilen “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun”dur.
Atatürk’ün ve yönetici kadronun kıyafet meselesine bakışı en temelde milli birliği pekiştirmekti..
Kıyafette emperyalizmin etkisinden arınmak
“Emperyalizmin etkisinden uzak olmanın kıyafet ile ne ilgisi var?” denebilir ancak; izcilik, sporculuk, avcılık gibi maksatlar için kurulan toplulukların kıyafetlerinin hükümetçe belli şekillere tâbi tutulması; yasanın gerekçesinde “ecnebi siyaset ve emperyalistlik ve askerlik teşekkülleri ile iltibaslı alamet ve kıyafetleri” [1] taşıyamamaları ile açıklanır. Bundaki bir diğer amaç; “millî birliği incidici ve millî duyguyu tahrik” edici vaziyetlere engel olmaktı.[2]
Hatta bu amaç doğrultusunda “memlekete misafir olarak gelecek ecnebi teşekküllerin ziyaretlerinin müsaadeye tâbi tutulması ve memuren yahut ruhsatlı olarak Türkiye’de bulunan ecnebi kara, deniz ve hava kuvvetleri mensuplarının resmî kıyafetlerini taşıyabilmeleri hususunun dahi Hükümetçe tanzim ve tayin edilmesi de düşünülmüştür.”
Atatürk’e göre kıyafet konusu
Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da halka yönelik yaptığı konuşmada kendisini din görevlisi olarak tanıtan kimilerinin, kendilerini milletvekili, belediye başkanlarının önüne koyarak halkın temsilcileriymiş gibi yansıtmalarını eleştirerek, onların halkla doğrudan doğruya ilişki kurmaya engel olduğunu belirtmiştir. Dahası “yetki sahibi olmayan bu gibi kimselerin görevli olan kişilerle aynı kıyafeti taşımalarındaki sakıncayı hükümetin dikkatine sunacağım”[3] diyerek hükümetin dikkatini çeker.
Atatürk kıyafet konusuna ayrıca fen, sağlık ve medeniyet açılarından yaklaşır ve medeni kıyafet giyilmesinden yanadır. Bu hususta kendini dinleyen bir vatandaşı göstererek şunu söyler:
“Başında fes, fesin üstünde bir yeşil sarık, sırtında bir mintan, onun üstünde benim sırtımdaki gibi bir ceket, daha alt tarafını göremiyorum. Şimdi bu kıyafet nedir? Medeni bir insan bu tuhaf kıyafeti giyip dünyayı kendine güldürür mü?”[4]
Dahası medeni kıyafeti, kadın-erkek eşitliğinin de bir aracı olarak görmüştür. “Olabilir mi ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?”[5] diye soran Atatürk şu örneği verir:
“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya bir peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu davranışın anlam ve işareti nedir? Efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu ilkel duruma girer mi? Bu durum milleti çok gülünç gösteren bir görüntüdür.”[6]
İbadet yeri haricinde dinsel kıyafet ile dolaşmak yasaklanmıştı
3 Aralık 1934 tarihinde “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun” şu önemli maddelerle kabul edildi:
Madde 1: Her hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır.
Hükümet her din ve mezhebden münasib göreceği yalnız bir ruhaniye mabed ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için geçici izinler verebilir. Bu müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesi caizdir.
Madde 2: Türkiye’de kanuna uygun teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüb gibi heyetler ve mektepler özel kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname veya talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım taşıyabilirler.
Madde 3: Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve lavazımını taşımaları yasaktır.
Madde 4: Ecnebi teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri, Bakanlar Kurulu’nca tayin olunacak mercilerin müsaadesine tabidir.
Madde 5: Türkiye Devleti nezdine memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel yürürlükteki adetlere tabidir.
Özel izin ile gelen yabancı memleketler kara, deniz, hava kuvvetlerine mensup kimselerin resmi üniformalarını nerelerde ve ne zaman taşıyabilecekleri Bakanlar Kurulu kararıyla tayin olunur.”
Yasanın 1. maddesinde görüldüğü gibi mabed ve ayin haricinde dahi dini kıyafeti taşıyabilme yetkisi İslam dini açısından Diyanet İşleri Başkanı’na tanınmıştır. Ama bu kıyafetin resmi işlerde giyilmesi gerekirdi. İbadet yeri haricinde, yani, sokakta, caddede dinsel kıyafet ile dolaşmak yasaktır ama bugün bırakalım sokakları, okullarda bile cüppe ve sarık gibi dinsel kıyafetlerle dolaşılabilmektedir. Bu, inanca saygı değil, inanç üzerinden tahakküm kurmaya, milleti inanç üzerinden ayrıştırmaya neden olmaktadır.  Oysa milleti bölen değil, birleştiren uygulamalara yönelinmelidir.
Tarihçi
MUSTAFA SOLAK
[1] TBMMZC, D.4, c.25, s.1
[2] Aynı yer.
[3] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.I, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, s.225-226.
[4] Age, s.226.
[5] Aynı yer.
[6] Age, s.227.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir