Siyonizm’in Amerikan neocon jeopolitiği üzerine etkisi

İsrail, Siyonist ideolojinin bir sonucu olarak Filistin topraklarında kurulduğunda, kurucu ataları tarafından sosyalist ve laik bir devlet olarak tasarlandı. İsrail’in Kibbutzları Sovyetlerin Kolhozları ile aynı perspektife ve yönteme sahipti. Hatta bazı ülkeler İsrail’i Sovyet Komünist modeli teşvik ettiği gerekçesi ile geç tanıdılar.

SİYONİZM’İN DÖNÜŞÜMÜ

Siyonizm, Avrupa’daki antisemitizm sorununu, Yahudiler için bağımsız bir devlet oluşturarak çözmeyi amaçlayan bir ideoloji olarak ortaya çıktı. Filistin topraklarının bir kısmı BM tarafından 29 Kasım 1947’de alınan Genel Kurul kararı ile İsrail devletine verilmiş olsa da Filistin topraklarının tamamı iki devletli çözümün aksine Siyonist projenin hedefi haline geldi. 1948 sonrası üst üste yaşanan Arap İsrail savaşları sonrasında dış ve iç cephede güç kazanan Siyonistlerin, Filistin’deki yerleşimci-sömürge projelerini kolaylaştırmak için sosyalist ve laik çerçeveden uzaklaşıldı ve dincilik kullanıldı. Böylece Tevrat ve İncil’in Exodus (Göç), Geri Dönüş, vaat edilmiş topraklar gibi kavramları öne çıkarıldı. Siyonizm’in öncülerinden Ben Gurion ünlü söylemi “Topraksız bir halk için halksız bir toprak”, Filistinlileri yok sayarak Siyonizm’in dinci ve milliyetçi kökenlerini ortaya çıkardı. Ona göre tarihi topraklarda Filistinliler yok Araplar vardı. Teorisine göre yerleşik Araplar sınır dışı edilebilirdi. 1969’da dönemin Başbakanı Golda Meir de bir röportajında şöyle diyordu: “Filistin halkı diye bir şey yoktur… Biz gelip onları dışarı atmış ve ülkelerini almış değiliz. Onlar yoktu.” Aynı yıl, Siyonist lider Menachem Begin, Filistin’in varlığını reddetmenin yaşamsal önemine her konuşmasında vurgu yapıyordu. Böylece Siyonizm, Theodor Herzl’in ütopyasından Filistin’i Filistinli sakinlerden kovmayı amaçlayan sömürgeci ve dinci bir harekete dönüştü. 1948’deki resmi kuruluşundan bu yana Yahudi Devleti’nin temel ilkesi Filistinli Arapları kabul etmek değil, dışlamak olmuştur. Bugün İsrail nüfusunun yaklaşık %20’sini teşkil eden İsrail vatandaşı Filistinliler bile Yahudi İsrail vatandaşlarının ayrıcalıklardan ve avantajlarından yararlanamıyor. İkinci sınıf vatandaş olarak hayatlarına devam ediyorlar. Dünyada yaklaşık 15 milyon Yahudi var. Bunların 9 milyonu İsrail’de, 5 milyon ise ABD’de yaşıyor. Ayrıca Fransa (450 bin), Kanada (392 bin), Büyük Britanya (292 bin), Arjantin (180 bin), Rusya (165 bin), Almanya (118 bin), Avustralya (118 bin), Türkiye (15 bin), İran (8500), Fas (2 bin) ve Tunus’ta bin Yahudi yaşıyor. Bu yönü ile İsrail dünyada Yahudilerin azınlık olmadığı tek devlet. Siyonizm, MS 70’ten sonra neredeyse 2 milenyum diasporada yaşayan dünya Yahudilerini, Filistin’de devlet kurmaya hazırlayan ve eyleme geçiren ideolojinin adıdır. 1948 yılında BM’nin kararı ile İngiliz sömürgesi Filistin toprakları üzerinde kurulması ile Siyonizm ideolojik hedefini başarmıştır. Bugün de 1948’de kurulan devletin, dini kitaplarda geçen ve Türkiye topraklarını da içeren Arz-ı Mevud sınırlarına kadar genişlemesi açık devlet politikası olarak resmen deklare edilmese de uygulanan dış politika ve güvenlik politikası buna işaret etmektedir. Bu kapsamda Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinli Arap nüfusun Mısır’a ve Ürdün’e sürülmesini hedefleyen deklarasyonlar her seviyede açıkça yapılmaktadır.

SINIR TANIMAYAN DÜNYEVİ VE UHREVİ ORTAKLIK

İsrail’in, bugün için kendi askeri gücü ile ABD destekli siyasi güce dayalı Yahudi Üstünlüğüne (Jewish Supremacy) odaklanan katı görüşlüler içinde en karmaşık alan din konusudur. Sayısız uluslararası hukuk ve silahlı çatışma hukuku ihlallerine rağmen, birçok İsrail yanlısı dinci ve Siyonist fanatikler bu suçları meşrulaştırmanın bir yolu olarak dini hukuk ve “Tanrı’nın vaadi” gibi soyut kavramlara yönelmiştir. 1971’de dönemin Başbakanı Golda Meir, Fransız Dergisi Le Monde‘a şöyle demişti: “Bu ülke, bizzat Tanrı’nın verdiği bir sözün yerine getirilmesi olarak var. Ondan meşruiyetinin hesabını sormak saçma olur”. Bu tip politikacılarla Siyonizm zaten milliyetçi bir temele sahipken bu kez dini bir temele de sokulmuş oldu. İsrail’in yıllar içinde sosyalizm ve laiklikten uzaklaşarak dinci karaktere bürünmesinin sadece İsrail topraklarındaki Yahudi inancını takip edenlere değil, dünyadaki diğer 6 milyon Yahudiye de etkisi oldu. Böylece İsrail dünyadaki tüm Yahudileri temsil eden bir konumda Yahudi inancı adına hareket eden devlet durumuna geldi. Yahudilerin gerek İkinci Dünya Savaşı öncesi ve gerekse savaş sırasında ezilen halklar olarak uğradığı pogromlar ve Holocaust ’un dünya ulusları üzerinde yarattığı etki empati yolu ile onlara koruyucu sosyo psikolojik bir kalkan sağladı. İsrail devletini koruyan bu kalkan, her koşulda bu devletin yaptıklarının eleştirilmesini, kınanmasını ve durdurulmasını engelledi. En küçük eleştiri anti semitizm olarak damgalandı. İsrail’in yasadışı eylemlerine muhalefet etmek, kınamak veya suçlamak “anti-semitizm” ile damgalandı. Holocaust İsrail eğitim sisteminin asli psikolojik silahına dönüştürülerek İsrail’in devlet politikası olarak Filistin halkına yaptığı her türlü kötülük meşrulaştırıldı. İsrail, hukuk ve ahlak dışı eylemlerini meşrulaştırmak için antisemitizm suçlamalarını ve soykırımın mirasını sonuna kadar ve kötüye kullandı. İsrail bir şekilde ABD desteğini de alarak kendisini hukukun üstünde gördü ve uluslararası sözleşmeler, BM kararları veya temel etik ve ahlaki standartlar tarafından dokunulmaz hale getirildi. İsrail Başbakanı Ariel Şaron, İsrail’in meydan okumasını en iyi şekilde 2001’de dile getirmişti: “İsrail’in başkalarını yargılama hakkı olabilir ama kesinlikle hiç kimsenin Yahudi halkını ve İsrail Devleti’ni yargılama hakkı yoktur.” Ancak Güney Afrika Cumhuriyeti bu iddiayı 11 Ocak 2024 günü Uluslararası Adalet Divanında İsrail aleyhinde açtığı Soykırım Davası ile yerle bir etti.

NEOCONLAR VE SİYONİZM

ABD ve AB’de çok etkili olan Yahudi sahipli medya, sinema, reklam, finans, ticaret firmaları ile akademi dünyası anti semitizm silahını çokça kullandı. Diğer yandan diasporadaki Yahudi sermayesinin ve nitelikli insan gücünün tarih boyunca en güçlü devletlerin himayesine girmesi ve söz konusu devletlerin kullanımına sunulması İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin de işine geldi. Nitekim Truman, Başkan Roosevelt’in aksine bağımsız Yahudi devletinin Filistin’de kurulmasına izin vermekle kalmadı, İsrail’in koruyucusu oldu. 1960’lardan sonra başta Leo Strauss gibi Amerikalı Yahudilerin teorisyeni olduğu Neoconlar ortaya çıktı ve Yahudilik ile Hristiyanlığın (Judeo Christian) ortak mirasını gündeme taşıdılar. Amerikan gücünün Amerikan jeopolitik hedefleri için gerektiğinde acımasızca kullanılmasını savundular. 11 Eylül 2001 sonrası ABD yönetimi tamamen neoconlara teslim oldu. Aynı dönemde ABD-İsrail iş birliği benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı; İsrail, “Teröre Karşı Savaş –GWOT “ta kendisini ABD’nin en önemli müttefiki olarak ilan etti. Zira 11 Eylül sonrası Amerikan yönetimi tamamen neoconlara geçmişti. Aynı dönemde de Türkiye’de FETÖ ve işbirlikçileri tarihlerinin en parlak dönemini yaşıyordu. FETÖ’nün neoconların en ciddi yatırımlarından birisi olduğunu hatırlatalım. Bugün de durum aynıdır. Neoconlar ile Siyonistler arasındaki evlilik ve Yahudiliğin dogmalara dayalı dinsel sömürüsü ABD ve İsrail’in ortak çabalarına rehber oldu. Bu süreçlerde koruyucu kalkan olarak kullanılan antisemitizm İsrail’in suç eylemlerini savunmanın bir yolu ve İsrail’in itibarının garantisine dönüştü. İsrail ve Washington’daki neocon müttefikleri İsrail’i savunmak adına ona yönelik açık tehditleri kendi saldırganlık ve şiddetin gerekçesi olarak kullanmaya devam ettiler. Son olarak Yemen’e silahlı müdahalede ABD’deki neocon medya ve Lindsey Graham gibi neocon senatörlerin açıkça İran’a müdahale çığlıkları atmasının altında yatan gerekçe budur. Diğer yandan ABD’deki Yahudi Lobisinin gücü, neoconlarla buluşunca İsrail’i eleştiren diğer seslerin duyulması tamamen engelliyor. Bugün seçim dönemine giren ABD’de bu eleştiriler imkansıza yakın hale geliyor. Bu durum ABD’nin jeopolitik çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor.

ABD VE NEOCONLAR İÇİN İSRAİL’İN ÖNEMİ

İsrail’in Nil havzası, Süveyş Kanalı, Anadolu Yarımadası, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Dicle Fırat Havzası kısacası Akdeniz, Levant, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya hâkim konumdaki coğrafyası ABD için mükemmel vekil devlet özellikleri içermektedir. Bazı ABD’liler için İsrail Orta doğudaki uçak gemisi olarak tanımlanmaktadır. İsrail’in kurulmasında ABD Başkanı Truman’ın katkıları ile 1973 Yom Kippur Savaşında Başkan Nixon ’ın yaşamsal desteği ABD’nin İsrail’e verdiği önem ve önceliği özetlemektedir. ABD Başkanı Biden 7 Ekim 2023 sonrası gittiği İsrail’de şunu söylemişti: ‘’Eğer İsrail olmasaydı, onu icat etmemiz gerekirdi”. Bugün 7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de yaşananlar, ABD’de neoconlar ile Siyonistlerin ortak vizyonudur. Orada ölen 24 bin kişinin çoğunluğun bebek, çocuk ve kadın olmasının bir önemi yoktur. Zira ABD’deki neoconların Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika (kısaca BOP) projesi ile Siyonizm’in Vaat edilmiş toprakları örtüşmektedir. Bu çerçevede İsrail, Fransa’nın yardımı ABD’nin onayı ile 1956’da nükleer devlete dönüştü. 1948, 67 ve 73 Arap İsrail savaşlarından galip çıkması sonucu Mısır ile 1978 Camp David Anlaşmasını imzaladı ve Mısır sınırını emniyete aldı. Gerek doğrudan İsrail Ordusu (Lübnan, Golan vb.) ve ABD ateş gücünün kullanıldığı savaşlar (1. ve 2. Irak Savaşları, Suriye iç savaşı) ile etrafında güvenlik kuşağı yaratmayı başardı. Lübnan, Suriye iç savaşla zayıflatıldı. İran, Irak, Türkiye ve Suriye’deki Kürtler üzerinden Akdeniz’e çıkışı olan bir kukla Kürdistan’ın ABD ve İsrail jeopolitiğine hizmet etmesi ve İran’da ABD ile İran yanlısı bir rejimin başa geçirilmesi bu uzun soluklu süreçte müteakip hedeflerdir. Diğer yandan ABD’nin Mısır’a da sonsuza kadar güvenemeyeceği nedenle 1960’ta ortaya atılan Süveyş Kanalına alternatif, Akabe Körfezini Gazze kıyısına bağlayan Ben Gurion Kanal Projesi, Gazze müdahalesinden sonra tekrar gündeme getirildi. Ayrıca Akdeniz’de 40 km.’lik kıyısı olan Gazze’nin deniz yetki alanlarındaki hidrokarbon kaynak potansiyeli de İsrail’in Filistin halkına bakışında; ABD’nin de İsrail’e yaklaşımında önemli etkenler oldu. Bu süreçler içinde İsrail’in en ciddi stratejik başarısızlığı, Lübnan güneyindeki ve Gazze’deki Hamas bağlantılı İran askeri ve lojistik desteğini kesememesidir.

İSRAİL ABD’Yİ KULLANIYOR

İsrail, ABD’nin küresel gücünün zayıfladığının ve tükenme aşamasına geldiğinin farkındadır. Bu aşama tamamlanmadan Amerikan cephanesi ve insan gücünü kullandırtarak Lübnan Hizbullah’ı ve İran’ı etkisizleştirerek füze stoklarını ve saldırı cephanesini ortadan kaldırmak istemektedir. Ancak bugünkü konjonktür buna izin vermiyor. ABD ve İngiltere, İran’a müdahalede İsrail yanında olsalar da diğer ABD müttefikleri bu konuda pek de gönüllü değil. Son örneğini Yemen’e müdahalede gördük. İngiltere, ABD’ye ancak 2 uçakla destek verebildi. Başka devletler silahlı müdahale gücü temin etmedi. Bu durumda İsrail bölgedeki geçici ABD hegemonyasından kısa bir dönem için yararlanacaktır. Hele işler Avrupa cephesi ve Pasifik’te küresel ya da kıtasal savaş boyutuna geldiğinde İsrail yalnız kalabilecektir. İsrail, Gazze’de soykırıma devam ederek, Filistinlilere insanlık dışı muamelede bulunarak, onları Ürdün’e ve Mısır’a sürme fikrine sadık kalarak, 700 bin yerleşimciyi kanunsuzca batı Şeria’da yerleştirerek ve iki devletli çözüme hayır diyerek kendi geleceğini güvence altına almak yerine, büyük risk ve tehdit altına aldığının farkında değil. Bu arada İsrail ile bağlantısı olmayan Yahudiler de İsrail’in kendileri adına işlenen suçlarından dolayı rahatsızlardır ve nihayetinde Tel Aviv ile aralarına yakında mesafe koyacaklardır.

İSRAİL İÇİN ZOR ZAMANLAR

İsrail Gazze operasyonu ile geleceğini ipotek altına aldı. Uluslararası Adalet Divanında Soykırım Yargılanması Holocaust mağduru bir devlet için gelecek kuşaklara anlatılamayacak derecede utanç verici bir durumdur. Hamas ile savaşıyoruz mantrası altında 100 günde çoğu bebek, çocuk ve kadınlar olan 24 bin insanın öldürülmesi; 2 milyon insanın açlık, susuzluk ve salgın hastalıklara mahkûm edilmesi; tıbbi desteğe erişimden mahrum bırakılmasının dünya kamuoyunda yarattığı etki kolay unutulamayacaktır. Aynı etki ABD için de geçerlidir. İsrail’e her hukuksuzluğunda arka çıkan ABD dolaylı olarak Gazze’deki katliama destek vermektedir. Yemen’de İsrail’e dur demeye çalışan Husilere saldıran ABD, Netenyahu ’ya Gazze operasyonlarını durdurması için yeterince baskı yapmıyor. Aksine cephane sevkiyatı devam ediyor. ABD bir yandan kural temelli dünya derken bir yandan gerek Gazze gerekse Yemen üzerinden Kural Temelli Dünyayı yok sayıyor. ABD’de ve AB ülkelerinde antisemitizm yaftası ile susturulmaya çalışanlar her geçen gün çoğalıyor ve İsrail aleyhtarlığı artıyor. İsrail’de de ABD neocon jeopolitiğinin etkisindeki dinci Siyonist politikaları eleştiren ciddi kişiler var. Örneğin İç istihbarat teşkilatı Şin Bet’in eski başkanı Emekli Amiral Ami Ayalon, İngiliz Guardian Gazetesine verdiği röportajda Filistinliler kendi devletlerine sahip olana kadar İsrail’in güvende olamayacağını; Hamas’ı yok etmenin gerçekçi bir askeri hedef olmadığını ve Gazze’deki mevcut operasyonun örgüte desteği pekiştirme riski taşıdığını; Çin’den ABD’ye, Rusya’dan bölgesel güçlere kadar İsrail’in hem düşmanları hem de müttefikleri olan uluslararası toplumdaki hemen herkesin hemfikir olduğu tek şeyin iki devletli bir çözüme duyulan ihtiyaç olduğunu söylüyor ve devam ediyor: “Diğer seçenek, savaşların giderek daha şiddetli ve düşmanın giderek daha radikal hale geldiğini bildiğimiz halde savaşmaya devam etmektir…Biz İsrailliler ancak onlar, yani Filistinliler umut sahibi olduğunda güvenliğe kavuşacağız. Denklem budur…Aynı şeyi askeri bir dille söylemek gerekirse, kaybedecek bir şeyi olmadığına inanan bir kişiyi ya da grubu caydıramazsınız”.

Gideon Levy, İsrail’de çıkan en eski günlük gazete olan Haaretz ‘de köşe yazarıdır. Tutarlı ve sert bir Netenyahu muhalifidir. 15 Ocak 2024 günü İngiliz BBC’de ‘’Hard Talk’’ programında konuştu. Özetle şunları söyledi: ‘’İsrail halkı maalesef gerçeklerden uzak tutuluyor… Gazze’de yaşananları İsrail halkı medyadan öğrenemiyor, çünkü çok güçlü bir karartma var… Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’i Uluslararası Adalet Divanında soykırımla suçlama davasından son derece rahatsız oluyorlar ancak Gazze’de binlerce çocuğun öldürüldüğünü bilmiyorlar… İsrail Gazze’de insanları öldürerek daha emniyetli bir hale gelemez… Yaşananları sadece 7 Ekim’e bağlamak yanlış, bütün bu olaylar 1948’den itibaren başladı… Son 18 yılda 2 milyon insanı kafeste tutuyorsunuz…daha ne bekliyorsunuz? O topraklarda ne yetişir? Şu anda itibaren Filistinliler İsrail’e daha çok düşman olacaktır… Hamas’ la ilgisi oldu diye herkesi öldürmenin mümkün olmadığını söylemek zorundayız… İsrail şu an Gazze’de limitlerine erişmiştir, bundan fazla adam öldürmek İsrail için yıkımdır… Daha da kötüsü İsrail içerisinde barış isteyenler artık susturulmuş ve yok olmuştur…İsrail hükümetinin Filistinlileri insan dışı göstermesi (dehumanization), empati yoksunu olması, İsrail içerisinde Mc Carthizm ve faşizmi yükseltmesi son derece yıkıcıdır. İsrail’in kendi içinde %20 Arap asıllı nüfusu var ve onlara uygulanan baskıyı hayal bile edemezsiniz, Arap İsrailli iseniz işiniz gerçekten çok zor, en ufak bir eleştiride vatana ihanetle suçlanabiliyorsunuz… Ukrayna Savaşı sırasında Rus medyası çok eleştirilmişti, şu an İsrail medyası Rusya’dan daha beter. Bu demokrasi değildir. Siyonizm’in Yahudi üstünlüğünü öne çıkarması gelecek açısından çok tehlikelidir.’’ 

ABD JEOPOLİTİĞİ KAYBEDİYOR

Bugün için ABD, son 78 yılın moral üstünlüğünü kaybetmiştir. ABD artık güvenilir arabulucu, hakem rolündeki büyük ağabey değildir. Pax Americana artık sona ermiş çöken her imparatorluğun yaptığı gibi yerini Bellum Americana almıştır. İsrail Siyonistleri ile Amerikan neoconları ABD’nin geçmiş mirasını bitirmişlerdir. İkinci Dünya Savaşında Avrupa’yı Hitler, Mussolini ve Nazi zulmünden; Pasifik’i Japon faşizminden kurtaran Amerikan varlığı bugün dünyaya güven değil yıkım, korku ve kuşku vermektedir. Nazilerin Yahudi Soykırımı sonrası dünyanın gördüğü Gazze’de yaşanan en büyük insan katliamına dur diyemeyen bir ABD artık jeopolitik tezlerini güç ve rıza denklemi ile ele geçiremez. Bugüne kadar gücüne ABD’nin batılı standartları ve Kural Temelli Dünya düzenindeki rolü ile rıza gösteren devletler ABD ile artık direnç rotasına girmiştir. Bunun en güzel örneğini Yemen’de gördük. Husilere müdahale eden Prosperity Guardian Harekâtına ABD’nin yanında ateş gücü ile katılan sadece İngiltere oldu. İsrail, kurulduğu günden bu yana hizmet ettiği Amerikan jeopolitiği karşılığında ABD’yi kendi jeopolitiğine esir etmiştir. ABD zaten hegemonik gerileme sürecini yaşıyorken prematüre olarak İsrail’in yanında tüm insani değerlerin ve ahlaki normların yerle bir edildiği cephede yerini almıştır. ABD bu aşamadan sonra ya daha saldırgan ve acımasız hale geçerek çöküşünü hızlandıracak yeni hamlelere başvuracak ya da önce İsrail’i dizginleyip daha sonra kendi gerçeği ile yüzleşerek çok kutuplu dünya düzeninde yerini alacaktır. Eğer Amerikan yönetimi Neoconlara ve dinci Siyonistlere teslim olursa bu sadece dünyanın değil kendilerinin de sonunu hızlandıracaktır. Davos’ta geçen hafta yapılan Dünya Ekonomik Forumunda NATO Askeri Komite Başkanı Hollandalı Amiral ne diyor:’’NATO devletleri savaş için kırmızı alarma geçmeli ve beklenmeyeni beklemelidir.’’ Bunu söyleyene değil söyletene bakalım. Neoconlar adına Rusya’nın Ukrayna müdahalesi için her tülü kışkırtmayı yapan özde ABD’nin daimî temsilcisi, sözde NATO Genel Sekreteri olan kişi, bugünlerde İsrail aleyhinde tek bir deklarasyonda bulunmamıştır. Aksine, 7 Ekim sonrası Doğu Akdeniz’e gönderilen Amerikan deniz görev kuvvetinin desteğine NATO Daimî Deniz Görev Grubunu (SNMG) göndermekte kuşku duymamıştır. Yarın Husilere karşı (1999’da Kosova Krizinde olduğu gibi) BM Güvenlik Konseyi Kararı olmadan NATO’nun müdahalesi gündeme gelsin, anında düğmeye basacaktır. İran ile bir NATO ülkesi çatışırsa NATO’yu savaşa müdahil etmek için her türlü gayreti sarf edecektir. NATO’nun geçmişi benzer örneklerle dolu değil mi? Uzağa gitmeyelim. NATO’nun Afganistan’da işi neydi? Libya’da ne işi vardı? Bugün ABD hızla geriliyor. Bunu geciktirmenin yolu Avrasya’nın süratle parçalanması ve savaşlarla oyalanmasıdır. NATO, ABD’nin en büyük savaş vekilidir. AB ülkeleri içinde Macaristan ve kısmen Türkiye hariç NATO, ABD neoconlarına teslim olmuştur. Şimdi Ukrayna krizi doyum noktasına geldi, neoconlar için yeni bir kriz yaratılarak taze kan ile hem Rusya hem İran oyalanmalıdır. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da sıkışan ABD için Asya güçleri karşısında denge sağlayacak yeni kriz alanlarına ihtiyaç vardır. Avrupa’nın ABD jeopolitiği için daha çok devreye girmesi gerekmektedir. Kenar Kuşak’ta Avrupa daha çok cephane ve kan harcamalıdır. Böylece Rusya ve İran gibi ABD jeopolitiği karşıtı güçler Pasifik’teki büyük ve sonuç belirleyici hesaplaşmada Çin’e destek olamayacaklardır. İşte bu şartlar altında Türkiye, yakın gelecekte coğrafyasının ve tarihinin gücünü kullanarak tamamen tarafsız kalmalı ve neoconların Gazze’de örneklenen vahşi saldırılarının temsil edildiği cephede -büyük ekonomik ve finansal baskılara rağmen- kesinlikle yer almamalıdır. Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetlerini İran ile çatıştırmak isteyen neocon destekçisi mandacılara itibar edilmemelidir. Gazze’deki soykırıma dur demek için Kürecik X Bant radarı kapatılmalı; İncirlik Üssünün ikili kullanımı sonlandırılmalı ve Bahreyn’deki Amerikan CMF Deniz kuvvetinden temsilcimiz geri çağrılmalıdır. Büyük jeopolitik deprem her geçen gün yaklaşmaktadır. Bu süreçte Türkiye’nin iç cephede birlik olma, dinci ve etnik ayrımcı söylemlerden uzaklaşma ve Mustafa Kemal’in reçetesine dönmekten başka seçeneği artık kalmamıştır. Dinci cephede ve bölücü cephede ayrı ayrı 31 Mart seçimleri için oy arayanlar küresel değişimin tsunami dalgaları Türkiye’yi vurduğunda pişman olacaklardır. Türk milletinin yaklaşan bu büyük depreme hazırlanmasında Atatürk’ten başka seçeneğinin kalmayacağı günler yaklaşmaktadır.

Cem Gürdeniz

Kaynaklar.

-The failures of Zionism, and why Israel is bad for Jews, September 20, 2006, By Nathan Karp for MIFTAH.ORG

On the Need to Study “Zionist Power” as Integral to the Globalist Push for “Centralized Control of Everything”, By Prof. Anthony J. Hall, January 13, 2024, Global Research.

With All Eyes on Gaza, Israeli Settlers Are Waging a Second Nakba in the West Bank, By Peter Oborne and Angelo Calianno, January 14, 2024, Brave New Europe.

-The Price of Netanyahu’s Ambition, By David Remnick, January 14, 2024, The New Yorker.

-Ex-Shin Bet head says Israel should negotiate with jailed intifada leader https://www.theguardian.com/world/2024/jan/14/shin-bet-ami-ayalon-calls-on-israel-release-intifada-leader-marwan-barghouti 

-HARDtalk Gideon Levy Columnist for Haaretz Newspaper Israel) 15th Jan.2024  https://youtu.be/AJ-f8WdSvwY?si=Xf22TgbYsvU0jXrn 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir