1915 konusu, özellikle Türkiye ile siyasi gerilim yaşayan ülkeler tarafından çoğu zaman diplomatik baskı aracı olarak kullanılmaya devam ediyor.
Tartışmaların farklı ülkeler tarafından dönem dönem yeniden gündeme taşınmasına Türk kamuoyu artık alışık.
Bu kez de sahnede Çarlık Rusya’sında olduğu gibi yayılış politikası güden RF (Rusya Federasyonu) Devlet Başkanı Vladimir Putin vardı.
Bu çıkış, meselenin yalnızca tarihi bir tartışma olmadığını bir kez daha gösterdi.
RF açıklamalarını yalnızca tarih hassasiyetiyle değerlendirmek saflık olur.
Ukrayna Savaşı’nda arzuladığı sonucu tam anlamıyla elde edemeyen, Kafkasya’daki etkisi giderek tartışılan Moskova’nın, bölgesel dengeler üzerinden yeni mesajlar verme arayışında olduğu açıktır.
Şüphesiz benzer çıkışları ABD ve diğer ülkelerden de epeyce zaman görmeye devam edeceğiz.
Öte yandan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, “Ermenistan’dan başka vatan aramayın. Komşularla iyi geçinmek şart.” sözleri dikkat çekicidir.
Ermenistan ve Türkiye ilişkilerinin normalleşmeye çalıştırıldığı bu dönem; hem üçüncü ülkelerin hem de diasporanın yıllardır sürdürdüğü katı ve çatışmacı söylemden farklı bir zemine işaret etmektedir.
Yeter ki; Ermenistan siyasi iradesi yaratılan olumlu havadan geri adım atmama inisiyatifi göstermeye devam edebilsin.
Ortaya atılan iddialara bakıldığında, olayların çoğu zaman tek taraflı bir bakışla ele alındığı görülüyor. Oysa meselenin kökleri, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını hedefleyen Şark Meselesi’ne kadar uzanıyor.
1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler, Erzurum, Sasun, Zeytun ve Van olayları ile Babıali ve Adana hadiseleri sürecin dönüm noktaları arasında yer aldı.
1970’li ve 1980’li yıllar ise ASALA terörünün Türk diplomatlarını hedef alan kanlı saldırılarıyla hafızalara kazındı.
Osmanlı tebaası içinde uzun yıllar “sadık millet” olarak anılan Ermenilerin bir bölümünün Ruslarla iş birliği yaptığı yönündeki gelişmeler, savaş dönemindeki güvenlik kaygılarını artırdı. Birinci Dünya Savaşı’nın ağır şartları altında yaşanan isyanlar ve çatışmalar, olayların daha da derinleşmesine neden oldu.
Osmanlı Devleti de bu süreçte tehcir uygulamasına başvurdu. Dönemin yönetimi bu kararı, savaş şartları içinde askeri güvenlik ve iç asayiş gerekçeleriyle savundu.
Bugün hala her yıl aynı tartışmaların yeniden gündeme taşınması, tarihi bir yüzleşmeden çok siyasi bir hesaplaşma görüntüsü vermektedir.
Bu çerçevede sıkça referans gösterilen “Mavi Kitap” gibi kaynakların tarafsızlığı da uzun yıllardır tartışma konusudur. Türkiye’nin arşivlerini araştırmacılara açmış olması ise çoğu zaman görmezden gelinmektedir.
Tarihi meseleler siyaset kurumunun günlük hesaplarına teslim edildiğinde, gerçekler geri planda kalır; önyargılar ise daha da büyür.
Bugün Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlar, diğer tüm vatandaşlarla eşit hak ve özgürlüklere sahip şekilde hayatlarını sürdürmektedir.
Sonuç olarak…
Tarihi, siyasi hesaplarla yeniden yorumlamak toplumlar arasında barış üretmez; aksine gerilimi diri tutar.
Gerçeklerin ortaya çıkmasının yolu, sloganlardan değil; arşivlerden, akademik çalışmalardan ve sağduyudan geçer.
Son sözse; Tarih, siyasetin diliyle değil, hakikatin diliyle konuştuğunda anlam kazanır.
Nice bayramlara, ¨ Hergünşen Kalınız. ¨
İsmet Hergünşen



