Değişmeyen gerçek, değişen jeopolitik

Doğu Akdeniz, yalnızca enerji kaynaklarının paylaşımına sahne olan bir rekabet alanı değil; aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve jeopolitik mücadelenin merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Bu mücadelenin merkezinde ise tarih boyunca jeopolitik önemini koruyan Kıbrıs Adası yer almaktadır.

Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve belirsizlikler ile Doğu Akdeniz’deki enerji arayışları, Kıbrıs’ın jeostratejik önemini daha da artırmıştır.

ABD, Avrupa Birliği ve bazı Batılı ülkeler ile İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği askeri ve siyasi iş birlikleri de bu ilginin somut göstergeleridir.

Siyasiröportajlar

Buna karşılık Türkiye, uluslararası antlaşmalardan doğan garantörlük hakları çerçevesinde hem Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hem de Doğu Akdeniz’deki güç dengesini korumayı temel öncelik olarak görmektedir.

Kıbrıs meselesinin sağlıklı değerlendirilebilmesi için tarihsel süreç göz ardı edilemez.

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkler ve Rumların ortaklığına dayanıyordu. Ancak ENOSİS hedefi doğrultusunda hareket eden Yunanistan ve Rum birlikteliği, kısa süre içinde ortaklık düzenini fiilen ortadan kaldırmış ve Kıbrıs Türklerini devlet yönetiminden dışlamıştır.

1974 yılında Yunanistan destekli darbenin ardından Türkiye, Garanti Antlaşması’nın verdiği yetkiyi kullanarak Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirmiştir.

O tarihten bu yana adada sağlanan fiili barış ortamı, yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Rum toplumunun da güvenlik içinde yaşamasına katkı sağlamıştır.

Aradan geçen yarım asra rağmen Birleşmiş Milletler öncülüğünde yürütülen müzakereler kalıcı bir çözüme ulaşamamıştır.

Türk tarafının kabul ettiği Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesine rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği’ne tam üye yapılması, uluslararası toplumun tarafsızlığı konusunda ciddi tartışmalara yol açmaktadır.

Müzakere süreçlerinin de sonuç vermemesi, iki toplumlu federal modelin siyasal zemininin giderek zayıfladığını ortaya koymuştur.

Bugün adada fiilen iki ayrı yönetim, iki ayrı demokratik yapı ve iki ayrı egemenlik anlayışı bulunmaktadır.

Şimdiki durum, Kıbrıs meselesinin yeni bir siyasal gerçeklik üzerine şekillendiğini göstermektedir.

Bu gerçeklik karşısında iki devletli çözüm yaklaşımı, mevcut durumun uluslararası alanda kabul edilmesine yönelik en doğru hal tarzı olarak karşımızda durmaktadır.

Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin artan silahlanma faaliyetleri, yabancı askeri varlığın genişlemesi ve Doğu Akdeniz’de kurulan yeni ittifaklar, bölgedeki güvenlik hassasiyetlerini daha da artırmaktadır.

Türkiye ise garantörlük sisteminin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki varlığının yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliği açısından değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de barışın, istikrarın ve güç dengesinin korunması bakımından da önemli olduğunu savunmaktadır.

Türkiyesiyaseti

Kalıcı bir çözüm; tarihi gerçekleri, uluslararası antlaşmaları ve adada oluşan fiili durumu birlikte değerlendiren, iki halkın güvenliğini ve egemen eşitliğini esas alan bir anlayışla mümkün olabilir.

Türkiye açısından Kıbrıs, yalnızca bir dış politika meselesi değil; milli güvenliğin, Doğu Akdeniz’deki stratejik varlığın ve tarihi sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.

Tarihi tecrübeler, uluslararası hukukun temel ilkeleri ve Doğu Akdeniz’in değişen jeopolitiği birlikte değerlendirildiğinde, Kıbrıs’ın geleceğinin de adadaki mevcut siyasi ve fiili gerçeklik ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasını esas alan bir yaklaşımla şekillenmesi mümkündür.

Son sözse; Tarih, gerçeklerden kaçanları değil; gerçeklerle yüzleşerek geleceği inşa edenleri haklı çıkarır. Kıbrıs meselesinin çözümü de ancak bu anlayış üzerine yükselebilir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Barış ve Özgürlük Bayramı kutlu olsun.

İsmet Hergünşen