DOĞU AKDENİZ’DEKİ SON GELİŞMELER VE TÜRKİYE-MISIR YAKINLAŞMASI

DOĞU AKDENİZ’DEKİ SON GELİŞMELER VE TÜRKİYE-MISIR YAKINLAŞMASI

Son bir ayda (yaklaşık Ekim 2026 boyunca) Doğu Akdeniz’de öne çıkan gelişmeleri beş ana başlık altında toplamak mümkün: enerji projeleri, deniz yetki alanları gerilimi ve bölgesel jeopolitik hizalanmalar, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması ve Türkiye – Mısır yakınlaşması.

1. Yunanistan-GKRY-İsrail elektrik kablosu projesi yeniden hareketlendi

AB destekli Great Sea Interconnector (GSI) projesi kapsamında Yunanistan ile GKRY arasındaki deniz tabanı araştırmalarının yeniden başlatılması için resmi adımlar atıldı. Proje ileride İsrail’e kadar uzatılmayı hedefliyor. Reuters’a göre ABD de projeye diplomatik destek verdi.

Sorun şu; kablonun geçeceği güzergâhın bir bölümü Türkiye’nin itiraz ettiği deniz sahalarına yakın.

Ankara, bazı bölgelerde araştırma yapılmasının kendi kıta sahanlığı iddialarıyla çeliştiğini savunuyor.

Atina ise bunun AB projesi olduğunu ve Ankara’dan izin alınmayacağını söylüyor.

Türkiye açısından etkileri

Olumsuz ihtimal:

GKRY’nin Avrupa enerji ve elektrik sistemine entegrasyonu güçlenebilir. Türkiye’nin “KKTC üzerinden çözüm” tezinin uluslararası görünürlüğü azalabilir ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin deniz yetki alanı tezleri yeniden tartışma konusu olabilir.

Olumlu/dengeleyici taraf:

Proje henüz tam anlamıyla siyasi ve teknik engelleri aşmış değil. Türkiye’nin denizdeki caydırıcılığı nedeniyle proje maliyetleri ve güvenlik boyutu hâlâ önemli bir risk unsuru olarak görülüyor.

2. Türkiye-KKTC doğal gaz boru hattı projesi ilerliyor

Türkiye, KKTC’ye doğal gaz ulaştıracak denizaltı boru hattı için deniz araştırmalarını yıl sonuna kadar uzattı. Proje Mersin-Anamur’dan Teknecik’e uzanacak yaklaşık 101 km’lik hat öngörüyor.

Bu proje aslında Türkiye’nin daha önce gerçekleştirdiği su hattı ve elektrik bağlantısı planları ile birlikte KKTC’nin Türkiye’ye entegrasyonunu derinleştiren üçüncü büyük altyapı hamlesi sayılabilir.

Türkiye açısından etkileri

KKTC’nin enerji bağımlılığı azalabilir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki fiili varlığı güçlenebilir ve İleride Kıbrıs çevresindeki muhtemel gaz üretiminin Türkiye üzerinden taşınması için altyapı oluşturulabilir.

Ancak, GKRY ve AB projeye karşı çıkıyor. Yeni diplomatik gerilimler oluşabilir.

3. GKRY-Mısır enerji iş birliği hızlandı

Ekim ayında GKRY ve Mısır, Cronos ve Aphrodite gaz sahalarının geliştirilmesi konusunda koordinasyonu artıracaklarını açıkladılar. Üretilmesi planlanan gazın önemli kısmının Mısır tesislerinde işlenerek Avrupa pazarına gönderilmesi hedefleniyor.

Ayrıca Kıbrıs’ın ilk büyük gaz sahası için yaklaşık 1,8 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzalandı ve gazın Mısır üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması planlandı.

Türkiye açısından etkileri

Bu gelişme Ankara açısından stratejik önem taşıyor. Çünkü Türkiye uzun yıllar boyunca “Doğu Akdeniz gazı için en ekonomik rota Türkiye’dir” tezini savundu.

Mısır-GKRY modeli başarılı olursa; Türkiye baypas edilmiş olacak, Avrupa enerji piyasasına Türkiye dışı bir güzergâh oluşacak ve GKRY’nin ekonomik ve siyasi ağırlığı artabilecek.

Ancak burada da sınırlamalar var. Gaz rezervleri Katar veya Rusya ölçeğinde değil. Ekonomik fizibilite hâlâ tartışmalı ve Avrupa’nın talep görünümü geçmişe göre daha belirsiz.

4. Türkiye – Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması

Doğu Akdeniz’de son bir ayda yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin uzun yıllardır savunmak zorunda kaldığı bölgesel konumunu yeni bir diplomatik düzen kurmak için kullanmaya başladığını gösteriyor. Libya Temsilciler Meclisi’nin 20 Ekim’de 2019 tarihli Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatını oybirliğiyle onaylaması, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türkiye, Mısır, İtalya ve Libya arasında müzakere önermesi ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Kahire’ye doğrudan anlaşma çağrısı yapması birbirinden bağımsız gelişmeler değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 26 Ekim’deki Kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamalar da bu yaklaşımın siyasi çerçevesini ortaya koyuyor. Erdoğan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kimseye gol atmak istemediğini, bütün kıyıdaşlarla diyaloğu savunduğunu ve Libya’daki tüm aktörlerle ilişkilerini sürdüreceğini açıkladı.

Ancak bütün bunların ötesinde daha önemli bir ihtimal bulunuyor. Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve İsrail’in Ankara’yı dışarıda bırakarak geliştirdiği bölgesel iş birliği düzenine alternatif oluşturabilecek yeni bir denklem öneriyor. Bu girişimin başarıya ulaşması, Doğu Akdeniz’deki stratejik hesapları ciddi biçimde değiştirebilir.

Türkiye’nin Libya politikasındaki dönüşüm bu yaklaşımın en somut örneği. Ankara, 2019 yılında Trablus yönetimiyle imzaladığı anlaşmayı korurken, geçmişte karşı karşıya geldiği Halife Hafter ve Libya’nın doğusundaki siyasi aktörlerle de ilişkilerini geliştirdi. Temsilciler Meclisi’nin onayı, bu çok yönlü diplomasinin önemli bir kazanımı. Yakında Libya’yı ziyaret etmesi beklenen Erdoğan’ın 26 Ekim’de özellikle Libya’nın siyasi farklılıklarına rağmen ortak çıkarlar etrafında hareket etmesini vurgulaması da dikkat çekici.

5. Türkiye – Mısır Yakınlaşması

Türkiye-Mısır yakınlaşması, son yıllarda Türk dış politikasındaki en önemli stratejik değişimlerden biridir. Çünkü Ankara ile Kahire arasındaki gerilim sadece ikili bir sorun değildi; aynı zamanda Doğu Akdeniz, Libya, Gazze, enerji güvenliği ve Arap dünyasındaki güç dengelerinin merkezinde yer alıyordu.

Yakınlaşmanın üç temel sebebi var.

  • Doğu Akdeniz gazının beklendiği kadar büyük çıkmaması

  • Libya’da askeri dengenin oluşması

  • Gazze savaşı

2023 sonrasında Gazze meselesi bölgesel denklemi değiştirdi. Türkiye ile Mısır ateşkes, insani yardım ve Filistin devleti konularında benzer pozisyonlara yaklaşmaya başladı. İki ülkenin İsrail’e ilişkin görüşleri tamamen aynı olmasa da birçok alanda örtüşüyor.

Doğu Akdeniz açısından ne değişebilir?

Son yıllarda Yunanistan ve GKRY’nin temel stratejisi “Türkiye ile Mısır’ın birbirine uzak kalması.” İdi.

Eğer Ankara ile Kahire arasında kalıcı iş birliği oluşursa Yunanistan-GKRY ekseninin manevra alanı daralabilir.

Bugün GKRY ve Mısır enerji projelerini birlikte geliştiriyor olsa da Kahire’nin Türkiye ile ilişkileri düzeltmiş olması Ankara açısından önemli bir diplomatik kazanımdır. Son dönemde Mısır ve GKRY, Cronos ve Aphrodite gaz projelerini Mısır altyapısı üzerinden ilerletmeye devam ettiklerini açıkladılar.

Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şu, Mısır henüz Yunanistan-GKRY ekseninden kopmuş değildir. Dolayısıyla yakınlaşma vardır ama ittifak yoktur.

Deniz yetki alanları meselesi

Uzun vadede asıl büyük mesele budur. Türkiye’nin bazı stratejistleri yıllardır şu görüşü savunuyor: Türkiye-Mısır arasında yapılacak bir deniz yetki alanı anlaşması, Yunanistan ile Mısır arasında yapılan anlaşmadan daha geniş alan üretebilir.

Bu teorik olarak doğrudur. Çünkü iki ülkenin karşılıklı kıyıları bulunmaktadır.

Ancak bugün itibarıyla Türkiye-Mısır arasında bir deniz yetki alanı anlaşması bulunmamaktadır. Mısır hâlen Yunanistan ile yaptığı anlaşmaları yürürlükte tutmaktadır.

Dolayısıyla şu aşamada “anlaşma geliyor” demek için somut veri yoktur. Fakat tarafların artık birbirini düşman olarak görmemesi bile büyük bir değişimdir.

Genel Değerlendirme: Türkiye için ne anlama geliyor?

Bir ayın toplam bilançosuna baktığımızda Doğu Akdeniz’de iki karşıt stratejinin yarıştığını görüyoruz.

Blok 1 (Yunanistan, GKRY, Mısır, İsrail, AB ve kısmen ABD) kablolar, gaz hatları ve enerji projeleri üzerinden Türkiye’yi dışlayan bir Doğu Akdeniz jeopolitiği oluşturmayı amaçlıyor.

Blok 2 (Türkiye) ise; KKTC ile entegrasyonu artırıyor, deniz yetki alanı tezlerini koruyor ve kendi enerji ve ulaştırma koridorlarını inşa etmeye çalışıyor.

Önümüzdeki 2-3 yılda Doğu Akdeniz’deki asıl mücadele artık doğrudan doğal gazdan çok Deniz yetki alanları, elektrik enterkonneksiyonları, veri kabloları ve Kritik altyapı güvenliği üzerinde yoğunlaşacak gibi görünüyor. Özellikle GKRY-Yunanistan elektrik kablosu ve buna paralel veri kablosu projeleri, Türkiye ile Yunanistan arasındaki en kritik gerilim başlığı olmaya aday görünüyor.

Benim değerlendirmeme göre Ankara-Kahire yakınlaşmasının en önemli sonucu henüz enerji alanında değil, jeopolitik psikoloji alanında ortaya çıkmıştır.

2015-2020 döneminde Türkiye ve Mısır birbirlerini bölgesel rakip ve hatta tehdit olarak görüyorlardı. Bugün ise birbirlerini dışlanamayacak iki merkez güç olarak görüyorlar. Bu değişim tek başına Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini etkilemektedir.

Önümüzdeki 5-10 yılda belirleyici soru şu olacak: Mısır, Yunanistan-GKRY ekseninin stratejik ortağı olarak mı kalacak, yoksa Türkiye ile denge siyaseti mi izleyecek?

Doğu Akdeniz’in geleceğini büyük ölçüde bu tercih belirleyebilir.

Temel Er Ersoy