ABD-İsrail ve İran gerilimi, küresel enerji ticareti için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda kesinti riskini yeniden gündeme taşıyor.
Petrol fiyatları oynaklığını korurken, dünyanın gözü bu hassas su yoluna çevrilmiş durumda.
Haritada bakıldığında sıradan bir geçit gibi görünen Hürmüz Boğazı, gerçekte küresel enerji sisteminin en kritik damarlarından biridir.
Basra Körfezi’ni Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu stratejik geçit; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Kuveyt gibi büyük üreticilerin petrolünü küresel piyasalara taşıyan ana kapı konumundadır.
Bu nedenle bölgede yaşanacak en küçük gerilim dahi yalnızca bölgesel bir kriz olarak kalmaz; petrol fiyatlarından küresel enflasyona kadar geniş bir etki alanı yaratır.
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik operasyonları sonrasında bu riskin ilk yansıması enerji fiyatlarının yanı sıra deniz taşımacılığı ve sigorta sektöründe görüldü.
Uluslararası denizcilik sigorta şirketleri, İran ve Basra Körfezi çevresindeki savaş riskleri nedeniyle bazı poliçeler için iptal bildirimleri aldıklarını açıkladı.
Oysa deniz ticaretinde sigorta mekanizması sarsıldığında küresel ticaret zincirlerinin de hızla etkilendiği bilinen gerçektir.
Geçtiğimiz günlerde de uzun yıllar boyunca küresel liderliğin temel taşlarından biri olan ABD’nin Deniz Gücü’ne ilişkin stratejik yaklaşımında da yeni bir karar alındı.
- yüzyılda gemi inşa ve deniz taşımacılığındaki üstünlüğünü güçlü bir donanmayla birleştiren ABD, bu sayede büyük güç statüsüne ulaşmıştı.
Son yıllarda ortaya çıkan stratejik zaaflar ve denizcilik kapasitesindeki aşınma nedeniyle “ABD’nin Denizcilik Hakimiyetini Yeniden Kurma Kararnamesi¨ kabul edildi.
Hürmüz Boğazı’nda askeri gücün yeterli olmayacağı görüşünde olan Vashington yönetimi, bu kez de bölgeden geçen ticari gemilerin sigortalanabilmesi için 20 milyar dolarlık bir reasürans mekanizması oluşturdu.
Böylelikle askeri önlemlerin yanı sıra finansal bir müdahaleyle özel sigorta şirketlerinin riskinin bir kısmı üstlenilerek küresel ticaretin sürdürülmesine destek verilmiş oluyor.
İran cephesi ise bölgeye dışarıdan yapılacak askeri müdahalelerin gerilimi daha da tırmandırabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, boğazdaki dengeyi her geçen gün daha da hassaslaştırıyor.
Boğaza dökülen deniz mayınları uluslararası hukuk tarafından tamamen yasaklanmış değildir; ancak ciddi sınırlandırmalara tabidir.
Özellikle sivillerin zarar görmesi durumunda uluslararası hukuka aykırı bir savaş suçu teşkil eder ve sorumluluğu kapsamında İran’a zararı tazmin etme yükümlülüğü doğurabilir.
Hürmüz Boğazı artık yalnızca bir coğrafi geçit değil, aynı zamanda ekonomik dalgalanmaların üretildiği bir merkez haline gelmiş durumda.
Seyrüseferin kesintiye uğraması, Avrupa, ABD ve Çin’in yanı sıra gelişmekte olan ekonomilerde de ciddi ekonomik kayıplara yol açabilir.
Dahası böyle bir senaryo, Rusya için de stratejik bir fırsat alanı yaratabilir. Zira enerji fiyatlarının yükselmesi, özellikle enerji ihracatçısı ülkeler açısından önemli bir avantaj anlamına gelir.
Enerjide yüzde 90’dan fazla dışa bağımlı olan ve cari açığı kronik bir sorun haline gelen Türkiye için ise ortaya çıkan tablo pek de parlak görünmüyor.
Son sözse; Savaşlar çoğu zaman bölgesel başlar, fakat faturası daima küresel olur.
İsmet Hergünşen



