YARGITAY’IN 9 EKİM 2013 BALYOZ KARARI VE 442 YIL SONRA TEKRARLAYAN İNEBAHTI

Dün, Türk tarihinin gördüğü en büyük çaplı ve sonuçları itibarı ile en yıkıcı etki yaratan siyasi ve hukuki kumpas Balyoz davasının Yargıtay kararının 8. Yıldönümüydü. O karanlık günü unutmamalı ve unutturmamalıyız.

TARAF VE ZAMAN TETİKÇİLİĞİ

Balyoz davası başta Ergenekon Davası olmak üzere diğer kumpas davalar ile birlikte Türkiye’nin başta Büyük Ortadoğu Projesine uyumlandırılması için dizayn ve tatbik edilmiş asimetrik savaş araçlarıydı. Balyoz Davası 2009 yılı sonbaharında CIA ve FETÖ kontrolünde kurulan Taraf ve Zaman gibi gazetelerden tetiklenerek, şimdi kullanışlı aptal olduğunu itiraf eden omurgasız güruh tarafından desteklenerek başlatıldı. Türkiye bağırsaklarını temizliyordu.

DENİZCİLER AĞIRLIK MERKEZİ

Balyoz kumpasının ağırlık merkezi Deniz Kuvvetleriydi. ABD ve AB’nin Türkiye ile çatışan çıkarlarına karşı duruş sergileyen ve savunma sanayiini millîleştiren öncü kurum Deniz Kuvvetlerinin komuta yapısı ile geleneklerinden kaynaklanan kurumsal bütünlüğü yok edilmeliydi. Tarihsel süreç içinde bir darbe içinde doğası ve yapısı gereği yer alması olası olmayan Deniz Kuvvetleri sahte bir darbe davası üzerinden paramparça edilmeliydi. Zira dört temel alanda Deniz Kuvvetleri Washington ve Brüksel’in hedeflerine engel oluyordu. Birincisi Mavi Vatan sınırlarını koruması; ikincisi KKTC’nin varlığının devamını sağlaması ve denizdeki çıkarlarını koruması; üçüncüsü Montrö Boğazlar Sözleşmesi üzerinden Karadeniz’de Rusya ile birlikte denge unsuru olması ve dördüncüsü başta MİLGEM olmak üzere deniz silahlanmasında millileşmesiydi. Bunlar ABD’nin ve AB’nin rahatsız olduğu dört kritik alandı. Dolayısıyla bu konularda taviz vermeyen Deniz Kuvvetleri ve onun milliyetçi, Atatürkçü, en iyi yetişmiş, en gözde Amiral ve subayları devletin tüm gücü kullanılarak tasfiye edilmeliydi.

442 YIL SONRA AYNI BENZERLİK

Ne kadar ilginçtir ki, 442 yıl önce neredeyse aynı gün 7 Ekim 1571 günü İyon Denizinde gerçekleşen İnebahtı deniz savaşında Venedik, İspanya, Cenova, Papalık ve Malta güçleri karşısında yenilen Osmanlı Donanması 30.000 denizcisini kaybettiği halde, Venedikliler, Papa’nın kapıldığı dehşete aldırmadan, denizdeki sorumlu komutanları Venedikli Amiral Venier’e, acilen erişimi dahilindeki tüm yetenekli Türk denizcileri gizlice ve en uygun şekilde öldürme emri vermişlerdi. İspanyol Amiralden de aynı infazı yapmasını talep etmişlerdi. Bu tür önlemlerle Türk’ün denizlerdeki üstünlüğünün etkili ve kalıcı şekilde kırılacağını umuyorlardı. Onlara göre Osmanlıların denizdeki üstünlüğü artık çökmüştü. 442 yıl sonra Haçlı Donanmasının yaptığının aynısını çok daha kalleş ve acımasızca anavatanımız içinde iktidar ve muhalefetin kayıtsızlık, aymazlık ve iş birliğinden güç alan emperyal bir çete ve işbirlikçileri yapmıştı. Aynı vatandaşlığı, aynı diploma ve kimliği paylaştığımız insanlar, 442 yıl önce Papalığın Türk denizcisine ve askerine duyduğu nefretin daha büyüğünü sergiliyordu. Ne acı ne utanç verici bir tabloydu bu!

HEDEF KOMUTA YAPISI

Bir deniz gücünü oluşturan iki temel yapı vardır. Bunların ilki kuvvet yapısı yani gemiler; diğeri de komuta yapısıdır. Komuta yapısının özü nitelikli insan gücü, yani iyi amiral ve denizcilerdir. Komuta ve kuvvet yapısı birbirini tamamlar. Ancak iyi denizciler olmadan donanma kurulamaz. 19’uncu yüzyıl sonunda Alman İmparatorluğunu deniz uygarlığına yönlendiren, Kayzer II’nci Wilhelm 1897 yılında şöyle söylüyordu: “Bir denizci devletin gemici yetiştirebilmesi büyük bir donanma teşkil etmesinden güçtür. Çünkü devlet gerek görünce bir kaç donanma alabilir. Fakat kendisine lazım olan binlerce becerikli gemiciyi alamaz. Bunun için gemici yetiştirmeliyiz.”

CEZA REKORU DENİZCİLERİN

Balyoz Davası Silivri çadır mahkemesinde yaklaşık 2 yıl sürdü. Sahte yargılama sırasında uyuyan savcı da gördük, en önemli sahte delil olan 5 nolu hard diske diks diyen hâkimi de. Davanın Yargıtay bacağı da 1 yıla yakın sürdü. 9 Ekim 2013 tarihli Yargıtay’ın Balyoz kararı sonunda 33’ü Amiral 134 denizcinin, en azı 16 yıl olan ağır hapis cezaları onaylandı. Rekor denizcilere aitti. 41 havacı, 37 karacı ve 25 jandarma general/subayının yanında, doğası gereği darbe yapamayacak denizcilerin 134 kişi ile rekor kırması tek bir cümle ile açıklanabilir. İnebahtı’dan 442 yıl sonra batının çıkarlarını korumak için devletin gücü ile en iyi denizcileri yok etmek. Balyoz‘da tasfiye edilen 134 amiral ve deniz subayı dışında kabaca 300’e yakın en iyi denizcimizin de Ergenekon, Kafes, Poyrazköy, Askeri Casusluk tertipleri ile mahkeme koridorları ve hapishanelerde tutsak alındıklarını bir kez daha hatırlatalım.

KORKAKLARIN VE KORKUNUN YARATTIĞI İKLİM

Balyoz Davası öyle büyük bir kumpastı ki, FETÖ tarafından kuşatılmış Yargıtay başta olmak üzere devletin her kademesindeki karar vericiler bu davanın dijital deliller üzerinden uydurulmuş bir dava olduğunu bilmesine rağmen sesini çıkarmıyordu. FETÖ ve arkasındaki CIA ile ABD gücünden o kadar korkuluyordu ki, asli görevi vatan için savaşmak olan Silahlı Kuvvetler komuta yapısı bile susmayı tercih ediyordu. Devlete ve millete TSK üzerinden açık açık suikast düzenleniyor ve hiçbir kurum ve kuruluş bu rezalete dur diyemiyordu. Devlet tarihinde olmadığı kadar zavallı bir duruma düşmüştü. Bir benzetme yaparsak, gemiden teker teker denize adam atılıyordu ve gemidekiler değil can simidi atmak, geriye dönüp denizdekilere bakmıyordu bile.

EMEKLİ AMİRAL VE DENİZCİLERİ KORKUTMAK

Balyoz ve diğer kumpas davalarda aileleri ile korkunç acılar çeken bu insanlar ile muvazzaf ve emekli subayların da irtibatı kesilmişti. Değişik zamanlarda yayınlanan Ergenekon iddianamelerinde ve ekli dosyalarında çok sayıda vatansever emekli amiral ve subayın isimleri dijital delillere eklenerek korku iklimi daha da genişletilmişti. Deniz Kuvvetleri tarihinde II. Abdülhamit döneminde bile yaşanmayan karanlık bir döneme sokulmuştu. Muvazzafları geçtim, emeklilerin pek çoğu korkudan Hasdal, Hadımköy ve Silivri’de cezaevlerine okul, gemi ve silah arkadaşlarını görmeye gelmemiş ve hatta eşlerimizin yürüttüğü Vardiya Bizde ve Sessiz Çığlık eylemlerine dahi katılmamışlardı. Bu bir seçimdi. Ancak emperyalizm ve içerdeki hain işbirlikçileri büyük bir hedefi başarmışlardı. Deniz Kuvvetlerinin asırlardır devam eden kurumsal dayanışma ve kardeşlik bağının böğrüne bıçağı saplamışlardı. Bahriyeyi ve gemilerini öz evlatları gibi sevenleri gemilerinden ve arkadaşlarından ayırmışlardı. Böyle bir kötülüğü Mondros sonrasında yaşandığı üzere ancak İngiliz işgal kuvvetleri yapabilmişti. Örneğin İşgal Komutanı Amiral De Robeck’in isteği üzerine Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Paşa’nın oluru ile 1919 yılında Bahriyelilerin bir araya geldiği Donanma Cemiyeti kapatılmıştı.

17-25 ARALIK SONRASI DÖNEM

2009 sonbaharında başlayan ve kabaca 5 yıl süren Balyoz süreci iç siyasette 17-25 Aralık 2013 sürecinin yaşanması sonrasında Anayasa Mahkemesinin 19 Haziran 2014 tarihinde yeniden yargılama kararı ile yeni bir aşamaya girdi. Tahliyeler kısa sürede gerçekleşti. 2014 yılı sonunda yeniden yargılamalar başladı ve 6 Haziran 2015 tarihinde Balyoz davasının 236 sanığının tümü beraat etti. (Ancak 28 Haziran 2021 tarihinde Yargıtay 7 kişi için beraat kararını bozdu. Bu bozma kararında gerekçe Birinci Ordunun 2003 yılında icra ettiği Plan Seminerinde görev almış olmalarıydı. Söz konusu seminerde suç unsuru bulunmadığı önceden yargı kararıyla belirlenmiş olmasına rağmen, davanın siyasi saiklerle sürdürülüyor olması vicdanları yaralamaktadır.)

FETÖ DURMUYOR

Balyoz Davası ve diğer kumpas davalar sonunda Deniz Kuvvetlerinin görevdeki 53 Amiralinin yarısına yakını, başta deniz kurmay albaylar olmak üzere çok kıymetli 400’e yakın deniz subayı tasfiye edildi. Yerlerine 15 Temmuz 2016 tarihindeki kalkışmaya kadar görev yapacak FETÖ mensubu Amiral ve subaylar yerleştirildi. FETÖ kalkışmasına Amiral sayısı toplam amiral sayısının yarısından çoktu. 55 amiralin 33’ü FETÖ mensubuydu. 2010 ile 2016 arasında geçen altı yılda en kritik kadroları devletin oluru ile bu hainler doldurmuştu. Eğer 15 Temmuz girişimi başarılmış olsaydı bugün ne Mavi Vatan ne KKTC, ne Montrö Sözleşmesi ne de Güneydoğu kalmamıştı. 15 Temmuz’un yumuşak öncü darbesi Balyoz davası ile başarılmıştı. Balyoz davasında devletin ve kamuoyunun umursamazlığı ve yaratılan korku ortamının gücüyle başarının sihrine kapılan FETÖ, fütursuzca 15 Temmuz’a karar vermiştir. Emperyalizm emrinde cumhuriyet ve Atatürk düşmanı bir dinci tarikatın TSK’nın ve devletin kılcal damarlarına girmiş olması 1000 yıllık Anadolu Türkleri ve Batı Asya Türklerinin tarihinin en ciddi en önemli ihanetidir.

İHANET MUTLAKA SORUŞTURULMALIDIR

Bu ihanetten ders çıkarılması, suçluların ve işbirlikçilerin sonuna kadar takip ve tespit edilerek cezalandırılmaları bekamız ve adalet sisteminin güven tesisi için elzemdir. Bu kapsamda iki konu öne çıkmaktadır. Devletin kurulan kumpasın verdiği tahribatı da göz önüne alarak, 6 Aralık 2010 tarihinde Donanma Komutanlığı İstihbarat Başkanlığına gizlice yerleştirilen ve Deniz Kuvvetlerinin omurgasının kırılmasına neden olan sahte 5 numaralı hard diski kimler koyduğunu ortaya çıkarması gerekir. İkincisi Orhan Aykut isimli tanığın Ergenekon ve Balyoz Kumpaslarının gerek kurgulanması gerekse yürütülmesine yönelik yargıya intikal etmiş çok önemli iddialarının üzerine neden gidilmediği açıklanmalıdır.

BÜYÜK DEVLET HAİNLERİ CEZALANDIRAN DEVLETTİR

Büyük devlet olmak, devlete kumpas kuran ve onlarla iş birliği yapan hainleri ortaya çıkarmakla ve cezalandırmakla mümkün olur. Arkasına yabancı istihbarat servislerini alan FETÖ mensupları ile FETÖ’ye yardım ve yataklık edenler 15 Temmuz darbe girişiminin FETÖ militanları ve onlara yardım ve yataklık edenlerle aynı ciddiyet ve hassasiyetle kovuşturulmalıdır. 450 yıl sonra İnebahtı ile Balyoz’u kıyaslıyorsak yapılan ihanet ve kötülüklerin sonsuza dek asla ve asla unutulmayacağı hatırda tutulmalıdır.

(KİTAP TAVSİYESİ: Kurtuluşun Karadeniz’den ve Kağnı Donanmasından kaynaklı mucizelerine tanıklık için: İzzet Sarı, İstiklal Yolu, Kastamonu Yayınevi)

CEM GÜRDENİZ