DENİZ HARP OKULU’NDA ANI YAŞAMAK

Amerika Birleşik Devletleri tarihinden daha eski, mazisi 1773 yılına dayanan Deniz Harp Okulu’nun kuruluş yıldönümüdür, 18 Kasım.

Bugün, aynı zamanda 1936 yılından berieski mezunlarla yeninin kaynaştığı ve anıların tazelendiği gündür.

Harbiyeliler eğitimlerini Tuzla’da sürdürmekte olsalar bile buluşmanın adresi kurumsallık ve aidiyet duygusunun yansıması Heybeliada yerleşkesidir.

Donanmaya açılan en önemli kapıDeniz Harp Okulu’nda deniz bir kez girdi mi hayatınıza, bir daha kolay kolay çıkmaz, vazgeçemez ve uzak duramazsınız.
Mavisiyle, kokusuyla, tuzuyla işler içinize, ruhunuza. Siz olur. Siz deniz olursunuz.
Hayatınız ruhunuz deniz olmuştur artık…
Öyle bir sevda, öyle bir tutku ki; vazgeçmek, uzak durabilmek mümkün değildir.
Bu ruhla doluşulur Kabataş, Kadıköy ve Bostancı kalkışlı vapurlara…

Kaptanlar da alışıktır, hazırlıklıdır dünden bugüne. İşaret sancakları ve flamalarıyla süslemiş oldukları vapurlarında, okul marşı ve düdükleriyle selamlarlar.

Şahlan artık ey deniz şanlı dostlar geliyor/Ummanlara hükmeden Barbaroslar geliyor
Baş koymuşuz uğruna biz bu coşkun suların/Ruhumuza dalgasız ölçüler dar geliyor
Biz denizci gençleriz göğsümüz şeref dolu/Atatürk’ü izleyen yol Deniz Harp Okulu
Namus ve şeref timsali üniformaları içindeki çakı gibi geleceğinsubaylarının her biri, günün anısına ait kepler ile simit arası kaşar peynirinden oluşan kahvaltılıkları geçmişin gelenekleriyleikram etme yarışındadırlar, Deniz Kurtları’na…

Prens adalarının arasından seyrederken, kimi martılarla simitleri paylaşır, kimi denizin büyüleyici güzelliğine, kimi de dalar gider bembeyaz köpüklerde geçmiş zamanın derinliklerine…

Buluşma zamanı gelir, Heybeliada ve yuvalarıyla…

Lumbarağzı’ndan girişle birlikte hasretle kucaklaşılarak, heyecan seli içerisinde mezun olunan sınıfla denize nazır tabura geçilir.

Karşıda Türk Donanması ve de genç bahriyelilerin yelkenlerini viyalaması.

Bando ve boru trampet takımının çaldığı İstiklal Marşı ve hemen akabinde çalınan askeri marşlar eşliğinde geçiş yapan Alay Sancağı gurur dolu vakur bir şekilde selamlanır.

Öğrenci alayının tören geçişinde yapmış olduğu askeri ve sportif gösteri, alınan zorlu akademik eğitimin tamamlayıcısı durumundadır.

Fizikleri değişmiş olsa da taptaze ruhlarıyla60 yaş civarında olan kuvvet komutanının sınıf arkadaşlarının tören yürüyüşün de taşıdıkları sorumluluk ve yüzlerindeki gurur dolu ifade, yıllara meydan okur niteliktedir.

Sinema salonunda en eski mezun subayın anılar içeren nüktedan konuşması sonrasında, sıra gelir Deniz Kuvvetleri Komutanı’na…

Mavi Vatan hak ve menfaatlerimizin korunması ve kollanması, kuvvetin gelişimi ve harbe hazırlık durumu dahil yaptığı konuşma çok dikkatlice dinlenir.

Mini dinleti ardından yemekhaneye varılır ve masa başları da artık geleceğin komutanlarına bırakılmıştır.

Hep bir ağızdan “Tanrımıza Hamdolsun, Milletimiz Varolsun”denilerek, çokça özlem duyulan gelenekselleşmiş mercimek çorbası, dalyan köfte, iç pilav ve samsa tatlısı afiyetle yenir.

Zaman su gibi akmıştır.

Keyifli bir günün sonunda, yüzlerde hüzün ve bir o kadar da endişe…

Her limandan sonra olduğu gibi doyumsuz mehtabın tadı Heybeliada’dan ayrılma anı ve düşüncemizde Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sessiz Gemi” şiirinin dizeleri…

Artık demir almak günü gelmişse zamandan/Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…

Bir sonraki sene mi? Kim öle kim kala denir, derinden ve de sessizce…

Ya bu sene…

Okulun kuruluşunun 248. senesi küresel salgın nedeniyle iptal edilirken, aklımdan geçen “Hedefteki Türk Deniz Kuvvetleri” ve Nazım Hikmet’in “Oğlumun Denizci Olmasını İsterdim…” şiiri.

Deniz sonsuz bir kavga alanıdır.
Deniz kavgacıdır.
Oğlumun kavgacı olmasını isterdim.
En iyi, en temiz, denizde düşünülür.
İsterdim ki oğlum,
Kavga’dan ayrılmadan,
Kavganın içinde düşünen bir adam olsun.
Denizin gözü pek’tir.
Denizcinin de gözü pek,
Denizle yüz be yüz dövüşülür.
İsterdim ki oğlum,
Yüz be yüz dövüşmekten tat alsın.
Diyeceksiniz ki:“İşte bunda halt ettin!
Arkadan bıçak atmasını bilmeyenler,
Bu kara toprak üstünde, kendileri
Sırtlarından bıçak yiyerek devrilirler.”
İyi ya, işte ben de onun için,
Oğlumun karada kancıkça dövüşen bir bücür değil,
Denizde yüz be yüz dövüşen bir dev olmasını isterdim.

İSMET HERGÜNŞEN