NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN PEK BİLİNMEYEN ATATÜRK DÜŞMANLIĞI

Kimilerinin “üstad” dediği, kimilerinin tarihsel köklerini dayandırdığı Necip Fazıl Kısakürek, örnek gösterilecek bir şahıs değildir. İslamcı kimliğiyle bilinen Kısakürek’e “üstad” diyenler arasında kendine “Atatürkçüyüm”, “milliyetçiyim” diyenlerin de olması, konuyu önemli kılıyor. Kısakürek cumhuriyet devrimi ve Atatürk karşıtıdır, yalancıdır, tarihi bilgileri çarpıtır. Kısakürek’in Atatürk düşmanlığını, Ayasofya’nın müzeleştirilmesi dolayısıyla sarfettiği cümleleriyle gösterelim. “Atatürk ve Ayasofya” kitabımı yazarken Ayasofya ile ilgili bugün dile getirilen birçok yalan, çarpıtma iddianın ona dayandırıldığını gördüm. 29 Aralık 1965’te yaptığı konuşmada, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesini “ruhunu Hıristiyanlık âlemine peşkeş çekmek” ve “vatanın satılması” olarak değerlendirmekte ve düşmanın daha zararlı görmektedir. İşte kendi cümleleri:

“Salib’in [Haç’ın]ağzından salyasını akıtıcı bir iştah telkiniyle, Türk’ün, ruhuyla beraber maddesini, maddesiyle beraber de ruhunu Hıristiyanlık âlemine peşkeş çeken, ‘Buyurun, ne duruyorsunuz; gelin ve bizi esir edin!’ diyen bir hava yaşatıyor. Ayasofya’nın hilâl hâkimiyetinden uzaklaştırılmasıyla düşmana aşılanan gayret, tarafımızdan aşılanan gayret, bir ordunun harp plânlarını satmaktan beter bir tehlike ve suç belirtir. Eğer o kökünden tıraş edilse ve yıkılsa bir şey değil de, bu haliyle, bütün bir milleti ve tarihi her an öldüren, yine dirilten ve tekrar öldüren bir felâketten başka bir şey değildir. Böylece, Batı dünyasının bize içimizde, içimizdeki ajanları vasıtasıyla bize yaptırdığını, ne Haçlılar yapabildi, ne Moskof ne de Ayasofya’nın gözü dönmüş şehvetlisi Yunanlılar… İçimizden yapanlara nispetle…Milyonluk bir orduda, bir emirle, herkes silahını kalbine dayayıp tetiği çekse ve intihar etse, bu emrin o orduya vereceği zararı hangi düşman sağlayabilir?..Ayasofya’nın kapatılması işte böyle olmuştur. Ve Türk tarihine, mukaddesatına, ruhuna, ihanetlerin en büyüğü şeklinde meydana gelmiştir. Türk’e İstiklâl Savaşı’nda, Türk’ü yoktan var ettiğini iddia eden bir zümre ve klik zihniyeti, Ayasofya ve Türk vatanını, göklerdeki aslî ve hakikî vatanıyla beraber satmıştır.”

Kısakürek, Ayasofya’yı kapalı tutmanın ne anlama geldiğini şöyle açıklıyor:

“Ayasofya’yı kapalı tutmak, manada bütün camileri ve cami mefhumunu kapalı tutmaktır. Çünkü onların hepsi birer mekân, Ayasofya ise ruh, anlattık… Ayasofya’yı kapalı tutmak, Yunanlıya ‘Ben yapamıyorum, sen gel de kendi hesabına aç!’ demekten farksızdır…

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Birleşmiş Milletler’de Afrika’nın yamyam ülkelerine kadar aleyhimizde rey verdirip, kendileri güya müstenkif [çekimser] görünen Batılılara ‘Artık benim hayat hakkım kalmadı!’ demektir…

Ayasofya’yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk’ün semaları tutan lanetine hedef olmaktır…

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Allah’a sövmeye, Kur’an’a tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını esir etmeye denk bir suçtur.”

Kısakürek isim vermeden Ayasofya’yı müzeye dönüştüren Atatürk’e ve bakanlar kuruluna düşmanlığını sergilemektedir. Oysaki Kurtuluş Savaşını verenler Allah’a söven, Kur’an’a tüküren, camileri yıkan, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını esir etmeye çalışanlara, bağımsız ve özgür bir vatan bırakarak engel olmuştur. Teşekkür etmesi gerekirken vicdansızlık yapmaktadır. Atatürk, İnönü gibi milli mücadele verenler olmasaydı Ayasofya çoktan kiliseye dönüştürülecekti. Çünkü Osmanlı Devleti’ne Sevr’de İstanbul’un yönetimi bile tam olarak verilmiyordu. Atatürk, İnönü savaşırken padişah Vahdettin, tahtını, kaderini işgalcilerin lütfüne bırakmıştı.

Özetle hem milliyetçi olup hem de Kısakürek’e sahip çıkılmaz.

MUSTAFA SOLAK