AMERİKAN BASININDA İZMİR YANGINI VE SONRASI (1922) 5/8

(5./8 BÖLÜM)

Amiral Bristol’a Gelen Telgraf ve Amerikan Görüşü

16 Eylül 1922 tarihli The NYT, “Washington İzmir’e Yardım İçin Harekete Geçiyor” başlıklı haberiyle, Amerika’nın İzmir’deki mültecilere yardım için Amiral Bristol’ü görevlendirdiğini, ilk yardımı sağlayacak bir planın şekillendirilmesinde katkıda bulunmaları için Müttefiklere telgraf gönderildiğini bildiriyordu. Haberin devamında, “Harding Hükümeti tarafından bugün İzmir’deki mültecilere ve Asya’daki diğer bölgelere yardım için resmi adım atıldı. İstanbul’daki Tuğamiral Bristol, ilgili Devlet Bakanı Phillips tarafından gönderilen bir telgraf ile diğer müttefik mevkidaşlarının ve İstanbul’daki ordu ve donanma temsilciliklerinin de görüşlerini alarak acil bir şekilde ‘İzmir’e bir yardım hazırlanması ve ulaştırılması için ortak kapsamlı bir plan’ hazırlaması talimatı verildi…

Amerikan Kızılhaçı ve Yakındoğu Yardım Kuruluşu görevlilerine danışıldıktan sonra bugün Birleşik Devletler hükümeti tarafından karara varıldı ki, Yunanlıların bozguna uğraması ve şehrin yanması sonucunda oluşan İzmir’deki durum, ilgili yardım örgütlerinin kapsamı dışındaydı. Durum ile ilgilenen diğer devletlerle beraber etkili bir yardım için geniş çapta bir plan üzerinde çalışılmadıkça, yakında Kızılhaç ve oradaki diğer sınırlı imkânı olan yardım grupları tükenecek ve de durum çözümlenmemiş bir şekilde kalacak.

Birleşik Devletler hükümeti, bu işte çalışma yükünün olayların olduğu bölgede donanması ve askerleri bulunan Müttefik devletlere düştüğüne inanıyor. Bu yüzden de Amiral Bristol’ü sevk etti, ancak onu ABD adına herhangi bir taahhütte bulunmaması için uyardı. Bakanlığa vekâlet eden Philips, hükümetin, mültecilere yardımının devam ettirilebilmesi ve yardımın uzatılması için gücü yetebileceği her şeyi yapmak adına ortak çalışmaya hevesli olduğunu belirtti. Amiral Bristol ile yapılan görüşmelerin kopyaları bugün İngiliz ve Fransız hükümetlerini de bilgilendirmek için Londra ve Paris’e de gönderildi” şeklinde ayrıntılar veriliyor ve Amiral Bristol’a Amerikan yönetimi tarafından gönderilen telgrafın tamamı da haberde yer alıyordu; “Amerikan Kızılhaçı ve Yakındoğu Yardım Kuruluşu görevlilerine danışıldıktan sonra ulaşılan Bakanlığın fikrine göre, durum açıkça ilgili yardım örgütlerinin kapsamının ötesindedir. Ancak, Müttefik devletler tarafından mültecileri boşaltmak ve de onlara kalıcı bir çözüm ulaştırabilmek için devlet müdahalesi gereklidir.”

“Kalıcı bir yardım sağlanması için bir plan oluşturulması halinde, derhal bizimle birlikte ortak çalışacak özel yardım kuruluşlarına ulaşın. Görünürde kalıcı bir çözüm olmadıkça, özel yardım bile “geçici iyileştirme girişimi” gibi boş bir teşebbüs hissi veriyor. İlk iki veya üç hafta içinde mevcut olan tüm para, bu durumun çözülmesi için sonuna kadar bastırmak ve oradaki sıkıntıyı azaltıp kökünden çözmek için harcanacak.”

“Amerika yardım etmek için hevesli, fakat sorumluluğun bölgede asker ve donanma birimleri olan hükümetlere düştüğünü ve de bir an önce onların da bu işe katılabileceklerini düşünüyor.”

“Bakanlık sizi, herhangi bir taahhütte bulunmaksızın, diğer müttefik mevkidaşlarınız ve askeri ve donanma temsilciliklerinin de görüşlerini alarak acil bir şekilde ‘İzmir’e bir yardım hazırlanması ve ulaştırılması için ortak kapsamlı bir plan’ hazırlanması için yetkilendiriyor.”

Amiral’e gönderilen telgrafın yayınını müteakip haberin devamında, Amerikalı yetkililerin yangın ile ilgili görüşlerine yer veriliyordu; “Yetkililer bu işteki Amerikan katılımının yardım işinin halledilmesi olacağını belirttiler. Amiral Bristol’e iletilen mesajlarda ve verilen yetkide, Türklerin İzmir’i ele geçirmesinde ve Türk milliyetçilerin İstanbul’a olan yürüyüşü ile ilgili son zamanda ortaya çıkan, bu olayın politik yönü ile ilgili herhangi bir durum olmadığı, bu olayın politik kısmında yer almak istemedikleri belirtildi.

Türk yetkililerin İzmir Yangını’nda sorumlu olabileceğine ilişkin raporlara rağmen bazı resmi yetkililer buna bir ihtimal ve değer vermiyor. Bölgede yaşayan herhangi bir etnik kesimin bu yangını başlatmış olabileceğini kabul ederek, Türklerin İzmir’i yakmasının bir insanın kendi evini yakmasına benzeyeceğini belirtiyorlar.

İzmir, tartışıldığı üzere Asya bölgesindeki önemli limanlardan birisidir ve de onun Yunanlılarca işgali tüm Türkler tarafından ulusal bir felaket olarak kabul edildi. Bu şehrin restorasyonu ve Türkiye’nin restorasyonu, Türk Ulusal Partisi için başta gelen en önemli amaçlardan/görevlerden birisi. Tüm bu gerçekler göz önüne alındığında, Türkiye’nin şehri ele geçirir geçirmez yaktığı fikrine katılmak zor görünüyor.

Dinsel Bakış Açısı ve Piskopos James Cannon

20 Eylül 1922 tarihli The NYT’da “Hıristiyanlığı Yok Etmek” başlığıyla yayınlanan bir yazıda, konuya dinsel bir bakış açısıyla yaklaşıldığını görüyoruz; “Yangın, Türklerin kılıç ile yapamadıklarını başardı. Hıristiyanlığın beşiği Küçük Asya’da yakında Hıristiyan nüfus bitmiş olacak. İzmir’de Amerikalılar tarafından ölmeleri engellenen ve kurtarılan diğer Hıristiyanların çoğu, bazıları gönüllü olarak bazıları zorla, tepelerin arkasında kayboldular. Diğerleri yorgunluk, korku veya kararmış şehrin parçalanmış kayalık sahilinde açıkta bırakılmış halde yok oluyorlar. Ancak ağlayan Amerikalı muhabirler şöyle bir ses duyuyorlar: ‘Amerika gelmeyecek mi ve bizi kurtarmayacak mı?’ Mustafa Kemal, mültecilerin ve yardım çalışanlarının acısını azaltmak için, kurbanların götürülmesini sağlayacak Amerikan ve Müttefik gemilerinin limana girmesine izin verdi. Fakat gemilerin gelişi her gün erteleniyordu, bu da çoğunun ölümü anlamına geliyordu. Gerçekte 250 bin olan Hıristiyan’dan rıhtımda veya toplama kamplarında birbirine sokulmuş halde 50 binden az Hıristiyan kalmıştı ve en kötü korku, iç bölgelere zorla gönderilenlerin ağırlanmasıydı. Türk emri, ileri gitmişti: ‘Hıristiyanlık Asya’da yok edilmelidir.’”

The NYT’ın 24 Eylül’de verdiği bir haberde oldukça ilginç bilgiler yer alıyordu. Kilisede görevli din adamlarının The Associated Press genel müdürlüğüne akın edip Kemalistlerin gelmekte olduğuna ilişkin raporların doğrulanmasını veya yalanlanmasını ısrarla istedikleri, korunmaları için Amerikalılara acınası yalvarmalarda bulundukları bilgisi verilen haberde Rum Patriği’nin “ABD’nin cömert ve merhametli halkı okyanus ötesinden merhametli bir ses verip bizleri Müslümanların öfkesinden kurtaramaz mı?” diye yalvarmakta olduğu ve bu yakarışın “Başkanınıza daha önce başvurduk, Amerika bizim tek umudumuz. Eğer Amerika bize yardım etmezse, bittik demektir” şeklinde devam ettiği bilgisi aktarılıyordu. 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusunun İzmir’i işgali sırasında İzmir Rum Metropoliti Hrisostomos’un Yunan Albay Zafiru’ya söylediklerini hatırlayınca, bu haberi de doğal karşılamak gerekiyordu.

Yakındoğu’daki Amerikan kiliselerinin misyonerlik ve yardım faaliyetlerinin referansı ile durumun birinci elden incelemesini yapan kilise ve yardım temsilcisi Güney Methodist Episcopal Kilisesi’nin piskoposu Dr. James Cannon’un izlenimleri ve özellikle olayı dinsel açıdan ele alarak yapmış olduğu değerlendirmeleri de The NYT’ın bazı nüshalarında haber olarak yer buluyordu. Piskopos Cannon’un Amerikalı Bakan Mr. Huges’e çekmiş olduğu ve “Tanrı hükümetimizi hiçbir müdahalede bulunmadığımız için sorumlu tutacak” şeklindeki açıklamaları içeren telgraf, gazetenin 1 Ekim tarihli nüshasında Edwin L. James adlı muhabir tarafından Paris kaynaklı bir haber olarak aktarılıyordu. “Bugün İstanbul üzerinden Paris’e ulaşan ve Amerika’ya gitmek üzere yolda olan Dr. Cannon, Amerika’daki kiliseler adına, Birleşik Devletler’in, Amerikan misyonerlerinin yüzlerce yıllık emeği ve milyonlarca dolar harcadığı Anadolu Hıristiyanlarını korumak adına Türkiye’deki anlaşmalara el atmaktan çekinmediğini kendi kendisine göstermesi gerektiğini belirtti” diye başlayan haberde, Piskopos’un çektiği telgrafta; ‘Hükümetimiz büyük bir Hıristiyan ulusu olarak, yangınların, zorbalıkların ve kıyımların durmasının talep edilmesi, bu yolla İstanbul ve Trakya’daki olayların Samsun ve İzmir’de tekrarlanmasının önlenmesi fırsatına ve sorumluluğuna sahip olduğunu fark edemeyecek mi? Ben inanıyorum ki, dünya çapında insanlık bunu kesinlikle onaylayacaktır. Kim böyle korku dolu olayların yasaklanmasını, önlenmesini kınamaya cesaret edebilir?” sorularını Bakan’a yönelttiği belirtiliyor, bu belirtilenlerin dini bakış tarzının kendi tarafından su götürmez şekilde haklı olduğu, ama Amerikan halkının Yakındoğu ile ilgili fikirlerinin tamamını yansıtması bakımından yetersiz olduğu, doğasında savaşa karşı iyi bir bakışı olmayan bir piskoposun düşüncelerini yansıttığı vurgulanıyordu. Dr. James Cannon’a göre Müttefik ulusların umutlu tavırlarının ve yorumlarının Birleşik Devletler’in Asya kıtasının o tarafındaki moral ve maddi çıkarlarını güvence altına almadığı belirtilen haberde, Piskopos’un “Amerika düşündüğü şeyi anında söylemeli ve hemen söylediği şeyin arkasında hazır durmalı” ifadelerine yer veriliyordu. Habere göre Türkiye’nin dikkate değer bu durumu, sorumluluğun paylaşılmasını gerektiriyor ve de Dr. Cannon bu konu ile ilgili Birleşik Devletler’in, nerede ve ne zaman olursa olsun, barış konferansına bir delege göndereceğine inanıyor. Ayrıca, gönderilecek kişi resmi olmayan bir izleyici değil, Amerika’nın ne istediğini ve düşündüğünü söyleyecek güçte bir temsilci olmalıdır. Ve Dr. Cannon’a göre bahsi geçen konferansa katılımdan geri çekilmek, vazgeçmek iyi olmaz. Birleşik Devletler’in Çanakkale’deki herhangi bir kontrole, Türkiye’deki azınlıklara herhangi bir koruma sağlanmasına aktif ve güçlü bir katılımı gerekmektedir. Dr. Cannon, “Hükümetimizin devekuşunu oynamasının bize bir faydası yok. Devlet bakanlarının başlarını iç politikanın kumlarına gömerek bizim çıkarımız olmadığını düşünmelerinin bize bir faydası yok. Milyonlarca kilise yurttaşı, geçen yüzyılda Türkiye’de yaşayanların, özellikle de Ermenilerin iyiliği için çalıştı, uğraştı. Biz birlikte çalıştık ve sonuna kadar da uğraştık ve şimdi Birleşik Devletler’deki kiliseler adına Türklerin uyguladığı bu vahşetteki dokunulmazlıklarına, sonunda tüm Hıristiyanlar ortadan kalkıncaya kadar devam mı edeceğiz?” ifadeleriyle devam ediyordu.

Habere göre Dr. Cannon, araştırmalarının kendisini İzmir’deki yangının Türklerin kendi vahşetlerini ve yağmalarını örtbas edebilmek için kendilerinin başlattığına ikna ettiğini ve de Amerikalı tanıkların da bu yönde yorumlarını kendisine ilettiğini iddia ediyor, ancak bu araştırmaların ne olduğunu ve söz konusu tanıkların kimler olduğuyla ne şekilde yorum yaptıklarını açıklayan herhangi bir ifadeye yer vermiyordu.

“Ve eğer Türklerin İstanbul ve Trakya’ya da fatih edasıyla girmelerine izin verilirse, büyük ihtimalle orada İzmir’deki korkunç olayların aynısının daha büyük bir çapta tekrarlanacağını göreceksiniz. Acaba Birleşik Devletler, İngiltere’ye bunun olmasını önlemek için yardım edecek mi?” sorusuyla devam eden Piskopos, “Savunduğum şeyin savaş anlamına geldiğini biliyorum, ama eğer gerekliyse, bu da mazur görülmelidir. Bu aslında o kadar da savaş gibi olmaz. Avustralya, Anadolu’ya Türklerin çıkartabileceği kadar asker gönderebileceğini belirtiyor. 5 ya da 6 milyon Türk’ün tüm dünya karşısında ayakta kalabileceğine inanmak ne mantıklı ne de makul bir düşünce değildir. Eğer Amerika İngiltere’nin yanına Türkiye’nin blöfünü görerek katılırsa, büyük ihtimalle savaş bile olmaz” diyordu.

“İzmir’deki tanıkların anlattıklarına göre, Türkler İzmir’e vardıklarında Türk sularındaki Amerikan savaş gemileri silahlarını şehrin üzerine doğrulttular ve herhangi bir yağma ya da katliamın, vahşetin olmamasını talep ettiler. Bir denizci Amerikan askeriyle konuştum, aldığı emirlere göre İzmir sokaklarında durması gerekiyormuş, Türklerin bir kızı çekerek dışarı çıkarttığını, ardından kıza sokak ortasında tecavüz ettiklerini belirtmiş, hiçbir şey yapamamış, çünkü emirler yapmamasını söylüyormuş. İzmir sokağında Amerika’yı temsil eden bir Amerikan denizcisinin tavrı bu mu olmalıdır? Amerika’nın tavrı bu mu olmalıdır?” şeklinde dayanaksız iddialarına devam ediyordu. Dr. Cannon’un ifadesine göre Amerika’nın sadece dini çıkarları değil, maddi çıkarları da duruma gerçek bir müdahale ve katılımla en iyi şekilde korunmuş olacaktı. Bir barış konferansında Amerikan vatandaşlarının Yakındoğu çıkarlarını Amerikan gözleriyle göremeyecek başka ulusların temsilcilerine bırakmak yerine, Washington hükümetinin kendisi koruma kararını verirse, bunun egemenliğine bir tehlike oluşturacağına inanmıyordu. Haberde, Piskopos’un Amerikan kilise organizasyonlarının raporunu sunmak ve Amerikan hükümetinin bir şeyler yapması konusunda temaslarda bulunmak için Salı günü gemiyle yola çıkacağı belirtiliyordu. Fransa’nın Türkleri destekleyen tavrının Amerikan kamuoyu için kabul edilmesi zor bir durum olacağını düşünen Piskopos’un “Amerika’dan görüldüğü üzere, Fransa’nın yapmaya çalıştığı yardımlar, bulundukları pozisyonu suistimal edenler tarafından Amerika’nın dostlarına karşı baskı ve vahşete sebep oluyor. Eğer Fransa, Türk milliyetçilerine bu derecede bir destekte bulunmamış olsaydı, onlar şu anki küstah davranışlarında bulunmazlar ve de sonuç olarak Türkiye’deki Hıristiyanlar bu durumda olmazlardı. Fransa bilmelidir ki, Yakındoğu’da oynadığı şu anki rolü sebebiyle Amerika yara alacaktır” görüşlerine yer veriliyordu.

Piskopos Cannon’un The NYT’a vermiş olduğu özel röportaj, gazetede “Amerikalıların Çabaları Türkler Tarafından Yok Edildi-Piskopos Cannon, Milyonların 60.000 Hıristiyan Yetimin Yardımına Harcandığını Söyledi- Küba ve Batı Avrupa’yı Kurtaran Washington’un Doğu’da Neden Harekete Geçemediğini Sorguluyor” başlığıyla 2 Ekim’de Paris kaynaklı bir haber olarak okuyucuların dikkatine sunuluyordu. “Yardım gönüllülerinin durumlarına bakmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için İstanbul’a giden Virginia piskoposu James Cannon, bugün, yardımsever Amerikalıların Yakındoğu’da acı çekenleri kurtarmak için yaptıkları gayrı resmi yardımdan sitayişle söz etti” şeklinde haberin girişini yapan gazete, daha sonra Piskopos’un iddialarını ve kişisel görüşlerini aktarıyordu;

“Diğer ülkeler politik ve maddi hedefler güderken Hıristiyan Amerika, 1915’de 600 bin Ermeni’nin yaşamını kaybetmesinden beri, Türkler tarafından yapılan sınır dışı etme ve katliamlar sonucu yetim kalan çocuklara yardım etmeye çalışıyor. Yakındoğu Yardım Kuruluşu, İzmir olayı öncesi evlerden 60 bin yetim toplamıştır ve Hıristiyan çabasının harika bir tertibi ile birlikte 50 milyon dolardan fazla para harcanmıştır. Ülkelerden çok miktarda para hesaba aktarıldı ve önümüzdeki yılın bütçesinin 4 milyon dolar olacağı tahmin ediliyor. Bununla birlikte yeni durum, Yakındoğu Yardım Kuruluşu’nun sorumluluklarını da arttırmıştır, sadece ölüm ve açlığı engellemek için yardım etmeleri değil, aynı zamanda oluşan binlerce yetimin bakımı ve Anadolu’dan nakliyesi de problem olmuştur. Durum öyle bir hal almıştır ki, Yakındoğu Yardım Kuruluşu 4.000 yetimi Anadolu’dan Beyrut’a ve oradan da gemiyle İstanbul’a göndermiştir. 14.000 kişilik ilk gemi vardığında, ben İstanbul’daydım. Olay, karışık duygular oluşturdu. Çocuklar güvertede her yerdeydi, gülüp şarkı söylüyorlar, kaçışlarından mutluluk duyuyorlardı. Fakat altta, sorgulayan bir başka duygu vardı. Neden bu 60 bin yetim anne, baba ve yuvalarından yoksun kalmışlardı? Aynı cevap 60 bin kere geldi: Türkler!”

“Çocukları, onlara yardım için kiralanan büyük bir binaya kadar takip ettim. Basit, pratik, etkili, el yapımı ve temiz yataklar ve odalar, baharatsız gıda maddeleri, dil dersleri, endüstriyel çalışmalar, giysilerinin tamamını kendilerinin yapmaları ve diğer basit şeyler beni çok şaşırttı.”

“Yakındoğu Yardım Kuruluşu, iyi organizeydi. Yönetici H.C. Jaquith, çok cömert ve etkiliydi. Pek çok zorlukla başa çıkabilmişti. Yakındoğu Yardım Kuruluşu, onun yönetimi altında, Kızılhaç yardımıyla birlikte İzmir’de pek çok insanı kurtarmıştı. Yangın erzakları yok ettiğinde yenileri gönderildi, her türlü ekipman, ilaç vs. sağlandı. Türkler İstanbul ve Trakya’da aktif kontrolü alınca, yetimlerin yer değişimi yeniden problem olacak. Türk liderler, Amerikan Kuruluşu’ndakilerin misyonerlik çalışmalarının Türkiye’de Türkler ve Ermeniler arasında hoş karşılanmadığını söyledi. Türkler, Amerikalıların Hıristiyan yetimleri kurtarmak için yaptığı çalışmaya sempati duymuyorlar. Zaten anne ve babalarını öldürdükleri çocuklara nasıl sevgi göstermelerini beklersiniz? Şu anda en iyi çözüm, çocukları bir başka ülkeye, muhtemelen Amerika’ya nakletmektir. Onları Türkiye’nin yeni döneminin liderleri olarak tutmak idealistlik olurdu. Ama büyük Hıristiyan ülkelerinin hükümetleri sorumluluklarını gelecekte geçmiştekinden daha iyi yapmadığı sürece, Türkler yeni bir katliam daha yapabilirler. Çocuklar Türkiye’de bırakılırsa, Türk vatandaşı olup her an yakalanabilirler. İstanbul’daki bazı Amerikalılar, bu taze korkulardan sorumlu olan büyük ülkelerin bu mültecilere ve yetimlere bakıp ilgilenmesi gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü Amerika’nın bu felaketin oluşmasında bir suçu yoktur. Dolayısıyla da bunun suçunu yüklenmesini kimse ondan bekleyemez. Fakat bu mantık, akıllıca da olsa zamansızdır. Acı, hastalık ve ölüm vardır. İnsan hayatları vardır işin ucunda. İnsanlık, bu acıların azalması için yardım talep etmektedir. Diğer uluslar bir şeyler verecektir. Fakat görece daha azdır. Fransa, yok olan bölgelere sempatisine rağmen, Amerika’dan aldığı yardımlara rağmen, İzmir olayına pek bir ilgi göstermemiştir. Ankara ile gizli yapılan anlaşma, şimdiki bunalımın başlangıcıydı. Politik ve ticari kazanç için yenik Türklere yeni bir solunacak hava vermiştir. Hatta Yunanlıların ve Ermenilerin kendi evlerini yaktıkları, Türk mahallesine de yangını yaydıkları suçlamalarında Türkleri destekler pozisyondadır. Büyük Britanya ve onun dominyonları bir şeyler verecektir. Fakat geçmişte Çin’de olduğu gibi, Rusya’da olduğu gibi, Yakındoğu’da olduğu gibi, Amerika’nın Hıristiyan halkı, kurbanların yaşamlarını kış boyunca emniyete almak için daha çok şeyler vermelidir. Bizim hükümetimizin Türk terbiyesizliklerinin durması için isteksiz olması çok korkunçtur…”

Güney Methodist Episcopal Kilisesi piskoposu Dr. James Cannon’un İstanbul’dan döner dönmez London Times’a yapmış olduğu açıklamalar, “Piskopos Cannon Sınır Dışı Edilen Hıristiyanları Uyarıyor- Türklerin Kontrol Ettiği Caddelerden Tüm Hıristiyanları Uzaklaştırın” başlığıyla New York Times’da 5 Ekim’de Londra kaynaklı bir haber olarak yayınlanıyordu. “Yakındoğu’daki bu acil durum pek çok şeyi çağrıştırmaktadır. Fakat ben İstanbul’da tanık olduklarımı asla canlandıramam, hayal edemem. İstanbul’da, Yunan Konsolosluğu’nda, Yunan ve Ermeni Patrikleri’nin evindeki, koylardaki korkmuş, evsiz, aç, binlerce insanın gemilere doluşuşunu, Anadolu’dan getirilen yetim çocukları, St. Sophia’dan getirilenleri, tren yolu boyunca Kemal’e teşekkür edip Hıristiyan köpeklerinin katliamına sevinenleri ve sefil mültecilerin yollarda ve istasyonlardaki kampları, hatırlamak istemediğim şeylerdir. Ayrıca bana tanıklar tarafından anlatılan, yangın başlamadan önce Yunan ve Ermenilerin İzmir’de nasıl katledildiğini, Türklerin yangını nasıl çıkarttıklarını, yağma ve cinayetleri ve ona eşlik eden ateşi, insanların ailelerinin, babalarının, kardeşlerinin ve çocuklarının birbirinden ayrılışlarını, paniği, çaresizliği, Türk hükümetinin ukala tavrını, yangında dokunulmayan Türk caddelerini, Hıristiyan dünyasına eğer tüm gayrimüslimler ülkeyi verilen zamanda terk edemezlerse öldürülecekleri açıklamasını da anlatmaya kalkışamam. Fakat bazı sonuçların artık çıkartılması lazım. İlk olarak, Türklerin artık Hıristiyanlar üzerinde hâkimiyet sağlamasına izin verilmemelidir. En iyi çözüm, eğer Türkiye’ye teslim edilecekse Anadolu’dan, hatta gerekirse Doğu Anadolu’dan da Hıristiyanların bir an önce uzaklaştırılmasıdır. İkinci olarak, eğer Büyük Britanya, 1918’deki anlaşmaya göre tarafsız bölge ihlali yapılmasını yasaklamasaydı, aynı yangın ve İzmir’deki katliamların İstanbul’da da tekrarlanacağına olan inancım tamdır. İngiliz ordusunun korkusu, bu ekstra katliamı engellemiştir. Hıristiyan dünyası Büyük Britanya’ya çok şey borçludur, çünkü onun 2 büyük müttefiki Fransa ve İtalya askerlerini çekerken, o burada kalmış ve toprakları tutmuştur. Üçüncü olarak, Fransa’nın ve İtalya’nın Türklere olan materyal tutumu ve yaklaşımı ve Hıristiyanların katline sessiz kalışı zaten kendilerini soğutmuştur. Öyle ki belki de kendileri kendi vatandaşlarına savaşın son zamanlarında işledikleri suçlarından dolayı bir sempati göstermişlerdir. Eğer Fransa Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne katılabilecek koşulda bir uygunluğa sahip olduğunu düşünüyorsa, nasıl Rus veya Alman yönetimlerine bir laf söyleyebilir? Dördüncü olarak Türkler, yaklaşan konferanslarda asla fatih ve galipler olarak muamele görmemelidir. Onlar büyük savaşta mağlup edilmişlerdir ve cezalarını çekmelidirler. Onlar büyük bir zafer kazanmamışlardır. Çünkü Türklerin saldırısında Yunan ordusu zaten dağınık ve moralsiz olduğundan, pek bir canlılık gösterememiştir. Türkleri 6 milyonluk bir nüfusla galip ilan etmek, Batı Hıristiyanlığı’nın demoralizasyonunu itiraf edip, Müslüman dünyasında Türkiye’yi yüksek noktalara çıkartarak onları haklı konuma getirmek demektir.”

Piskopos Cannon’un, bir din adamının savaşı haklı göstermesi, kendi topraklarını işgalcilerden temizlemek için mücadele veren Türkleri düşman olarak nitelendirmesi, 60 bin yetimin sorumluluğunu bir başka devletin topraklarını haksız yere işgal eden devletlere değil de ülkesini ve namusunu korumaya çalışan Türklere yöneltmesi, normal düşünceye sahip herkes tarafından garipsenmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Ama konu Türkler olunca her şeyin normal gösterilmeye çalışıldığını görebiliyoruz. Piskopos’un açıklamalarında “eğer tüm gayrimüslimler ülkeyi verilen zamanda terk edemezlerse öldürülecekleri” iddiası gibi gerçek dışı bilgilerin de yer aldığını görüyoruz. Oysa Los Angeles Times gazetesi 26 Eylül’de verdiği haberde, Kemal Paşa’nın geriye kalan 50 bin veya daha fazla mültecinin taşınması için 30 Eylül’e kadar izin verdiğini ve eğer gemiler bu tarihe kadar gönderilmezse, mültecilerin iç bölgelere götürüleceklerini bildiriyordu. Aynı şekilde Mustafa Kemal’in önceden askerlerine verdiği emirdeki “Hıristiyanlara herhangi bir zarar verilmemesi” talimatı da Piskopos’u yalanlar nitelikte bir belgedir.

TURGAY BÜLENT GÖKTÜRK

The New York Times, 16 Eylül 1922 (15 Eylül Washington kaynaklı haber)
2 The New York Times, 20 Eylül 1922 (19 Eylül İzmir, Associated Press)
3 The New York Times, 24 Eylül 1922 (23 Eylül, İstanbul, Associated Press)
4 “İzmir Rum Metropoliti Hrisostomos, altın sırmalı bir elbiseyle ve arkasında bir grup papazla Albay Zafiru’ya gelip ‘Hoş geldiniz’ der ve diz çökerek Yunan bayrağını hürmetle öpüp tuz döker. Heyecanlı bir şekilde konuşma yapan Hrisostomos, konuşmasında; ‘Yunan milletinin 3000 yıllık bir ayrılıktan sonra buradaki ırkdaşlarını Türklerin zulmünden ve esirlikten kurtardıklarından dolayı Tanrı’ya minnet ve şükran duygularını’ sunar. Hrisostomos, sevinç gözyaşları içinde gelenleri takdis eder.” Doç.Dr. Mustafa TURAN, Yunan Mezalimi (İzmir, Aydın, Manisa, Denizli 1919-1923) AAM Yay., Ankara, 1999, s.74.
5 The New York Times, 1 Ekim 1922 (30 Eylül Paris kaynaklı haber)
6 The New York Times, 2 Ekim 1922 (1 Ekim Paris kaynaklı haber)
7 The New York Times, 5 Ekim 1922 (4 Ekim Londra kaynaklı haber)
Los Angeles Times, 26 Eylül 1922 (25 Eylül İzmir kaynaklı haber)