RUM ORTODOKS KİLİSESİ’NİN KIBRIS’TAKİ KARAR ALMA SÜREÇLERİNDEKİ ETKİSİ (1)

Osmanlı’nın Ada’yı fethini müteakip, Ortodoks Kilisesi’ni yeniden canlandırdığı, birçok idari ve ekonomik ayrıcalıklar tanıdığı dönemden başlayarak, Osmanlı yönetimi, İngiliz yönetimi ve daha sonraki Kıbrıs Cumhuriyeti dönemi ile sonraki süreçte Ortodoks Kilisesi’nin durumunu incelediğimiz zaman, Kıbrıs’ta kilisenin politika üretilmesindeki önemini, başpiskoposlarla piskoposların sosyal ve siyasi düzen içerisindeki konumlarını, Rum halkı ve siyasetçileri üzerindeki otoritesini ve belirleyici etkisini, Ada’daki Türk ve Rum halkları arasındaki çatışmaların, kavgaların başlaması ve devam etmesindeki rolünü, hatta bunun sıradan bir rol değil, genelde başrol, zaman zaman da senarist ve yönetmenlik olduğunu açıklıkla görmekteyiz. Bu incelemeyi yaparken, Megali İdea kapsamında Enosis’in gerçekleştirilmesi ve yaşatılması görevini üstlenen Rum Ortodoks Kilisesi’nin söz konusu amaçlarını ve eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nun kendisine tanıdığı geniş hoşgörüden yararlandığını da gözardı etmemeliyiz. Bu çalışmada da Rum Ortodoks Kilisesi’nin Kıbrıs’taki karar alma süreçlerini nasıl etkilediği ayrıntılarıyla ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

Giriş

İncelememize başlarken, öncelikle Hıristiyanlığın Ada’ya ne şekilde geldiğinin ve geliştiğinin ortaya koyulması gerekmektedir. Bunun için de oldukça gerilere gitmeliyiz. Ada’da Hristiyanlığı yayan kişi kabul edilen Josef (Joses), Yahudi Levi kabilesinin bir üyesi olarak Kıbrıs’ta doğdu. Josef, Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra kendisine öğüt verici, iyiliğe özendiricianlamına gelen Barnabas lakabı verildi. Antakya’da arkadaşı Tarsus’lu Saul’la bir yıl kadar çalıştı. Orada dinlerini bırakıp yenisine girenlere tarihte ilk kez Hıristiyanlar denildi .

Barnabas’la Saul, Kıbrıs’a gelerek Hıristiyanlığı yaymağa başladılar (İ.S.45). Ada’nın Romalı valisi Sergius Paulus da Hıristiyanlığı kabullendi ve Ada’da Kıbrıs Kilisesi kuruldu. Barnabas, bir süre sonra doğum yeri olan Konstantia’ya (Salamis’in o dönemdeki adı) döndü. Yaklaşık on yıl sonra da Yahudiler tarafından öldürülerek cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa saklandı. Barnabas’ın müritlerinden bir kısmı, cesedi Salamis’in batısındaki bir harnup ağacının altındaki yer mağarasına gömüp, göğsüne beraberinde taşıdığı ve kendi el yazması olan İncil’i koydular. Bunlar, 477’de Konstantia Piskoposu tarafından bulundu ve Barnabas, aziz mertebesine yükseltildi .

Kıbrıs, Bizans egemenliği döneminde Fenike, Filistin, Suriye ve Kilikya’ya bağlı il haline getirildi. Ada yöneticileri, Kıbrıs’la birlikte onbeş ilden oluşan Doğu Piskoposluğu’nun merkezi olan Antakya’dan atanmaya başladı. Bu dönemde, Ada’nın piskoposlardan oluşan Ruhani Meclisi tek güç haline geldi. Salamis (Konstantia) kenti’nin piskoposu, Barnabas’ın ardılı olarak diğer piskoposluklar arasında birinci yeri aldı .

431’de Salamis Başpiskoposu’nun ölümü üzerine Antakya patriği John, Doğu Kontu Filavius Dionysius’dan Kıbrıs’a bir konsül gönderilmesini ve boş bulunan başpiskoposluk seçimlerinin Efesos’da toplanacak meclisin alacağı karara kadar durdurulmasını, bunun için gerekirse zor kullanılmasını istedi. Buna rağmen Kıbrıs’taki Ortodokslar, Antakya’nın aksine başpiskopos adayı Reginos’u seçtiler. Reginos, kutsanılmasının ardından beraberindeki bir heyetle Efesos’a giderek, Havariler zamanından beri Kıbrıs’daki başpiskopos seçimlerinin Antakya Patrikliği veya başka makamlar tarafından değil, Ada’daki dinsel meclis tarafından yapıldığını kanıtladılar. Bunun üzerine, Efesos Meclisi ve danışmanlar Kıbrıs Kilisesi’nin egemenliğini ve başpiskoposlarını seçme hakkını tanıdı. Bu karar, Peter’in Antakya patriği olduğu ve İmparator Zeno’nun (474-491) zamanına kadar tartışılmadı. Patrik Peter, Kıbrıs Kilisesi’nin egemenliğine karşı çıktı ve bu kilisenin Antakya’ya bağlı olmasını istedi. Dönemin Kıbrıs Başpiskoposu Anthemios’un buna karşı çıkmasına rağmen, İmparator, Patrik Peter’in görüşlerini kabul etme eğilimindeydi. Bu esnada Salamis yakınlarında Aziz Barnabas’a ait olduğu belirlenen bir mezar ile St. Barnabas’ın kendi el yazısı ile yazılmış bir İncil’in bulunması durumu değiştirdi. Anthemios, kutsal emanetleri alarak İmparator’a gitti ve özel ayrıcalıklar elde etmeyi başardı. Özerklikle birlikte, başpiskoposun özel belgeleri, evrakları kırmızı mürekkeple imzalama, kilise festivallerinde mor pelerin giyme, piskoposluk üyelerinin Saltanat Asası taşıma yetkisini de aldı .

Üç yüz yıl süren Lüzinyan döneminde Kıbrıs’taki Ortodoks Kilisesi çeşitli baskılar altında tutulurken, Latin (Katolik) Kilisesi’nin özgürlüğünü alabildiğince kullandığı, birçok Latin katedrali ve kilisesinin yapıldığı görülmektedir. Dinsel yönden altmış yıl kadar süren iki kilise arasındaki savaşımdan sonra Kıbrıs Ortodoks Kilisesi, Roma Kilisesi’nin bir parçası haline geldi . Bu dönemde Ortodoksluğunun sindirilmesi, Lüzinyan Kralı Amaury’nin (1194-1205) 1197 yılında kendisinin Roma Germen İmparatoru tarafından tanınmasına karşılık Katolikliğin Ada’da yayılabileceğini Papa III. Celestini’ye arzetmesi ve bunun üzerine Lefkoşa’da bir Latin Başpiskoposluğu ve diğer yerleşim yerlerinde de ona bağlı piskoposluklar kurması ile başladı . 1260 yılında Papa, “Bulla Cypria” adlı bir resmi yazı ile Katolik Başpiskoposunu Ada’nın tek dini lideri olarak ilan etti .

Venedik döneminde Ortodokslar baskı altındaydı. Venedikliler, Ortodoks kiliselerine atla girerek halkın yaptığı ayinlerle alay ediyorlar ve halkı zorla Katolikleştirmeye çalışıyorlardı. Sonunda Ortodoks Kilisesi’nin yerini Katolik Kilisesi aldı .

TURGAY BÜLENT GÖKTÜRK

1 Bener Hakkı Hakeri, Başlangıcından 1878’e Dek Kıbrıs Tarihi, Ankara, 1993, s. 82.
2 Hakeri, a.g.e., s. 83.
3A.g.e., s. 89.
4A.g.e., s. 91.
5A.g.e., s. 121.
6Peter Zervakis, “Historische Grundlagen”, Südosteuropa-Handbuch Band VIII: Zyprern, 1998, Göttingen, ss.50-51; Nuri Çevikel, Kıbrıs’ta Osmanlı Mirası (1570-1960), İstanbul, 2006, s.313.
7 C. Spyridakis, Abrief History of Cyprus, 1964, Nicosia, s.47-48;H.D.Purcell, Cyprus,New York, 1969, Frederick A. Prager, Publisher, s.192; Çevikel(2006), a.g.e., s.313.
8 Hakeri, a.g.e., s. 133-134.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir