BALIKÇILIK SAHİBİNİ ARIYOR…ÖMER FARUK KARA KALEMİNDEN

Balıkçılık Küresel Bir Meslek Dalıdır.

Ulu önder Atatürk’ün önemli söylemlerinden biri de “ Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” tanımlamasıdır. Günümüz iktidarı dâhil gelmiş geçmiş iktidarlar insanların var olduğu süreçten günümüze intikal eden balıkçılığı çok ilginçtir; bir meslek olarak görmemişlerdir. Buna karşın son yüzyıl içerisinde kapıcılık diye bir meslek grubu yokken günümüzde “apartman yönetimi” adı altında bir meslek grubu oluşturulmuştur. Bu kişiler genelde kırsal kesimde toprağa bağlı üretici/çiftçi iken, şehirde tüketici olmuşlardır. Günümüzde Cumhuriyet kapıcıların kimsesi olurken, Türkiye‘yi yönetenler çok önemli yaşamsal, projesi sonsuz, protein açısından zengin bir besin kaynağı olan sucul canlıları, doğadan avcılıkla veya kültüre alarak yetiştiricilik yoluyla üreten balıkçıyı, meslek kabul etmeyip, tarım sektörü içinde çiftçi olarak görmüştür.

Şüphesiz bu görüşü benimseyen ve balıkçılığı kendi siyasi emel ve devamlılıklarının hanesinde barındırmak isteyen “Tarım ve Orman Bakanlığı” kendi uzmanlık alanlarında saygın bir meslek grubu olmalarına rağmen, balıkçılığın tarım statüsünde kalmasında ısrarcı olmaları, kamuda ve halk arasında saygınlıklarına gölge düşürdüğü yadsınamaz.

Vurgulanmak istenen husus, partilerin programlarında balıkçılığın bir meslek dalı olarak yasallaşmasıdır.Böylelikle “Cumhuriyetin kimsesizlerin kimsesidir” sözü balıkçılar için de bir geçerlilik kazanacaktır. Balıkçılar, üç bir tarafı dört denizle çevrili ve yeterli iç-su (göl, gölet, nehir ve barajlara) kaynaklarına sahip ülkemizde, projesi sonsuz önemli bir sucul besin kaynağın üretimini/avcılığını gerçekleştiren bireylerdir.

Balıkçılık çok karmaşık bir bilimdir. Bu bilimin ilgi alanları, balığın yaşadığı üç boyutlu ortamda suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri, balığın yaşamı ile doğrudan ilgilidir. Balığın hayat döngüsü ise yumurtlama,  beslenme, büyüme, göç ve ölümdür. Balıkçılığın sürdürülebilir üretimi; deniz ve iç-su kaynaklarının mevsimsel devamlılık gösteren/güdümlü araştırma ve mevcut balık nüfusunun/popülasyonun geçerliliği olan bilimsel yöntemlerle ölçülüp, mevcut av gücünün, ortalama birim av gücüne göre; avlanabilir miktarın ve avlanma süresinin tespiti ile saptanır.

Bir dişi balığa, yaşamında yumurtlayarak en az bir kez kendini yenileme olanağı vermek, balıkçılığın sürdürülebilirliğinin sigortasıdır.Bu nedenle aşırı avlanmadan sakınmak için, “ölçülmeyen canlı kaynak sağlıklı değerlendirilemez” ekonomik savdan yola çıkılarak, her yıl bilimsel çerçevede mevcut balık stokunu ölçmek zorunluluktur. Balıkçılığın sürdürülebilirliği için, ölçümü yapılan stokta elde edilen balık nüfusunun genelde 1/3’ü avlanacak, 2/3’ü denizde kalacak şekilde, mevcut av gücüne göre miktar, av süresi ve buna bağlı olarak av kotası konur. Balıkçılıktan kaynaklanan balık ölümlerinin haricinde bilinmesi gereken diğer bir husus da otçul balıkların yani hamsi, sardalye, çaça gibi balıkların etçil/yırtıcı balıklara yani palamut-torik, lüfer-kofana, uskumru, levrek, orkinos ve köpek balıklarınca tüketilmesidir. Bu oluşum sucul ortamın kendi içindeki canlıların beslenmesindeki iç dinamiklerle bağlantılı olan bir durumdur. Sucul ortamda olan bu tüketim dinamiği bilimsel anlamda kontrol edilemez,fakat tüketimin olası boyutları tahmin edilebilir.Balıkçılığın sürdürülebilirliğini aşırı avlanma veya balık kaynaklarını bilime (araştırmaya ) dayalı olmayan, ölçmeden olsa olsa metoduyla yapılan avlanma çökertir.Balık stoklarının tüketiminde paydaş olan insanın yani balıkçının stoklara verdiği tahribat, bilime dayalı balıkçılık araştırma çalışmalarıyla saptanabilir. Bu da balıkçılık biliminin balıkçılık eğitiminin güçlenmesiyle başarılır. Denizlere ve iç-sulara sahip demokratik ülkelerde; Balıkçılık Fakülteleri, Balıkçılık Araştırma Enstitüleri hatta Balıkçılık Bakanlıkları bunun için vardır.

Bilime Dayalı Balıkçılık Yönetiminde Olan Disiplinler:

Biyolojik açıdan avlanabilir balığın stokunun hesaplanmasında, hedef tür balıkların yumurta gelişim safhalarını bilen, takip eden ve gelişim seti preparatlarını gelecek nesiller için hazırlayacak uzman “Balık Bilimcilerine (İhtiyologlara)”, otolit ve pullardan balığın yaşını okuyan ehil “Balıkçılık Biyologlarına”, tüm balıkların yumurtadan çıktıktan sonra birincil yemini teşkil eden fito ve zooplanton sıklığını takip ve ölçen Planktonologlara, çalıştığı bölgenin ve Türkiye denizleri hedef tür balıkların Türkçe, İngilizce ve bilimsel Latince ismini yanlışsız bilen ve tayinini yapabilen “Taksonomisklere”, kendini iyi yetirtirmiş “Deniz Bilimcilerine (Oseanologlara)”, araştırma sörvey haritası hazırlayan ve çok iyi harita yorumu, rota ve konum belirlemesi yapan “Bilimcilere, akustik balık bulucular üzerinde eğitim almış, balık sürüsü takip ve izleme yöntemlerini bilen, balık eko boyutlarını monitörde ölçen ve yorum yapan “Balık Stok Hesaplayıcılara”, dip balıklarının yoğunluk ölçümlerinde alan tarama yöntemi üzerine kendini geliştirmiş ve elde ettiği sucul örneklerin mil karedeki yoğunluğunu ölçen ve değerlendiren  “Balıkçılık Biyologlarına”, seçicilik özelliklerine sahip sularımız için uygun kesimli orta su ve dip trol ağı modelleri dizayn eden “Ağ Teknologlarına”, en az hata ile balık ölçümleri çalışmalarında uygulanan biyo-istatistik analiz yöntemlerine egemen “İstatistik ve Balıkçılık Popülasyon Dinamiği ”ne hakim bilimcilere gereksinim vardır.

Neden Su Ürünleri Fakülteleri Açıyoruz?

Bu gün balıkçılığımızı yöneten bakanlık “Tarım ve Orman Bakanlığıdır”. Tarım ve Orman Bakanlığı “Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü” yönetim planlamasını oluşturan personel yapısı incelendiğinde, yukarıda sözü edilen, balıkçılık biliminin olmazsa olmazı olan disiplinlerde yetkili ehil bilim insanı kadrolarının, balıkçılık eğitimi konusunda, teorik ve uygulamalı uzman kimseler yerine, eğitimlerinin ziraat mühendisliği ve bu mühendisliği oluşturan disiplinlerinden olduğu görülecektir. Hal böyle olunca, ülkemizde neden onlarca su ürünleri fakülteleri açıyor ve bu fakültelerden mezun olanları, konularıyla ilgili kurumlarda istihdam etmiyoruz sorusu akla geliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, tarım hizmetleri konusunda birçok genel müdürlüklerle temsil edilir. Bunlardan biri olan “Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü” tabir yerinde ise zurnanın son deliğidir.Yukarda önemine vurgu yapılan Türkiye balıkçılığı araştırma ve yönetim açılarından konunun ehil uzmanlarını barındıran kurumsal bir yapıya veya yeniden bir yapılanmayla balıkçılık, sahiplerine teslim edilmelidir.Bu keyfiyet, ülke ekonomisine ve çilekeş balıkçının devletçe sahiplenilmesinde tartışmasız önemli bir adım olacaktır.

Neden Özgür, Bağımsız Bir Balıkçılık Yönetimine Gereksinim Vardır?

Devletçe sahiplenme ancak, sektörü yönetecek, konusunda uzman ehil kadroların özgün, bağımsız olarak sorumluluğunu üstlendiği konuda hesap verebilmesi yeni bir kurumsal teşkilatlanma ile mümkün olabilir. Devlet yapılanmasında bu kurumlar, Bakanlık veya Başbakanlığa bağlı teşkilatlanma şeklindedir.

Şüphesiz bir kurumun Bakanlık olabilmesi, stratejik, ekonomik vb. spesifik özellikler taşıması gerekir. Ülkemiz balıkçılığını ele aldığımızda geçmişten günümüze kadar olan süreçte,  sahip olduğumuz dört deniz ve iç-su doğal kaynaklarımızdan, ürettiğimiz balıklarda, geçmişi aratan bir azalma olmuştur. Bu gün için, yıllık ortalama 400 bin ton balık/ yıl ve yine gerek deniz gerekse iç-su kaynaklarımızda yetiştiricilik yoluyla 240-250 bin ton balık/yıl üretim gerçekleştirilmektedir. Kültür balıkçılığı üretim açısından her yıl sağlıklı bir trendde artarken, doğadan avcılık yoluyla yapılan üretim her yıl, bir önceki yılı aratacak şekilde azalmaktadır. Bu üretimleri (kültür ve doğadan avlanma) gerçekleştiren kayıtlı balıkçı adedi 70.000 den fazladır. Üretimi gerçekleştiren balıkçı başına ortalama verim (700.000/70.000)=10 ton balık/yıl hiç de küçümsenmeyecek boyuttadır. Bununla beraber, son 20 yılda, doğal kaynaklardan elde edilen 500-600 bin ton balık/yıl üretim bilimdışı aşırı avlanma ve yönetim zafiyeti sonucu, 250-300 bin ton balık/yıl gerilemiştir (Kaynak: TUİK (2000-2020) Deniz balıkları ve diğerlerinin av verileri ton balık/yıl),

Balık haber (www.balikhaber.com) sitesi kaynağına göre; 2020 yılında 198 bin ton balık ihracat satışından 1.05 milyar $ ve 2021 yılında ise 240 bin ton balık satışından 1.4 milyar $ ihracat geliri elde edilmiştir. İhraç edilen kültür balıkları satışından 467 milyon $ levrek, 375 milyon $ çipura, 143 milyon $ alabalıktan elde edilmiş olup, toplam 985 milyon $’dır. Toplam 1.4 milyar $ su ürünleri ihracatının (1.4 milyar – 985 milyon $) = 415 milyon $, diğer su ürünlerinin ihracatındandır. Ortalama kg. satış fiyatı ise 5.84 $ dır. Bu örneklerden anlaşılacağı üzere, balıkçılık ülke ekonomisine döviz girdisi olarak, 1.4 milyar $, iç tüketimde ise, halkın büyük bir ekseriyetinin sağlıklı beslenmesine önemli bir katkı sağlıyor. İç tüketimde yılda ortalama kültür ve doğadan avlanan balık olmak üzere tüketilen yaklaşık 300 -350 bin ton balığın milli ekonomiye katkısı; ortalama kg. balık 25 TL’den hesaplandığında = 7.5 – 8.75 milyar TL arasında olduğudur. Bu da ülke ekonomisi için göz ardı edilemeyecek bir değerdir.

Balıkçılık sektörü milli ekonomiye döviz girdisi dâhil, sağladığı parasal büyüklüğünün yanında; balık işleme ve muhafaza, balık unu fabrikaları, balık ağ dokuma fabrikaları, balıkçı tekne yapım tersaneleri, çelik ve naylon halat sanayi, motor ve seyir araçları, vb. balıkçılığa destek sağlayan ve geniş boyutlu istihdam yaratan iş kollarının da lokomotifidir.

Türkiye’de çeşitli iş kollarının da lokomotifi durumunda olan balıkçılık sektör çalışanlarının meslek olarak kabul görmeyişi yanında, sektörün balıkçılıkla uzak ve yakın ilişkili olmayan bir bakanlığa bağlanmış olması düşündürücüdür.

Ülke denizlerimiz balıkçılık açısından farklı özellikler içeren Akdeniz çanağı içinde yer alır. Akdeniz’in ekonomik önemi haiz balıklarının çoğunluğu gerek çeşitlilik, gerekse tür bazında Türkiye denizlerinde yoğun stok oluşturmaları nedeniyle, verimlilik açısından denizlerimiz ayrıcalıklı bir konumdadır. Karadeniz’inde dâhil olduğu Akdeniz’in yılda ortalama ürettiği 1.1-1.2 milyon ton balığın, %25 ini Türkiye, Akdeniz’e sahildar 23 ülke içinde tek başına üretmektedir (Kaynak: The State of Mediterranean and Black Sea Fisheries FAO. 2018).

İç tüketimde pazarlanan balığın, ortalama kg. fiyatı genelde kırmızı etten daha düşüktür. Bu da, halkın sağlıklı beslenmesinde balığın öneminin kırmızı etten daha stratejik olduğunu kanıtlar. Bu durum düşüncel ve etik acıdan, doğal balıkçılık kaynaklarımızın araştırmaya ve bilime dayalı yönetimini, balıkçılık kaynaklarının konusunda ehil asli sahiplerine verilmesini zorunlu kılmaktadır.

Aşırı Endüstriyel Balıkçılık Av Gücü:

On yılardır, balıkçılığı yönetenler tarafından denizlerimiz ekonomik önemi haiz balık stoklarının sürdürülebilir avcılık boyutlarının büyüklüğü ölçülüp biçilmeden avlandı. Sucul ortam ve denizler dipsiz kuyu şeklinde farz edildi. Doğadan daha fazla üretim için, mevcut endüstriyel (trol- gırgır) ve geleneksel küçük balık av gücü, düşük faizli kredilerle teşvik edildi. Bu teşviklerle, endüstriyel balıkçı teknelerinde artan motor beygir gücü, tekne boyu ve büyüyen gırgır ağ boyutları, on yıllardır değişmeyen ve tartışılmayan balık av sezonu takvimi, mevcut av gücünün denizdeki tüm balığı bir av sezonun da avlayabilecek boyuta taşıdı.Bu bilimdışı avcılığın sonuçları, ekonomik önemi olan balıkların avında, balığın satış boyunun altında, eşeysel olgunluğa erişip, balığın en az bir kez yumurta dökmesine müsaade edilmeden avlanmasıyla balık stoklarının çöküşünü gündeme taşıdı.

Av Baskısı:

Avlanan balığın satış değerleri adet ve ağırlık olmak üzere iki boyutla ölçülür. Her balığın yumurtadan çıktıktan sonra eşeysel olgunluğa erişinceye kadar hızlı bir büyümesi ve ağırlık kazanması vardır. Örneğin hiçbir hamsi, istavrit, lüfer, palamut kadar bir boya ve ağırlığa erişemeyeceği gibi, istavritte hamsinin ulaşabildiği maksimum boyda kalamaz. Balığın tüketiminde ortalama satış boy ve ağırlığının önemi büyüktür.Tüketici daima, balığın ortalama satış boyunu tercih eder. Genelde balık için ortalama satış boyu, balığın en az bir kez yumurtlayarak neslini devam ettirdiğinin kanıtıdır.

Bu gün, gerek balıkhanelerde gerekse balık satış reyonlarında neslini devam ettirmemiş boyda balıklar satılmaktadır. Bunun dışında, bu tür avlanmış balıkların talep gördüğü en önemli pazar balık unu fabrikalarıdır. Ülkemizde halkın yoğun bir şekilde talep ettiği hamsi, sardalye ve kıraça istavrit gibi, büyüme hızı yavaş balıkların satış boyuna gelmeden avlanıp balık unu fabrikalarına satılması, bu tür balıkların satış boyunun altında aşırı vahşi avcılığını teşvik etmiştir.

Oysa balık unu fabrikalarının kuruluş felsefesi, ekonomik değeri olmayan, sucul canlıları un haline getirerek, kültür balıklarının ve kanatlıların beslenmesinde kullanmaktır. Bu gün mevcut balık unu fabrikalarımızda, Karadeniz’de bazı yıllarda avı 40-70 bin ton arasında değişen çaça balığı avı önemli bir ham maddedir. Ayrıca, balık işleme tesislerinde işlenmiş balıktan elde edilen iç organlar ve balık karkası bu fabrikaların ham maddesi olarak kullanılabilir.

Ülkenin kültür balıkçısı ve kanatlı hayvan yetiştiricinin yem sanayi için gereksinim duyduğu balık unu, ithalat yoluyla teşvik edilir karşılanırsa, gırgır balıkçısının yoğun avlayıp, balık unu fabrikalarına pazarladığı, satış boyu ve altındaki sardalye, hamsi, kıraça istavrit gibi balıkların talebini azaltacaktır. Bu öngörü gırgır balıkçısının söz konusu balıkları satış boyun altında avlamasını cazip hale getirmediği, aşırı avcılığı önlediği için, gelecek senenin anaçlarını oluşturacak ve avcılığın sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.

Hatalı Balıkçılık Av Takvimi:

Balıkçılığımızdaki çöküşün engellenmesi gırgır balıkçılığı için yapılan kuramsal kota modellemesinde,  av sezonu açılışının 1 Kasım tarihi olarak düzenlenmesi ile olasıdır.(Bkz. Tablo1).  Gırgır tekneleri için farklı deniz ve bölgelerimizde her gırgır takımı için verilen kota miktarı (avlanan balığın ortalama tür kotasına bakmaksızın) gerçekleştikten sonra, gırgır teknesi avdan çekilmelidir. Av kotasını dolduramayan tekneler ancak av bitiş tarihi olan 28 Şubat’a kadar avlanabilir. Bu tür kotalı avlanma yönteminde, orta vadede (3 yıl gibi) balık stokunda bir yenilenme olacaktır. Tablo 1’de, farklı türler için önerilen ortalama satış fiyatları, bu günkü güncel fiyatlar olup, tüketicinin alım gücünü sarsmayacaktır. Ayrıca söz konusu av kotasını tutturan tekne için, hesaplanan ücret, av giderlerini karşıladıktan sonra, kalan miktar üreticiyi mağdur etmeyecek boyuttadır. Konu ile ilgili tasarımı şu şekilde toparlamak olasıdır.

  1. Av sezonu başlangıç tarihi, denizlerimiz için 1 Eylül yerine, hamsinin av sezonu olan kasım ayına çekilmelidir. Av süreci 4 ay ile (120 gün) sınırlandırılıp, şubat ayı sonunda av sezonu kapanmalıdır. Böylelikle mevcut stokun yenilenmesinde ve av baskısının azalmasında göz ardı edilemeyecek boyutta yarar sağlanacaktır.Gırgır balıkçılığı için önerilen bu uygulamada, mayıs-temmuz aylarında yumurtadan çıkmış yavru (juvenil) balıklar kasım ayına kadar olan süreçte, örneğin; lüfer yavruları sarıkanat boyuna ve palamut vonozu ise 350-400 gr ağırlığa erişmiş olacaklardır.Özellikle Kasım 15’den sonra başlayan hamsi avı, gırgır balıkçısının önemli bir kısmının hamsi avına yönelmesini sağlayacaktır. Lüfer ve palamut balıklarının daha az sayıdaki gırgırlar tarafından tercih edilmesi, palamut ve lüfer stoklarında aşırı avlanmayı önleyeceği için, gelecek senenin stokunu yenileyecek yeterli miktarda lüfer ve palamut balıkları yumurtlama şansı bulacak ve söz konusu anaç balıklar gelecek senenin kofanası ve toriği olarak av verecektir.
  2. Av istatistik kayıtlarından geçmiş senelerde ekonomik öneme sahip pelajik balıkların maksimum av verdiği yıllarda hamsinin 350.000 ton/yıl, palamut 70.000 ton/yıl, lüferin 25.000 ton/yıl, istavritin 32.000 ton/yıl, sardalyenin 34.000 ton/yıl, çaça balığının 87.000 ton/yıl av verdiğigörülmektedir (Kaynak; TOB (2019). Tarım ve Orman Bakanlığı Su Ürünleri istatistikleri. Mart 2019. Ankara).
  3. Geçmişte Karadeniz ve Marmara denizlerinde hamsi ve istavrit balıkları üzerine olan akustik aletlerle stok hesaplamalarında hamsi için
  4. bulunan stok değeri yaklaşık bir milyon ton, istavrit için bulunan değer yaklaşık 500 bin ton/yıldır (Kaynak;KARA, Ö, F. (1980).Karadeniz’in Balıkçılık Potansiyeli ve Bölgedeki Balık Avlama Olanakları”. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş. Sektör Programları ve Proje Müdürlüğü. Yayın No: 32. 56 s. İstanbul)
  5. Karadeniz’de balık verimi km2/500kg ve avcılığın da ise km2/200 kg’dır (Kaynak; ZENKEVICH, L. (1963). (S. Botchharskaya Transl.) Biology of the seas of the U.S.S.R. London. George Allen and Unwin Ltd. P. 464). Araştırmacılar Karadeniz’in besleyebileceği balık miktarının 1 milyon ton olabileceğini öngörmektedirler.
  6. Karadeniz ve Marmara denizlerinin balık stokları açısından eski verimli günlerine dönebilmesi ve denizde mevcut anaç balıkların nesillerini devam ettirebilmesi ancak, balık av sezonu açılışının 1 Eylül yerine 1 Kasım tarihine çekilmesiyle başarılabilir.Bu bağlamda, gırgır av teknelerini parasal açıdan darboğaza sokmayacak, 3 yıl için geçerli bir av kotasının saptanması sürdürülebilir balıkçılığın sigortası olarak öngörülebilir.
  7. Av sezonunda kotası dolan balıkçının avdan çekilmesiyle, stokta kalan yeterli miktardaki balığın her sene yumurtlayarak stokun en az üç sene içinde maksimum boyuta erişmesi sağlanabilir. Bilimsel veriler ışığı altında stokun maksimum boyuta eriştiği belirlendiğinde, optimum avlanabilir balık stoku için, mevcut gırgır teknelerini adet, birim av gücü, av süresi veya günlük operasyon adedi kavramlarını içeren planlamanın yapılması esastır. Böylelikle yapılacak av sezonu güncelleme çalışmaları sonucunda balıkçılığın geleceği için sağlıklı bir yol haritası hayata geçirilebilir.
  8. Tablo 1’de ekonomik öneme sahip pelajik balık türleri ile her gırgır teknesi için önerilen balık av kota miktarı,balık türlerinin tahmin olunan balıkhane kg taban satış fiyatıve yine her tekne için ortalama tahmin olunan gayri safi gelirkuramsal olarak ortaya konulmuştur.

Tablo: 1.Türkiye’de balık av sezonunun başlangıç tarihi 1 Kasım 2022 olmak koşuluyla, her bir gırgır takımı için, türler bazında önerilen ton balık/yıl av kotası (Kara, Ö, F. 2020).

Kotayla Sınırlandırılan Endüstriyel Balıkçılığın Gelecek İçin Kazanımları

Farklı denizlerde farklı pelajik türler için önerilen av kota miktarları ve kısıtlanan av sezonu süresi, yine kotasını dolduran gırgır teknesinin avdan çekilme zorunluluğu, şüphesiz gırgır balıkçısının avlanma özgürlüğünün sınırlandırılmasıyla eş anlamlıdır.

Bu uygulamanın 2022-2023 av sezonu için gündeme taşınması, özellikle on yıllardır değiştirilmeyen 1 Eylül av sezonu başlangıç tarihi yerine 1 Kasım tarihinin önerilmesi, gırgır balıkçı kanaat önderleri ve kabzımallar arasında  “Eski köye yeni âdet mi getiriliyor?” deyimiyle olumsuz tepkime verecekleri kuşkusuzdur.

Çöken balıkçılığın sorununa çözüm olabilecek bu öneri gündeme alınıp tartışılmaz ıskalanır, sistemin eskisi gibi devamı istenirse; yüksek av gücüne sahip aktif 700 den fazla gırgır takımları günümüzde ve gelecekte denizlerimizde yeterli balık bulamayacağı veya avladığı balığın yapılan av masraflarını karşılamaktan uzak olacağı bir gerçeği ile bir kez daha yüzleşeceklerdir. 

Bu önerinin somut bulguları, denizlerimizde mevcut ekonomik önemi olan çoğu pelajik ve demersal anaç balıkların yumurtlama dönemi olan yaz aylarında, yumurtadan çıkan yavru bireylerin 15 Nisan’dan 30 Ekim’e kadar olan 6-7 aylık süreçte boylarında ve ağırlıklarında kayda değer artışlar olacaktır.Özellikle lüfer (defneyaprağı ve çinakop boyutlarından) sarıkanat boyuna; palamut balığı (vonoz boyutundan) 350-400 gr ağırlığa, uskumru-kolyoz (vonozları) vb. balıklar boy ve ağırlık kazanarak, gelecek senenin avını oluşturacak boyuta gelebileceklerdir.

Gırgır av operasyonları 120 günlük bir süreci ve yine av kotasını tamamlayan takımlar avdan çekileceği için, stoklar üzerine olan av baskısı azalacaktır. Bu durum denizel ortamda stoku devam ettirecek miktarda avlanmamış balıkların gelecek seneye kalmasını sağlayacaktır.Gelecek senin stokunu oluşturacak bireyler, örneğin hamsi, lüfer (sarıkanat), palamut, sardalye, istavrit vb. bir (1) veya bir artı (1+) yaşını dolduran dişiler eşeysel olgunluğa erişip, yumurtlayarak stokun yenilenmesine katkıda bulunacaktır. Gırgır balıkçımızın ikinci senenin av sezonunda, avlayacağı balıkların önemli bir kısmını kofana, torik, orta boy istavrit ve 54-60 adedi 1 kg gelen hamsi oluşturacaktır. Ortalama boy ve ağırlık açılarından kalibrasyonu yüksek balık türlerinin pazarlama sorunu olmayacağı gibi satış fiyat getirisi de yüksek olacaktır. Bu da, balıkçının refahına artı katkı sağlayacaktır.

Son söz: Balıkçı olarak, yaşını doldurmamış balığı yaşat ki; yaşayasın.

Em. Öğr. Gör. Ömer Faruk KARA

    Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi

Kaynak: DENIZKARTALI Haber Portalı – https://denizkartali.com/balikcilik-sahibini-ariyor-omer-faruk-kara-kaleminden.html

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir