ATATÜRK VE TÜRK KADIN HAKLARI

Türk Kadınına “Seçme ve Seçilme Hakkı” 5 Aralık 1934 yılında Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliğiyle Cumhuriyeti kuran Atatürk tarafından verilmiştir. Birçok Batılı ülkede henüz bu haklar kadınlara verilmemiş iken.. Türk Kadınına Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi her zaman ve her alanda güvenen Atatürk, onlar için şöyle söylemiştir:

“Siyasal ve sosyal hakların kadın tarafından kullanılmasının, insanlığın mutluluğu ve saygınlığı açısından gerekli olduğuna inanıyorum.”[1]

“Türk kadınlığının, yeni girdiği siyasal alanda da değerli işler başarmasını dilerim.”[2]

1.Hayatımızdan Kadını Çıkarırsak Yaşam Çöker

19. yüzyıl başlarında Batı Avrupalı kadınların vatandaş olmak için, erkeğe eşit sosyal ve siyasal haklarını elde etmek amacıyla başlattıkları mücadeleler, 20. yüzyıl başlarında pek çok dünya ülkesinde kadınların bu haklarını elde etmeleriyle amacına ulaşmıştır. Ancak,

* Kadınların yasalarla güvence altına alınan bu haklarını,

* Erkeklerle eşit oranda yaşama geçirebildiklerini söylemek mümkün değildir.

Özellikle, yüzyıllarca erkeklerin tekeli altında bulundurulan siyasette, bugün hâlâ çok az sayıda kadın temsilci yer almakta, siyaset belirgin bir şekilde erkeklerin egemenliğinde sürdürülmektedir. Bunda,

– Toplumlarda varlığını sür¬düre gelen ataerkil değerlerin etkisi olduğu gibi,
– Normları erkekler tarafından belirlenen ve çoğu zaman kadınlar aleyhine işleyen bazı siyasal faktörlerin de etkili olduğu söylenebilir.

2.Kadınların Siyasal Karar Organlarında Daha Fazla Yer Alması

* Pek çok kadın sorunlarının çözümlenmesi açısından önemli olduğu kadar,

* Er¬kekler lehine işleyen toplumsal normların,

* Kadınlar lehine çevrilmesinde etkili olabilecektir.[3]

Bu nedenle parlamentolarda yer alan kadın temsilcilerin sayıları ve parlamento içi etkinlikleri önem kazanmaktadır.

19. yüzyılda Batı Avrupalı kadınların başlattıkları kadın hakları mücadelesi birçok ülkede olduğu gibi, Türk kadınları için de esin kaynağı olmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devletinin ayakta kalma mücadelesi sonucu bazı aydın ve bürokratların öncülüğünde başlatılan Batılılaşma hareketleri ile birlikte, ilk kez

* Türk kadınının toplumdaki yeri ile ilgili yazılar yayınlanmaya,

* Kadının toplumdan dışlanmışlığını eleştiren eserler kaleme alınmaya başlanmıştır.

Osmanlı Devletinin 19. yüzyılda Batıya açılımıyla ortaya çıkan kadın hak¬ları mücadelesinde gerek basın ve gerekse üst düzey kadınlarınca kurulan dernekler aracılığıyla kadınların toplumsal hayata katılımını sağlamak, eğitim ve çalışma olanaklarından yararlanmalarını sağlamak amacıyla çeşitli çalışmalar yapılmış ve bu doğrultuda bir takım haklar elde edilmiştir.

Ancak, Türk kadınının erkeğe eşit sosyal ve siyasal haklarını elde etmesi, 20. yüzyılın başlarında, Atatürk’ün ilke ve sürekli devrimleri ile gerçekleşebilmiştir.

3.Türk Kadını, Seçme ve Seçilme Haklarını Atatürk İle Elde Etmiştir

Kurtuluş Savaşı sonrası laik, demokratik ve çağdaş yeni bir Türk devleti kurmayı amaçlayan Atatürk, batı¬lılaşma hareketleri çerçevesinde gerçekleştirdiği devrimler ile kadın ve erkeğin eşit bireylerden oluştuğu yeni bir toplum oluşturmaya çalışmıştır. Bu amaçla,

– 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Kanunu ile her iki cinse eşit eğitim olanaklarından yararlanma fırsatı sağlandığı gibi,
– 1926 tarihli Medeni Kanun ile sosyal ve huku¬ki alanlarda kadın-erkek eşitliği getirilmiş ve
– 1930 ile 1934 tarihlerinde yapılan düzenlemelerle seçme ve seçilme hakkı kadınlara da tanınmıştır.[4]

Türk Kadınına Seçme Ve Seçilme Hakkı Tanınması Konusunda ATATÜRK Diyor Ki:

“Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasal yaşamda bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında, kafes arkasındaki Türk kadınını, artık tarihlerde aramak gerekecektir. Türk kadını, evdeki uygar yerini yetkiyle almış, iş yaşamının her aşamasında başarılar göstermiştir. Siyasal yaşamda belediye seçimlerinde deneyimini yapan Türk kadını, bu kere de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar memleketlerin birçoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve başarıyla kullanacaktır.”[5]

“Kadının siyasal yetersizliğine mantıklı hiçbir neden yoktur. Bu konudaki tereddüt ve olumsuz düşünüş biçimi geçmişin toplumsal bir niteliğinin can çekişen bir hatırasıdır.”[6]

4. Atatürk İlke Ve Devrimlerinde Türk Kadını

Türk halkını çağdaş bir toplum haline getirmeyi amaçlayan Atatürk, sürekli devrimlerinde milliyetçiliği, millet egemenliğini, batıcılığı /çağdaşlığı ve laikliği benimsemiş, Türk toplumunu bu esaslar doğrultusunda değiştirmeye çalışmıştır.[7]

Yeni bir toplumun yapılandırılmasında kadınların önemli bir yer oluşturacağının bilincinde olan Atatürk, daha 1916 yılında, hatıra defterine yazdığı notlarında, kadınlara sosyal haklar tanınması ve çalışma yaşamında kadınlara da yer verilmesi gibi konuları ele aldığı görülür.[8] Kadınların katkı ve katılımları olmadan ne toplumsal dönüşümün ne de geleceğin sağlıklı demokrasisinin kurulamayacağının farkında olan Atatürk, devrimlerinde kadın haklarına büyük önem vermiş; Türk toplumunun, kadın erkek ayrımı gözetilmeksizin, eşit bireylerden oluşmasını istemiştir.[9]

3 Mart 1924’te TBMM’nce,

* Halifeliğin kaldırılması,

* Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasını öngören 431 ve 429 sayılı kanunların kabulü ile dev¬let yönetiminde şeriat yasasının kaldırılması sonuçlandırıldığı gibi,

* Laik devlete karşı tutucu çevrelerin en önemli etkinlik alanları da ortadan kaldırılmış;

* Ayrıca, aynı gün kabul edilen 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türk eğitim sis¬temi birleştirilerek, her iki cinsin eşit öğrenim olanaklarından yararlanma fırsatı sağlanmıştır.[10]

5.Türk Kadınının Parlamentoda Etkinlikleri Ve Temsil Oranları

Cumhuriyet Halk Partisinin tek parti olarak bulunduğu bir ortamda seç¬me ve seçilme haklarını elde eden Türk kadınlarının ilk kez seçime katıldıkları 1935’ten 1991 yılına dek uzanan Türk siyasi hayatı boyunca Mecliste % 4,55 ile % 0,61 arasında değişen oranlarda temsil edildikleri görülmektedir.

* Tek parti döneminde % 4,55 ile % 3,67 arasında değişen oranlarda Mecliste yer alan kadın milletvekili sayısı,

* 1946’da çok partili demokratik sisteme geçilmesiyle bir¬likte belirgin bir şekilde azalmaya başlamıştır.

* 1946’da % 1,97’ye,

* 1950’de ise % 0,61’e gerileyen Meclisteki kadın milletvekili sayısındaki bu düşüşte, çok partili sisteme geçişle birlikte politikada erkeklerle birlikte rekabet ortamına terk edilen kadınların seçilme şansının azalmış olmasının etkili olduğu söylenebilir.

1935-1991 yılları arası Meclise giren kadın milletvekillerinin sosyokültü¬rel özellikleri incelendiğinde; eğitim düzeylerinin

* Hem toplum genelindeki ka¬dınların,

* Hem de Meclisteki erkek milletvekillerinin eğitim düzeylerinden daha yüksek olduğu ve

* En az bir veya birkaç yabancı dil bildikleri görülmektedir.

Genellikle mesleklerinde üst düzey konumlara sahip olan kadın milletvekilleri

– Gerek eğitim açısından ve
– Gerekse sosyal konumları açısından çoğu erkek mil¬letvekillerinden daha üst bir düzeye sahiptirler.[11]

Bu durum, politikada kadınlara oranla daha çok tecrübe sahibi olan erkekler karşısında gerek eğitim açısından ve gerekse sosyal statü açısından onlardan daha üstün bir düzeye sahip kadınların seçilme şansı olduğunu göstermektedir. Bu ise, çok az sayıdaki kadının Meclise girmesine olanak tanıyan bir ayrıcalık olmaktadır.

Erkeklerin egemenliğindeki politikada, kadınların seçilmesi oldukça zor ol¬duğu gibi, üst karar organlarında yer almaları daha da güçleşmektedir. 1935 den 1991e dek uzanan Türk siyasi hayatı boyunca, kurulan hükümetlerde sadece beş kadın bakanın yer almış olması bunun bir göstergesidir.

Kadın milletvekillerinin Meclis içi etkinlikleri incelendiğinde, genellikle eğitim, sağlık ve sosyal işler ile ilgili komisyonlarda görev aldıkları, bunun yanı sıra milli savunma, adliye ve anayasa gibi komisyonlarda hemen hemen hiç görev almadıkları görülmektedir.

Tek parti döneminden itibaren Mecliste yer almaya başlayan kadın millet¬vekilleri, ekonomiden dış politikaya, eğitimden sağlık hizmetlerine kadar pek çok konuda konuşma yapmışlardır. Tek parti döneminde genellikle, eğitim, sağ¬lık, çocuk, aile ve kadınlarla ilgili konuşmalar yapan kadın milletvekilleri çeşit¬li şekillerde kadın sorunlarını dile getirip çözüm yolları önermişlerdir.

Ancak, çok partili hayata geçişle birlikte Meclisteki kadın milletvekillerinin, sadece, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” veya “Türk kadınının siyasal haklarını elde etme¬sinin yıl dönümü” gibi belirli gün ve haftalarda kadın haklarına hitaben konuş¬ma yaptıkları görülmektedir. Bu dönemde kendilerini kadınların yerine milletin temsilcisi olarak gören kadın milletvekillerinin üzerinde en az durdukları konu kadın hakları meselesidir.

6.Türk Kadını Her Alanda Olduğu Gibi Siyasette ve Parlamentoda Çok Daha Etkin Olursa Milletçe Kalkınma Gerçekleşebilir

Günümüzde kadınların siyasal karar organlarında hak ettikleri yeri alabil¬mesi, pek çok kadın sorunlarının çözümlenebilmesi açısından, Meclisteki kadın milletvekili sayısının arttırılması gerekmektedir. Aynı zamanda Meclisteki ka¬dın milletvekillerinin kadın sorunlarına bakışı ve bu doğrultudaki etkinlikleri de önem kazanmaktadır.

Yine günümüzde kadınların kalkınma hamlesinin karar organlarında hak ettikleri yeri alabil¬mesi çok önemlidir. Çünkü temelini /özünü Türk kadınının oluşturduğu aileye güvenlik duygusunu verecek olan ilk pota, kültürel yapımızdır. Sonra toplum, ondan sonra da devletin yardımı gelir. Buna karşılık, bizde, büyük bir sıkıntı görülmekte, ekonomik güçlükler belirmektedir. Nüfus diyagramımıza baktığımızda demografik ya¬pımız, Batı’dan çok farklı bir karakter göstermektedir. Oysa bu du¬rum üzerinde düşünürlerimiz hiç durmamaktadırlar.

Türk nüfus ya¬pısı tabanı çok geniş bir üçgen şeklindedir. Bu üçgeni tepesinden tabana doğru dik bir çizgi ile ayıracak olursak üçgenin yarısını kadınlar ve diğer yarısını da erkekler oluşturmaktadır. Taban sıfır yaş olmak üzere, üçgeni

– 0-21 yaş ve
– 21-65 yaş olarak tabana paralel üç di¬lime ayırırsak, üçgende;

* 0-21 yaş tahsil yaşı, tüketici yaştır.

* 21-65 yaş üretici yaşıdır.

* 65 yaşın üstü, yani üçgenin üst dilimi yine, yaşlanmış olarak düşünürsek tüketici grup olacaktır.

Ortadaki üretici dilimin yarısı kadın ve yarısı da erkek olduğuna göre, Türkiye’de daha çok erkekler üretime katıldıklarına göre;

-Nüfusun ancak1/5’i üretmekle ve
– Diğer beş dilim ise tüketmektedir.

Sıkıntılar buradan kaynaklanmaktadır.

Hâlbuki Avrupa’da nüfus diyagramı tabanları birleşmiş iki üçgen eşkenar dörtgen şekli göstermekte ve tüketenler altta ve tepede azınlıkta olmaktadır. Orta tabaka geniş üreten kısmı oluşturmaktadır.[12]

Ülkemizde üreten kesimi mutlaka iki katına çıkarmak durumundayız.

7.Atatürk’ün Kadın Haklarına Yönelik Düşünceleri

“Kadın insandır ve aklı başındadır.”

* Kadının siyasal yetersizliğine mantıklı bir neden yoktur.

* Erkeklere ilk öğüdü, ilk eğitimi veren ve onun üzerinde ilk analık güç ve etkisi kuran kadındır.

* Kadının genel ve siyasi görevleri yerine getirmeye yeteneği olmadığını ispata imkân yoktur.

* Bugün çeşitli ülkelerde çok sayıda kadın milletvekili, bakan, elçi olmak hakkına sahip bulunmaktadır.

* Kadınlar ancak siyasi eğitime sahip oldukları zaman gerçekten özgür olduklarını hissedebilirler.

* Kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir. Çünkü demokrasinin mantığı bunu gerektirir.

* Aklı başında her birey kişiliğini koruma ve sürdürebilmek için bir siyasi iktidarla donanmış olmalıdır. Kadın insandır ve aklı başındadır.

* Millet bireyleri birbirine danışmalıdırlar. Kadın milletin üyelerindendir.

* Cumhuriyetimizin siyasi rejimi eşitlik ilkesine dayanır. Seçim sandığı önünde oy vermekte okuyup yazması olmayan ile bir devlet adamı eşittir. Kadın niçin bu eşitlik dışında tutulsun?

* Kadında adalet duygusu vardır. Kadın tutumludur, barışseverdir. Milli emek ve gayrette kadının payını değersiz görmek hakkı kimseye verilmemiştir.[13]

Atatürk’ün gerçek demokrasiye katkısının en açık kanıtlarından biri, onun kadın devrimi idi.

– Kadın erkek eşitliğinin olmadığı,
– Kadınların toplumsal yaşamdan, siyasal yaşamdan dışlandığı bir toplumda gerçek demokrasinin kurulması olanaksızdır.

8.Kadın Erkek Eşitliği Mücadelesi Aklıselim Düzeyinde UygarcaOlmalı

Esasen kadın erkek eşitliği mücadelesi

* Hem demokrasi,

* Hem de laiklik mücadelesiydi.Çünkü,

Yüzyıllar boyunca dünyada kadın, sözüm ona dinsel /mezhepsel ve biat kültürü nedenleriyle toplumsal ve siyasal yaşamdan dışlanmıştı.

Kadınların toplumsal ve siyasal yaşama katılması, her şeyden önce kadını bağlayan mitolojik Arap örfünü dinselleştiren zincirlerin kırılmasına bağlıydı.

Ancak, maalesef İslam dünyasında Türkiye Cumhuriyeti dışındaki hiçbir İslam ülkesi bugün bile kadını bağlayan, o “kutsal” zincirleri kırmayı başaramamıştır.[14]

Öyle ki, 23 Aralık 2015 tarihinde Suudi Arabistan’da Fahd El-Ahmedi’nin konuşmacı olarak katıldığı “Kadın İnsan Mıdır?” konulu bir seminer düzenledi. 2015 yılında Suudi Arabistan’da yanıt arayan bu soruya, ATATÜRK 1930’da TÜRKİYE’DE “Kadın insandır ve aklı başındadır” diye yanıt vermişti.

Türkiye’nin ve İslam dünyasının gerçek kurtuluşu, kadının gerçek kurtuluşuna bağlıdır. 21. yüzyılda kadına hâlâ Ortaçağ papazlarının kafa yapısıyla yaklaşan kör bağnazlık devam ettiği sürece İslam dünyasının özgür, bağımsız ve demokrat olması mümkün değildir.[15] Hayatımızdan kadını çıkarırsak yaşam çöker.

SEDAT ŞENERMEN

Kaynakça

[1] Ayın Tarihi, No: 17, 1935, s.14.
[2] ULUS gazetesi, 10 Aralık 1934.
[3] Ayşen İÇKE, Türkiye’de Kadın Milletvekilleri Ve Siyasal Faaliyetleri (1935-1991), Ankara, 2014, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, s.121.
[4] Şevket Süreyya AYDEMİR,Tek Adam MUSTAFA KEMAL, İstanbul, 1966, 2. Baskı, Remzi Kitabevi, s. 259-264;
TÜRKİYE’DE KADININ DURUMU, 4. Dünya Kadınları Konferansı Türkiye Ulusal Raporu Mayıs 1994, T.C. Devlet Bakanlığı Kadının Statüsü Ve Sorunları Genel Müdürlüğü Yayını, s.12-14;
H. Fethi GÖZLER,Atatürk Devrimleri Türk Devrimi, İstanbul, İnkılâp Ve Aka Kitabevleri Koll. Şti., s. 102-106.
[5] Perihan Naci ELDENİZ, TTK Belleten, c. XX, sayı: 80, Ankara, 1956, s.741.
[6] Prof.Dr. A. AFETİNAN, Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s. 89, TTK Yayını, Ankara, 1969.
[7] Leylâ KAPLAN, Cemiyetlerde Ve Siyasî Teşkilatlarda Türk Kadını (1908-1960), Ankara, 1998, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, s.170-171.
[8] Şükrü TEZER, Atatürk’ün Hâtıra Defteri, Ankara, 2008, 5.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayını, s.75-76.
[9] Ayşen İÇKE,Türkiye’de Kadın Milletvekilleri Ve Siyasal Faaliyetleri, s.40-41.
[10]3 Mart 1924 tarihli kanunlar hakkında geniş bilgi için bakınız: Azmi SÜSLÜ, Reşat GENÇ, Reşat KAYNAR, Abdurrahman ÇAYCI, Ergun ÖZBUDUN, İsmet SOLAK, Türkiye Cumhuriyeti’nin Laikleşmesinde 3 Mart 1924 Tarihli Kanunların Önemi (Panel),Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1995;
Ayrıca Tevhid-i Tedrisat Kanunu hakkında bakınız:
Necdet SAKAOĞLU,Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi,İstanbul, 2003, Bilgi Üniversitesi Yayınları, s.168-177.
[11] Ayşen İÇKE, Türkiye’de Kadın Milletvekilleri Ve Siyasal Faaliyetleri, s.122.
[12] Nihat NİRUN,Ailede Güvenlik Duygusu, Türk Ailesi Panel I, 5 Aralık 1992 (Kitabı içinde), Türk Kadınları Kültür Derneği Yayını, s.21.
[13] ATATÜRK, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, s. 128-133.
[14] SinanMEYDAN,1923 Kuruluş Ayarlarına Dönmek, İstanbul, 2017, İnkılâp Yayınları, s.413.
[15] Sedat ŞENERMEN, Atatürk ve Türk Kadını,İstanbul, 2018, Nergiz Yayınları.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir