KUR’AN İLE İLETİŞİM KURMAK

1.Din Nedir?

Kaynağı yönünden din, ilahi ve beşeri olmak üzere ikiye ayrılır. İlahi din Allah’ın insanlardan seçtiği elçilerle tarih boyunca insanlığa “doğru yolu göstermek” üzere gönderdiği vahiylerden oluşur. Bu vahiyler Allah’ın son Elçisi Muhammed’de tamamlanan şekliyle “Kur’an” olarak bilinmektedir. İşte bu dine hak din denir. Her Allah Elçisinin tebliğ ettiği din ve Kur’an’ın içerdiği dinin adı, İslam’dır. İlahi mantığı ve kendi bütünlüğü içinde her milletin kendi ana dilinde aracısız Kur’an’dan Kur’anca inandığı ve bağlandığı din, Kur’an kaynaklı İslam olarak bilinir. Bu şekilde olmayan ancak adı yine İslam olarak nitelenen din ise İslam değil, insanların oluşturdukları “İslam kültürü”dür. Kur’an kültürü ile İslam kültürü çok farklıdır. Bu ince farka dikkat etmek gerekiyor.

Bir de insanlar tarafından, Allah’ın hak dini yerine geçerli olmak üzere oluşturdukları “Allah’la Aldatma” amaçlı dinlere de beşeri dinler denmektedir. Hak din monoteist /tek tanrıcı, kaynağı beşeri olan dinler politeist /çok tanrıcı, dinlerdir. Beşeri dinlerin adı, kitabı ne olursa olsun hepsi çok tanrıcı inanca sahip şirk dinleridir.

Hak Din: “Yüce Allah’ın insanları hakka ulaştırmak üzere elçileri aracılığıyla akıl sahibi kadın-erkek kişilere tebliğ ettiği, onları dünya ve ahret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah’ın koyduğu hükümler”dir.[1]

Kur’an’dan kesin ve açıkça öğrendiğimize göre, Din, Allah’a aittir ve Din Halis; katışıksız olmalıdır.

“Şüphesiz ki Biz, bu kitabı (Kur’an) sana gerçekle indirdik. Öyleyse Dini sadece O’nun için arındırarak Allah’a kulluk et.”

“Dikkatli olun halis din sadece Allah’a aittir.” (Zümer/ 2-3)

Bu durumda “din” deyince genel anlamda “ilahi vahiy”, İslami anlamda “Kur’an” akla gelmektedir. Bir başka bakış açısı ile “din” deyince Kur’an’a göre “İslam”,“Şüphesiz Allah katında din, İslâm’dır. Kendisine Kitap verilen kimseler de, ancak, kendilerine o bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. Kim de Allah’ın ayetlerini örtbas ederse; artık şüphesiz Allah, hesabı çabuklaştırandır” (Âl-i İmran/ 19) anlaşılmalı; bir başka ayete göre de Kur’an anlaşılmalıdır:

“Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak da İslâm’a razı oldum.” (Maide/ 3)Bunu şu şekilde formüle edebiliriz:

Vahiy = Kur’an; Kur’an = İslam; İslam = Din; Kur’an = Din.[2]

2.İletişim Nedir?

Bilgilerin, düşüncelerin, isteklerin, ihtiyaçların, yaşanan hayat deneyimlerinin, umutların, beklentilerin, geleceğe yönelik plan ve projelerin öğretilmesi ve aktarılmasına “iletişim” denir. (a) İlahi, (b) bireysel, (c) toplumsal,(d) diğer canlılar yönünden olmak şeklinde iletişim türleri vardır. Demek ki iletişime ilahi boyuttan baktığımızda farklı bir iletişim ağı, kaynağı, mesajı ve alıcısı ile karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz.

Yüce Allah’ın, evrenle, insanla ve diğer canlılarla (varlıklarla) iletişimi vardır. Bu iletişimin gerçek bir iletişim olması için karşılıklı bir şekilde işlemelidir. Tek taraflı işleyen sistem iletişim olamaz; o sadece bilgilendirme, bilgi verme olur. Çünkü iletişimde “geri bildirim” olmalıdır.

İletişimin Unsurları: (1) kaynak, (2) mesaj, (3) mesajı alan, (4) mesajın ulaştırıldığı araç ve (5) geri bildirimdir. Bu unsurların tamamı, iletişimi bir süreç haline getirmektedir.

“Geri bildirim”Nedir?

Geri bildirim bir davranış, bir söz, bir tavır, bir tutum, bir değişim, bir yenilik ve bir gelişme olabilir. “Geri bildirim” olumsuz da olabilir. Olumlu anlamda bir değişim oluşması gerekirken olumsuz da olabilir. İletişimin en önemli amaçlarından biri, davranışlarda, düşüncede, niyetlerde ve inançlarda, hayata bakış açısında bir değişim meydana getirmektir. İşte bu değişim “geri bildirim” olmaktadır.[3]

3.Allah ve Yarattığı Varlıklarla İletişimi

Din alanında iletişimin ilk boyutu, Allah ile evren, Allah ile insan ve Allah ile diğer varlıklar arasında gerçekleşmektedir.

Allah’ın Âdem’le İletişimi

(a) Öğretim İle İletişim

Yüce Allah, ilk bilgilendirdiği beşer ve ilk elçi olarak bilinen Âdem ile iletişimini “öğretmek” şeklinde gerçekleştirmiştir.

“Ve senin Rabbin, Âdem’e o isimlerin tümünü öğretti(‘alleme). Sonra hepsini doğadaki güçlere sundu ve “Hadi, haber verin Bana şunların isimlerini, eğer doğru kimseler iseniz” dedi.” (Bakara/ 31)

Doğru yolu göstermeyi üzerine alan Yüce Allah, bunu beşerle iletişime öncelikle “öğretim” faaliyeti ile başlayarak gerçekleştirmiştir. Böylece Yüce Allah var ettiği varlıkla iletişim kurmuştur. Burada “iletişim” ile “öğretim” aynılaşmaktadır. Öğretimin iletişime dönüşmesi için “geri bildirimin” olması gerekir. Bu ayette iletişimin kaynağı Allah olurken, verilen mesaj da “isimler”dir. Alıcı olan Âdem’in geri bildirimi ise öğrendiği isimleri meleklere anlatmış olmasıdır:

“Senin Rabbin dedi ki: “Ey Âdem! Haber ver onlara, onların adlarını.” Sonra da Âdem onlara, onların adlarını haber verince, senin Rabbin, “Dememiş miydim Ben size! Şüphesiz Ben, göklerin ve yerin görülmeyenini, duyulmayanını, sezilmeyenini, geçmişi, geleceği bilirim. Ve Ben, sizin açığa vurduklarınızı ve sakladıklarınızı bilirim” dedi.” (Bakara/33)

Ayette geçen Âdem’in Allah’tan öğrendiği “isimleri” meleklere anlatımı “geri bildirimi” oluşturmakta ve iletişim süreci tamamlanmış olmaktadır. Bu iletişim şeklinde ne bir kopukluk, ne de bir iletişim bozukluğu vardır.

(b) İletişimdeYasak

“Ve Biz, “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette iskân ediniz/burayı yurt tutunuz, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol nasiplenin ve şu girift şeye yaklaşmayın; mal/altın-gümüş tutkunu olmayın, yoksa kendi benliğine haksızlık edenlerden olursunuz” dedik.” (Bakara/ 35)

“Ve ant olsun Biz, bundan önce Âdem’den söz aldık da o aklından çıkardı, yapmadı ve Biz, onda bir kararlılık bulmadık.” (Ta-Ha/ 115)

“Sonunda şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana sonsuzluğun ağacı ve eskimez/çökmez mülk/saltanat için rehberlik edeyim mi?”

“Bunun üzerine ikisi de mal-mülk, altın tutkunu oldular. Hemen çirkinlikleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve kendi zararlarına, cennet yaprağından örtüp istifçiliğe başladılar. Âdem, Rabbine asi oldu da şaşırdı/azdı.” (Ta-Ha/ 120-121)

Bakara/ 35’de Yüce Allah’ın Âdem ile kurduğu iletişimde “ağaca yaklaşmama” yasağı var. Bu yasak, iletişimdeki mesajı oluşturmaktadır. “Ağaca yaklaşmama /(şu girift şeye yaklaşmayın; mal/altın-gümüş tutkunu olmayın)” şeklindeki bu mesaj, alıcı olan Âdem tarafından algılanıp anlaşılmış, ama (Ta-Ha/ 115’e göre) davranışa dönüştürülememiş, yani “geri bildirim” beklenilen şekilde olumlu olmamıştır. Biz buna “iletişim bozukluğu” diyoruz. İletişimde beklenilen “geri bildirimin” gerçekleşmesine birtakım engellerin neden olduğunu Yüce Allah ilgili diğer ayetlerde açıklamaktadır.

Âdem’in, Allah’ın buyruğunu, mesajını unutması, hatırlamak için gayret göstermemesi, şeytanın verdiği vesvese, bu mesajın geri bildirimini tersine çevirmiştir. İşte bu engeller, iletişimin kesintiye uğramasına ve olumsuz şekle dönüşmesine ya da bozulmasına neden olmuşlardır.

Biz bu iletişim şeklinden şunu çıkarıyoruz: Yüce Allah, yarattığı maddi dünya, içindeki varlıklar ile iletişim kurduğu gibi, insanla da yarattığı andan itibaren iletişim kurmuş ve bu iletişim hâlâ sürmektedir. Yüce Allah, yarattığı beşerden ilk bilgilendirdiği Âdem’le iletişimini “öğretim ve eğitim” ile yapmıştır. İsimleri öğretmesi (‘alleme) ve geri bildiriminialması bir iletişim; neyi yiyeceği /yapacağı, yemeyeceği /yapmayacağını “ağaca yaklaşmayın” yasağıyla bildirmesi de bir iletişimdir. Ancak ikinci iletişiminbozuk olduğunu, geri bildiriminin yanlış olduğunu[4] görmüş olduk.

(c) Tövbe Mesajı İletişim

Yüce Allah, Âdem’in işlediği bu günahtan sonra ne yapacağı konusunda da iletişim kurmuştur.Bu durumu Kur’an’dan Kur’anca ilgili ayetlerde açıkça görüyoruz.

Yüce Allah verdiği mesajı yerine getirmeyen Âdem’i hemen terk etmedi ve ona kendini nasıl affettireceğini bildirerek iletişimi sürdürdü. Ona şu tövbe ve bağışlanma duasını öğretti:

“Onlar /her ikisi, “Ey Rabbimiz! Biz kendimize haksızlık ettik ve eğer bizi bağışlamazsan ve bize rahmetinle işlem yapmazsan kesinlikle zarara uğrayacaklardan oluruz!” dediler.” (A’raf/ 23)

Yüce Allah, bu şekilde yalvarması, af dilemesi ve tövbe etmesi şeklindeki mesajı ona ilettikten sonra, Âdem ve eşi af dilemek ve tövbe etmek suretiyle, geri bildirimini yapmışlardır.

“Sonra Rabbi, onu seçti de tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.” (Ta-Ha/ 122)

Yüce Allah’ın affı için yapılan bu tövbe, yaratan, öğreterek iletişim kuran Allah’a, Âdem’in bir mesaj sunmasıdır. Bu mesajın Allah tarafından geri bildirimi de yapılan tövbeyi kabul etmesidir:

“Sonra da Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı /kendine vahyedildi; Biz dedik ki: “Hepiniz oradan inin. Artık size Benim tarafımdan bir kılavuz geldiğinde, kim kılavuzuma uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur; onlar mahzun da olmayacaklardır. Ve küfretmiş; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetmişve ayetlerimizi yalanlamış kimseler; işte onlar, ateşin ashabıdır. Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.” Sonra da Allah, onun tövbesini kabul etti. Kesinlikle O, tövbeleri çokça kabul eden, çok tövbe fırsatı verenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.” (Bakara/ 37-39)

Böylece iletişimin yönü, önce Yüce Allah’tan Âdem’e; sonra da Âdem’den Yüce Allah’a doğru olmuştur.

Böylece Yüce Allah ile insanlar arasındaki iletişimin tek yönlü değil, çift yönlü olduğunu görüyoruz.

4.İnsanın, Kur’an İle İletişim Kurma Şartları

Kur’an ile iletişim kurma iki yönlüdür:

– Kur’an’ın insanla iletişimi: Kur’an, kendisini aklıselimiyle muhatap alan insanla doğru, olumlu iletişim kurar. Kendini insana mesaj olarak iletir. Muhatabı kadın-erkek insandan da bir olumlu, doğru geri bildirim bekler. Bu geri bildirim insanın onunla iletişim kurması şeklinde olur /olacaktır.

– İnsanın Kur’an’la iletişimi:Kadın-erkek dileyen her insanın Kur’an’la iletişim kurması ne şekilde olacaktır?

Esasen Kur’an’da, insanın Kur’an’la iletişim kurmasının Kur’anca açıklanan özel şartları vardır:

(a ) İyi Niyet ve Zihinsel Arınmışlık

“Hiç kuşkusuz o, şerefli Kur’an’dır. 78Saklanmış /korunmuş bir kitaptadır. 79Ona zihinsel olarak temizlenmişlerden başkası temas edemez. 80O, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.” (Vâkı’a/ 77-79-80)

Demek ki iblis egemen zihinsel bakışlı müşrik (bkz. Tevbe/ 28), [5] kâfir, münafıklar pis olduklarından Kur’an’la iletişim kurmazlar. İyi niyetli, inançlı ve şirkten zihinsel temizliğe sahip olanlar Kur’an’la iletişim kurarlar /kurabilirler. Kötür niyetli, iblis egemen kişiler aklen şirktenarınamadıklarından Kur’an’la iletişim kuramazlar, çünkü zihinsel frekansları uymaz, uyuşmaz. Demek ki şirkten, aklını selimleştirerek arınanlar Kur’an’la iletişim kurar, yani Kur’an’ın onlarla kurduğu iletişimin geri bildirimi olan karşı iletişimi gerçekleştirebilirler.

( b ) Aklını İşletmek /Selimleştirmek

Kur’an ile iletişim kurabilmenin ilk ve öncelikli şartı kadın erkek kişinin potansiyel selim aklını işleterek, selimleştirmesi, yani aklıselim sahibi olması gerekiyor. Çünkü Yüce Allah, aklını selimleştirmeyenlerin pis olduklarını ayette şöyle niteliyor:

“Allah’ın izni /bilgisi olmaksızın, hiç kimse için iman etme yoktur. Ve Allah, kirliliği /azabı aklını kullanmayanların üzerine bırakır.” (Yunus/ 100)[6]

Aklın selimleştirildiği yerde ne psikolojik /zihinsel anlamda içsel kirlilik, ne de sosyal manada kirlilik olur. Onun için aklını işleten, aklıselim sahibi olan kadın ve erkekler Kur’an’la doğru, olumlu iletişim kurabilirler.

( c ) Bilgili Olmak

Kur’an’la iletişim kurmanın bir başka yolu da bilgidir, sevgidir. Onun için Kur’an ile iletişim kurmaya çalışan son Elçi Muhammed’e (as) Allah şöyle buyurmuştur:

“İşte hak olan, biricik hükümdar olan Allah ne yücedir! Onun vahyi sana tamamlanmadan önce, okumayı/öğretmeyi acele etme ve “Rabbim, bana bilgiyi artır!” de.” (Ta-Ha/ 114)

Bilgi arttıkça iletişim daha güçlü ve geri bildirimi daha açık ve olumlu olacaktır.

( d) Sevgi Dolu Olmak

Kur’an’la iletişimin bir başka yolu da sevgi ve ihlas, yani duygusal bağdır. “Kur’an” ile “aklı” sevgi ile birleştiren, yani onunla aklıselim üzerinden iletişim kuranlara Kur’an’ın geri bildiriminin ne olacağını ayet şöyle açıklamaktadır:

“Hiç kuşkusuz Biz, size, öğüdünüz /şan şerefiniz içinde olan bir kitap indirdik. Buna rağmen hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (Enbiyâ/ 10)

Aklıselim ile Kur’an’ı birleştiren, Kur’an’ı Kur’anca anlayıp yaşamına geçirenlere geri bildirimi “şeref” olacaktır. Bir başka ifade ile Kur’an, onlara “şeref” verecektir. Kişi hem Kur’an’la hem de insanlarla kuracakları iletişiminbir anlamı da “bağ kurmak” olan “akıl” ile kurarsa, şeref sahibi olacaktır. Çünkü Kur’an ile bu şekilde kurulan iletişimin Kur’an tarafından geri bildirimi “şeref” olacağına göre, insanlar da hem kendileri şeref kazanacak, hem de toplumlarına şeref kazandıracaklardır. Bunu Yüce Allah bir ayette, Kur’an’ın hem Elçi Muhammed’in (as) hem de toplumunun şerefi olacağını şöyle açıklamaktadır:

“Ve şüphesiz sana vahyedilen (Kur’an), senin için de, toplumun için de gerçekten bir öğüttür /şan-şereftir siz ondan sorgulanacaksınız.” (Zuhruf/ 44)

( e ) Düşünce Sahibi Olmak

Esasen Kur’an’la “düşünme” yoluyla da iletişim kurulmalıdır. Çünkü Kur’an ile düşünmenin, kalplerin kilidinin açılacağı ayette çok açık bir şekilde geçmektedir:

“Peki onlar, Kur’an’ı arka arkaya dizerek düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitleri mi var?” (Muhammed/ 24)

Kur’an ile iletişim kurmada düşünce sahibi olmak çağın akıl, bilim, idrak ve entelektüel seviyesinde olmalıdır. Kur’an akla ve bilime verdiği öncelik ve önemle onun gerçek muhatapları olan Kur’an müminleri, her bilim dalında hem bireysel hem toplumsal yönden bilge insan ve bilge toplum oluşturarak uygarlığı en üst düzeye ulaştırmalıdırlar. Bunun için de ilahi vahye, yani Kur’an’a bağlı ve tabi olmaları gerekmektedir.

( f ) Vahye Tabi Olmak

“Vahye tabi olmak” Yüce Allah’ın tüm Allah Elçilerine olduğu gibi son elçi Muhammed’e ve tüm insanlık için de geçerli bir buyruğudur:

“Ve ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar: “Bundan başka bir Kur’an getir yahut bunu değiştir!” dediler. De ki: “Onu, kendimin öngörmesiyle değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben, sadece bana vahiy olunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus/ 15)

Allah’ın Elçisi ilahi vahye, yani Kur’an’a tabi oluyor, ona uyup onun ilkelerini uyguluyorsa, Müslüman olan ve kendisini Kur’an muhatabı kabul eden, Kur’an’la iletişim kurmak isteyen herkes de din, inanç, İslam adına Kur’an’a uymak durumundadır. Çünkü kendisine uyulmayan kitapla iletişim kurulamaz.

“De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülkü Kendisinin olan, Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah’ın, size, hepinize gönderdiği elçiyim.O hâlde kılavuzlandığınız doğru yolu bulmanız için Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden, Ümmî; Anakentli; Mekkeli Peygamber olan Elçisi’ne iman edin ve ona uyun.” (A’raf/ 158)

Bu ayete göre Kur’an’a uyan Allah’ın Elçisi’ne uymak zorundayız. Onun Kur’an’a uyduğu, tabi olduğu gibi vahye uymak gerekiyor. İlahi vahye tabi olup onunla iletişim kuramayan, halk ile din adına iletişim kurarken hangi mesajı kodlayacak ve onları ne adına eğitme çabası içinde olacaktır?

( g) Çözümü Kur’an’da Aramak

Kur’an muhatabı, Kur’an’la iletişim kurmak isteyen kadın erkek her kişi ayrılığa düşülen konuları kodlayıp mesaj olarak Kur’an’a iletir. Kur’an da onu çözümleyerek geri bildirimde bulunur. Kur’an’ın bu görevi gereği, onunla iletişim kurmak gerekiyor.

“Ve Biz, senden önce de, sadece kendilerine vahyettiğimiz olgun insanları açık kanıtlarla ve yazılı belgelerle elçi olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, haydi Tevrat ve İncil’i bilen bilginlere sorun. Biz sana da o öğüdü /Kur’an’ı, kendilerine indirilmiş olanı ortaya koyman için, onların da iyiden iyiye düşünmeleri için indirdik.”(Nahl/43-44)

“Ve Biz, sana Kur’an’ı sırf hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyleri onlar için açığa koyasın diye ve iman edecek bir topluma bir kılavuz, bir rahmet olarak indirdik.”(Nahl/ 64)

Bu tür bir iletişim kurmayı yine Kur’an’da açıkça görebiliriz:

“De ki: “Bana vahiy olunanda, onları yiyen için, leş veya akıtılmış kan yahut domuzun eti –ki şüphesiz domuzun eti kirlidir, rahatsızlık vericidir–yahut Allah’tan başkası için tahsis edilmiş; bir hak yol dışına çıkış gösterimi olan hariç, haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Artık kim çaresiz kalırsa, taşkınlık yapmamak ve zaruret sınırını aşmamak üzere bunlardan yiyebilir.” İşte şüphesiz senin Rabbin çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’âm/ 145)

İşte, üzerinde ayrılığa düşülen konuları Allah’ın son Elçisi Muhammed (as) mesaj olarak Kur’an’a iletmişti. Onun geri bildirimi de bu ayette belirtildiği şekilde olmuştu. Kur’an’ın çözümüne başvurma buyruğunu bizzat Allah vermiştir. Bu tarz bir iletişimin ardından, insanların sorunlarını çözmek için onlarla iletişim kurmak gerekiyor. Kur’an’ın geri bildirimi, insanlarla kurulacak iletişimin kodlanan mesajı olacaktır. Böylece iletişimden iletişime geçiş olduğunu /olacağını görüyoruz.

( h) Beden Dilini Kullanmak

Kur’an’la beden dili ile de iletişim kurulabilir ve bunun geri bildirimi de vardır. Bu konudaki ilgili ayet şöyledir:

“Ve esirgenmeniz için Kur’an öğrenilip-öğretildiği zaman, hemen ona kulak verin ve susun.” (A’raf/ 204)

Kur’an’ın öğrenilip-öğretildiği bir ortamda “susmak ve dinlemek”, “beden dili” ile tepki göstermek demektir. Bir açıdan aslında “susmak ve dinlemek”,beden dili ile iletişim kurma yoludur. Ağzını kapayıp kulaklarını açmak bir beden dili yöntemidir. Burada da iç içe giren iletişimler söz konusudur. Kur’an’ın mesajı kaynaktan muhataplarına, inananlarına, yani alıcılara ulaşınca, alıcıların geri bildirimi, dinleyip susmak şeklinde gerçekleşmekte ve böylece iletişim devresi /süreci tamamlanmaktadır.

“Dinleyip susmak”, Kur’an’a gerisin geri gönderilen bir mesaj olmaktadır; bunun geri bildirimi de Yüce Allah’ın “merhamet etmesi”, yani esirgemesidir. İşte susup dinleme gibi, beden dili ile Kur’an’la iletişim kurmanın geri bildirimi, bu saygıyı gösterene merhamet olunmasıdır.[7]

Kur’an okunurken dinlemenin ve susmanın başka bir anlamı daha vardır. Biz bunu şöyle açıklayabiliriz. Kur’an’ın hükümleri, dünya ve ahret görüşü, yaşama bakışı dinlenir ve bunlar karşısında herhangi bir tartışma açmadan susulur. Onun açıklamalarının üzerine başka bir açıklama yapılamaz, onun hükümleri küçümsenemez, sadece susup teslim olunur.

“Eğer siz, Elçi’ye yardım etmezseniz, bilin ki Allah ona kesinlikle yardım etmiştir. Hani o kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş kişiler, onu ikinin ikincisi olarak çıkarmışlardı. Hani ikisi mağarada idiler. Hani o, arkadaşına “Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir” diyordu. Bunun üzerine Allah, onun üzerine kalbi teskin eden güven ve yatışma duygularını /morallerini içlerine koymuş, onu sizin görmediğiniz askerlerle güçlendirmiş ve kâfirlerin; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kişilerin sözünü en alçak yapmıştı. Allah’ın kelimesi de en yücenin ta kendisidir. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.” (Tevbe/ 40)

Bilinir ki bu ayete göre “Yüce olan yalnızca Allah’ın sözüdür”.

“De ki: “İşte, en kesin ve üstün delil, Allah’ındır. O nedenle eğer Allah dileseydi, elbette hepinize kılavuz olurdu.” (En’âm/ 149)

İşte bu bilinçle Kur’an’la iletişim kurmak, kendini Allah’a, Elçisi Muhammed’e (as) ve Kur’an’a muhatap kabul eden kadın erkek herkese farzdır. Bu şartlar yerine getirilmekle kişi insanlaşır, uygarlaşır.

SEDAT ŞENERMEN

Kaynakça
[1] Hakkı YILMAZ, Kur’an Işığında Hâlis Din ve Dinde Elçilerin Yeri, İzmir, 2018, 3.Baskı, s.10.
[2],[3] ve [4]Bayraktar BAYRAKLI, Din ve İletişim, İstanbul, 2009, Bayraklı Yayınları, s.11, 13, 25-26, 27.
[5]“Ey iman eden kimseler! Ortak koşan bu kimseler sadece bir pisliktirler. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan/onların uzaklaşmasıyla kazanç kaybına uğramaktan korktuysanız da Allah sizi dilediğinde armağanlar ile yakında zenginleştirecektir. Şüphesiz Allah en iyi bilen, en iyi yasa koyandır.” (TEVBE/ 28)
[6]Yüce Allah, kadın erkek kim olursa aklını işletmeyenlerin insan olamayacağını, uygarlaşamayacağını, ancak sürüngen türü bir varlık olabileceğine şu ayetlerde açıkça herkes tarafından anlaşılır şekilde dikkat çekmektedir: A’RAF/ 179; FURKAN/ 44; MÜLK/ 22.
[7]Bkz.Bayraktar BAYRAKLI, Din ve İletişim, s.121-126.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir