RASİM ÖZTEKİN, MEDDAH’I UĞURLARKEN

Onlar… Onlar mı? Hoş seda bıraktılar bu dünyadan… Gülümsetircesine, düşündürürcesine… Hatta özletircesine… Bir Adile Naşit, bir Mürüvet Sim, bir Mualla Sürer… Bir Hulusi Kentmen, Vahi Öz, Münir Özkul… Daha niceleri… Neşe ve ışık saçtılar ruh dünyamızda… Aynı mahallede, bizden biriymiş gibi davranarak, bizim gibi yaşayarak… Sade bir insan gibi yaşamı kirletmeden, geçmişini hor görmeden ve de hiçkimseyi ötekileştirmeden… Gün oldu, mehdah oldular bir orta oyuncusu gibi…

Gün geldi karakter ortaya koydular tozlu tiyatro sahnesinde, sinemanın beyaz perdesinde…
Misafir oldular evimizin baş köşesinde, renkli cam ötesinde…
Hep bizleydiler, şimdilerde ise sadece temiz kalplerde…
Unutulmadan, unutulmayacak bir şekilde…
Daha kimler yoktu ki, bu gülümseten yüzlerde…
Bir Cevat Kurtuluş, bir Necdet Tosun, bir Nubar Terziyan…
Kim doldurabilir ki, bu özel ve özel olduğu kadar güzel insanların yerini iç dünyamızda…
Kemal Sunal ve de diğerlerini, nasıl unutabiliriz ki…
80’leri bize sevdiren, Kabadayı filminde Sürmeli karakteriyle iz bırakan, meddah Rasim Öztekin’i sonsuzluğa uğurlarken…
Seni de kazıdık, hem aklımıza pek tabii ki hiç çıkarmayacak şekilde yüreğimize…
Koyduğun enerjinle, yerin doldurulamayacak özelliklerinle…
Gülüşünle mekanın cennet olacak, ölümsüzler ülkesinde…
Zamansız gidişinle, sözün bittiği yerde…
Bizim çocukluğumuzda, Cumartesi geceleri bir tiyatro programı vardı, beyaz camlı televizyonda…
Osmanlı döneminin aktörü Tomas Fasülyeciyan’ın bir tiradını okurdu Münir Özkul…
Zaten aktör dediğin nedir ki?..
Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz o boş kubbede, bir hoş seda olarak kalır…
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız…
Görooorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz…
Birazdan teatro bomboş kalacak…
Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar…
Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır…
Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir…
Hiranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır…
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler…
Artık kendimiz yoğuz…
Seyircilerimiz de kalmadı…
Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar…
Gün ağırır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır…
Perde…

İSMET HERGÜNŞEN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir