Süleyman Demirel dönemi, Türk siyasal hayatını anlamak için yalnızca bir liderin hayatına bakmayı değil, aynı zamanda 1960’lardan 2000’e uzanan devlet, toplum, parti ve ordu ilişkilerini birlikte düşünmeyi gerektirir. Demirel, bir yandan kırsal kesimden gelen seçmenin beklentilerini siyaset merkezine taşıyan bir isim olmuş, öte yandan darbeler, koalisyonlar, ekonomik bunalımlar ve sert toplumsal ayrışmalar içinde yönetim sorumluluğu üstlenmiştir. Bu nedenle Demirel dönemi, ne yalnızca başarı hikâyesi olarak ne de yalnızca başarısızlıklar dönemi olarak okunabilir; en doğru yaklaşım, güçlü ve zayıf yanları birlikte ele almaktır. Demirel’in yükselişi, merkez sağın 1960 sonrasında yeniden toparlanmasıyla yakından bağlantılıdır. Mühendislik ve kamu yönetimi geçmişi, ona “iş bilen yönetici” görüntüsü kazandırmıştır. Adalet Partisi’nin başına geçmesiyle birlikte, özellikle köylü, esnaf ve taşra seçmeni için devlet kapısını daha ulaşılır gösteren bir siyaset dili kurmuştur. 10 Ekim 1965 seçimlerinde Adalet Partisi’nin tek başına iktidar olması, bu çizginin geniş bir toplumsal karşılık bulduğunu gösterir. TBMM seçim verileri ile kurumsal kaynaklar, partinin ülke genelinde çok güçlü bir oy desteği aldığını ortaya koymaktadır. Adalet Partisi birçok ilde %50’nin üzerinde oy alarak (örneğin Aydın %72,28, Antalya %66,58, Balıkesir %62,87) tek başına iktidar olmuştur.
Demirel döneminin güçlü yanlarından biri, kalkınma düşüncesini günlük hayatla bağ kuran bir siyaset içinde sunabilmesidir. Yol, baraj, sulama, elektrik ve tarımsal gelişme gibi alanlar, onun siyasal meşruiyetinin temel dayanakları olmuştur. DSİ Genel Müdürlüğü’nden gelen “Barajlar Kralı” unvanı, bu dönemde somut yatırımlarla desteklenmiştir. Araştırmalar, Demirel’in halkla ilişkisinde sert ve uzak bir devlet dili yerine daha konuşkan, daha yakın ve daha gündelik bir dil kullandığını göstermektedir. Vatandaşların mektuplarla doğrudan başbakana ulaşmaya çalışması ve Demirel’in bunu siyasal bağ kurmanın bir yolu olarak değerlendirmesi, bu dönemde temsil duygusunun güçlendiğini düşündürür. Bu yönüyle Demirel dönemi, merkez ile çevre arasında köprü kurma çabası bakımından önemlidir. **Demirel’in Şapkası** metaforu da burada anlam kazanır: Fötr şapkası, taşradan gelen, halkla iç içe, pragmatik ve sembolik bir lider kimliğinin halk nezdindeki yansıması olmuştur. Ancak aynı dönem, önemli eksikler ve yanlışlar da taşır. Demirel’in halkla yakın dil kurması, her zaman güçlü kurumsal çözüm üretimine dönüşmemiştir. Siyasetinin halkı merkeze alan bir söylem gücü taşıdığı; fakat bu dilin zaman zaman günü kurtaran, geniş kesimlere aynı anda hitap etmeye çalışan ve çelişkileri erteleyen bir yapıya da sahip olduğu görülür. Demirel toplumsal desteği iyi toplamış, fakat bu desteği her zaman uzun süreli ve sağlam bir kurumsal düzene çevirememiştir. Bu durum, özellikle parti içi çekişmelerin arttığı ve devlet yapısının zorlandığı anlarda daha açık biçimde görülmüştür.
12 Mart 1971’e giden süreç, Demirel döneminin ilk büyük kırılma noktasıdır. Bu dönemde yalnızca sokak olayları ve ideolojik çatışmalar değil, partiler içindeki çözülmeler ve devlet düzeni içindeki gerilimler de büyümüştür. Akademik çalışmalar, 1960’ların sonuna doğru siyasal, toplumsal ve ekonomik sorunların derinleştiğini; 12 Mart müdahalesinin de bu ortamda geldiğini vurgular. Burada Demirel’i bütünüyle mağdur bir aktör gibi görmek eksik olur. Çünkü hükümet, artan gerilimleri düşürmekte, siyasal alanı yumuşatmakta ve devlet düzenini rahatlatmakta yeterli başarı gösterememiştir. Bununla birlikte, askeri müdahalenin demokratik siyaseti daralttığı ve hak alanını küçülttüğü de açıktır. Bu nedenle 12 Mart, hem Demirel iktidarının sınırlarını hem de Türkiye’de sivil siyasetin kırılganlığını gösteren bir dönüm noktasıdır. 1970’li yılların ikinci yarısı ise Demirel dönemi üzerine yapılacak her değerlendirmede en eleştirel bölüm olmalıdır. Milliyetçi Cephe hükümetleri, kısa vadede sağ partileri bir araya getiren bir çözüm gibi görünse de, uzun vadede toplumsal ayrışmayı azaltan değil çoğu kez artıran bir siyasal hava üretmiştir. Bu hükümetleri inceleyen çalışmalar, koalisyon ortaklarının farklı öncelikleri nedeniyle ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunların çözülemediğini; yüksek enflasyon, yoksulluk, yolsuzluk ve şiddet ortamının daha da ağırlaştığını belirtir. Demirel’in burada en büyük hatalarından biri, devletin düzen kurma gücünü artıracak geniş uzlaşmalar yerine, daha dar ortaklıklarla yönetimi sürdürmeye çalışmasıdır. Bu tercih, kısa süreli iktidar devamlılığı sağlamış; ancak toplumdaki sert ayrışmayı azaltamamıştır. 12 Eylül 1980’e giden yol da bu açıdan dikkatle ele alınmalıdır. Elbette darbenin sorumluluğu darbeyi yapanlara aittir; fakat seçilmiş siyaset kurumunun, özellikle 1979-1980 döneminde artan şiddet, ekonomik sıkıntı ve yönetim bunalımı karşısında yeterli güven verememesi de göz ardı edilemez. Demirel’in bu dönemde yaşadığı temel sorun, bir yandan demokrasiyi savunurken öte yandan demokrasiyi ayakta tutacak ortak siyasal zemini kuramamasıdır. Bu yüzden Demirel dönemi, demokratik meşruiyetin tek başına yeterli olmadığını; etkili, sakinleştirici ve kapsayıcı yönetim becerisinin de şart olduğunu gösterir.
Demirel’in devlet kurumlarıyla ilişkisi de tarafsız biçimde değerlendirilmelidir. Çalışmalar, Türkiye’de siyaset ile asker ve sivil bürokrasi arasındaki ilişkinin Demirel döneminde çok belirleyici olduğunu ortaya koyar. Demirel bazı dönemlerde sivil siyaseti savunmuş, bazı dönemlerde ise sistemin sınırları içinde kalmayı seçmiştir. Bu durum, onu bir yönüyle gerçekçi ve esnek bir siyasetçi yaparken, başka bir yönüyle ilkeleri sonuna kadar zorlamayan bir lider gibi de göstermiştir. Yani Demirel’in en belirgin gücü olan uyum sağlama becerisi, kimi zaman onun en çok eleştirilen yanı da olmuştur. Çünkü bu esneklik, bazı anlarda ülkeyi yönetilebilir tutmuş; bazı anlarda ise sorunların köküne inmeyi geciktirmiştir. 1991’de yeniden başbakan, 1993’te ise cumhurbaşkanı olması, Demirel’in siyasal ağırlığının uzun süre korunduğunu gösterir. Bu son evrede Demirel, parti liderinden çok devletin denge unsuru gibi davranmıştır. Bu yönüyle önceki yıllardaki sert siyasal rekabetten daha farklı bir konuma geçmiştir. Yine de bu son dönem, önceki yılların mirasından bütünüyle kopuk değildir. Çünkü Türkiye’nin demokratik yapısında görülen birçok temel sorun, Demirel’in aktif siyaset yıllarında birikmiş ve sonraki yıllara taşınmıştır. Bu nedenle onun cumhurbaşkanlığı dönemi, daha sakin bir görüntü verse de, önceki on yılların yükünü taşıyan bir geçiş dönemi olarak da okunmalıdır.
Sonuç olarak Süleyman Demirel dönemi, Türk siyasal hayatında hem açıcı hem de tıkayıcı etkiler bırakmıştır. Açıcıdır; çünkü geniş toplum kesimlerini siyasal merkeze taşımış, seçim yoluyla iktidar değişiminin önemini göstermiş ve kalkınma söylemini halkın gündelik beklentileriyle birleştirmiştir. Tıkayıcıdır; çünkü parti içi dağılmaları, kısa ömürlü iktidar hesaplarını, sert toplumsal ayrışmayı ve zayıf uzlaşma kültürünü aşmakta yeterli başarı gösterememiştir. Demirel’i doğru anlamak için onu ne yalnızca “büyük devlet adamı” diye yüceltmek ne de bütün sorunların başlıca nedeni gibi göstermek gerekir. Daha adil bir değerlendirme, onun Türkiye’nin imkânlarını da sınırlarını da üzerinde taşıyan büyük ama eksikleri açık bir siyasetçi olduğunu kabul etmektir.
Umut Meriç Berberoğlu
Kaynakça
T.C. Cumhurbaşkanlığı. Süleyman Demirel. https://tccb.tr/cumhurbaskanlarimiz/suleyman_demirel/
Türkiye Büyük Millet Meclisi. 1965 Genel Seçimleri Adalet Partisi Oy Dağılımı. https://www5.tbmm.gov.tr/develop/owa/secimler.secim_parti_iller?p_secim_yili=1965&p_parti=2
– Süleyman Demirel Üniversitesi. Süleyman Demirel Kimdir? https://w3.sdu.edu.tr/sayfa/5530/suleyman-demirel
Aşcı, Elif. “Süleyman Demirel Döneminde (1965–1968) Vatandaşların Sosyal Talepleri: Mektuplar Üzerinden Bir Okuma.” Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi.
Çavuşoğlu, Hüseyin. “Süleyman Demirel’in Siyasal Hayatı ve Kişisel Özellikleri.” Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 21(3), 2016.



