Kıbrıs adası üzerindeki Türk varlığı, hukuki hakları ve koruyucu yetkileri, 1571 yılında adanın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethiyle başlayıp yüzyıllar boyunca adil bir idareyle korunmuş, nihayetinde 1974 yılındaki askeri müdahaleyle tarihsel ve hukuki bir güvenceye kavuşmuştur. Başbakanlık Osmanlı Arşivi bünyesinde korunan Mühimme Defterleri, Tahrir Defterleri ve Şeriyye Sicilleri, adanın fethinden hemen sonra Anadolu’nun güney kesimlerinden (Karaman, Konya, Niğde ve Mersin gibi bölgelerden) buraya yapılan planlı nüfus aktarımını, inşa edilen yüzlerce cami, medrese, hamam ve vakıf eserini, adadaki her inançtan topluluğa tanınan geniş vicdan hürriyetini ve adil vergi sistemini resmi olarak belgelemektedir.
Üç yüz yılı aşkın bir süre boyunca doğrudan doğruya Türk mülkü olan ve huzur içinde yönetilen ada, 1878 yılında Osmanlı Devleti’nin Rusya karşısında aldığı ağır yenilgi sonrası (93 Harbi) Berlin Kongresi’nde İngiltere’nin desteğini alabilmek amacıyla Birleşik Krallık ile imzalanan geçici bir kiralama sözleşmesiyle idari olarak el değiştirmiştir. Osmanlı devlet arşivindeki özgün anlaşma metinlerine göre, adanın mülkiyet ve hükümranlık hakkı hukuken padişaha ait kalmak üzere idaresi geçici olarak İngilizlere bırakılmış; fakat Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ve Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında savaşa girmesi üzerine Birleşik Krallık, 1914 yılında adayı tek taraflı olarak ilhak ettiğini duyurmuştur. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kurtuluş mücadelesinin ardından uluslararası alanda eşit bir aktör olarak yerini alırken, bu fiili durumu 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın yirminci maddesiyle hukuken tanımak durumunda kalmıştır. Cumhuriyet dönemi devlet arşivleri, dışişleri fonları ve meclis gizli zabıtları incelendiğinde, Kıbrıs’ın 1950’li yılların başından itibaren yeniden Türkiye’nin en öncelikli milli meselesi haline geldiği açıkça görülmektedir. İngiliz idaresinin adadan çekilme sinyalleri vermesiyle birlikte, adadaki Rum çoğunluk ve kilise liderliği, adayı bütünüyle Yunanistan’a bağlama ülküsü olan “Enosis” hareketini kitlesel bir histeriye dönüştürmüştür. Bu amaç doğrultusunda kurulan ve doğrudan Atina tarafından sevk ve idare edilen EOKA terör örgütü, adadaki İngiliz görevlilerin yanı sıra savunmasız Türk köylerine karşı sistemli bir etnik temizlik ve sindirme harekatı başlatmıştır.
1955 yılından itibaren Türk köyleri yakılmış, binlerce Türk, can güvenliği nedeniyle evlerini terk ederek adanın %3’lük dar alanlarına, gettolara sıkışmak zorunda kalmıştır. Bu vahşete karşı Kıbrıs Türk halkı, Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurarak efsanevi bir meşru müdafaa hattı oluşturmuştur. Türk dışişleri bürokratlarının ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun yürüttüğü olağanüstü diplomatik deha neticesinde, 1959 Zürih ve Londra antlaşmalarıyla iki toplumun ortaklığına, siyasi eşitliğine dayanan bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu bağımsız devletin anayasal nizamı; Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan’ın ortak garantörlüğü altına alınmıştır. Cumhuriyet Arşivi bünyesinde saklanan Bakanlar Kurulu kararları, 1960 Garanti Antlaşması’nın üçüncü maddesinin Türkiye’ye verdiği hayati hakları en ince teferruatına kadar ortaya koymaktadır. İlgili madde, adanın toprak bütünlüğünün, bağımsızlığının yahut anayasal düzeninin tehlikeye düşmesi halinde üç garantör devlete ortak müdahale hakkı tanırken, bunun mümkün olmaması durumunda her bir garantör devlete “tek taraflı müdahale hakkı” (unilateral right of action) bahşetmekteydi. Ancak bu ortaklık cumhuriyeti, Rum lideri Başpiskopos Makarios’un Türkleri devlet mekanizmasından tamamen tasfiye etmeyi ve adayı Enosis’e ulaştırmayı hedefleyen gayriinsani “Akritas Planı” nedeniyle yalnızca üç yıl yaşayabilmiştir. 1963 yılının Aralık ayında patlak veren ve tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen katliam serisinde, Lefkoşa’da görevli Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç küçük çocuğu banyo küvetinde vahşice katledilmiş, Ayvasıl ve Kumsal gibi Türk bölgelerinde soykırım boyutuna varan sivil kıyımları gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet Arşivi’nde muhafaza edilen istihbarat raporları ve askeri yazışmalar, Türk halkının maruz kaldığı bu kuşatmayı, gıda, ilaç ve inşaat malzemesi gibi en temel insani ihtiyaçlardan bile mahrum bırakıldıkları iktisadi ambargo koşullarını satır satır belgelemektedir. Türkiye, 1964 ve 1967 yıllarında adaya müdahale etmek istemiş ancak dönemin Amerikan Başkanı Lyndon Johnson’ın yazdığı, Türkiye’nin haysiyetini ve ittifak ilişkilerini zedeleyen o meşhur tehdit mektubu ve uluslararası konjonktür nedeniyle askeri harekatı ertelemek zorunda kalmıştır.
Sabrın son raddesine gelindiği eşik ise 15 Temmuz 1974 günü aşılmıştır. Atina’daki faşist askeri cuntanın doğrudan azmettirmesiyle, EOKA-B lideri Nikos Sampson adada kanlı bir darbe yaparak Makarios’u devirmiş ve “Kıbrıs Hellen Cumhuriyeti”ni ilan etmiştir. Bu darbe, adanın Yunanistan tarafından fiilen işgal edilmesi ve Türklerin tamamen yok edilmesi anlamına gelmekteydi. Bu ani ve tehlikeli gelişme karşısında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan liderliğindeki Türk hükümeti, vakit kaybetmeksizin diplomatik mekanizmaları çalıştırmıştır. Başbakan Ecevit, Garanti Antlaşması’nın getirdiği yasal yükümlülük gereğince derhal Londra’ya uçarak diğer garantör devlet olan Birleşik Krallık yetkilileriyle ortak bir askeri müdahale seçeneğini müzakere etmiş, ancak İngiliz hükümetinden olumsuz ve çekimser bir yanıt almıştır. Böylece antlaşmanın üçüncü maddesinin aradığı “birlikte hareket etme imkânının kalmaması” şartı hukuken ve fiilen yerine gelmiştir. Ankara’ya dönen Ecevit, Genelkurmay Başkanlığı ve Bakanlar Kurulu ile yaptığı tarihi toplantıların ardından askeri harekat emrini vermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1974 tarihli gizli oturum tutanakları satır satır incelendiğinde, meclis iradesinin bu harekatı bir işgal değil, bizzat çiğnenen uluslararası hukuku ve anayasal düzeni ihya etme hamlesi olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Tutanaklarda Başbakan Ecevit’in “Biz aslında savaş için değil barış için, yalnız Türklere değil Rumlara da barış getirmek için adaya gidiyoruz” şeklindeki tarihi hitabı, harekatın felsefi ve hukuki sınırlarını net olarak çizmiştir. 20 Temmuz sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri denizden ve havadan Kıbrıs’a ayak basarak soydaşlarının yardımına koşmuş ve ilk askeri safhayı başarıyla tamamlamıştır.
Birinci harekatın askeri hedeflerine ulaşmasının ardından, Birleşmiş Milletler’in ateşkes çağrısına uyulmuş ve sorunun diplomatik yollarla çözülmesi amacıyla Cenevre’de garantör devletlerin katılımıyla iki aşamalı bir barış konferansı toplanmıştır. Devlet arşivlerinde yer alan dışişleri kriptoları, heyet raporları ve gizli telgraflar, Cenevre görüşmelerinin perde arkasındaki oyalama taktiklerini bütünüyle deşifre etmektedir. Türk heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Turan Güneş, adada Türklerin can güvenliğini sağlayacak coğrafi temele dayalı federal bir çözüm modeli sunarken; Yunanistan ve Rum tarafı, Atina’dan gelen gizli emirler doğrultusunda askeri tahkimatlarını güçlendirmek ve zaman kazanmak amacıyla görüşmeleri sürekli erteleme, tıkanıklığa uğratma yolunu seçmiştir. Cenevre’de diplomatik yolların tamamen tükendiği, Rumların Türk köylerini kuşatmaya devam ettiği ve yeni katliam haberlerinin (Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde kadın, çocuk ve yaşlıların canlı canlı çukurlara gömülmesi gibi) Ankara’ya ulaştığı kriz anında, önceden planlanmış olan o meşhur parola devreye sokulmuştur. Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Cenevre’den Ankara’daki Başbakan Ecevit’i telefonla arayarak, görüşmelerin tıkandığını ve artık askeri seçeneğin kaçınılmaz olduğunu bildirmek üzere, daha önce mutabık kaldıkları o şifreli cümleyi aktarmıştır: “Ayşe tatile çıksın.” Bu parolada geçen “Ayşe”, Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in o sırada Cenevre’ye kendisiyle birlikte gelen genç kızı Ayşe Güneş’ten başkası değildir. Bu insani ve ailevi isim, uluslararası istihbarat ağlarının ve dinlemelerin dikkatini çekmemek, harekatın zamanlamasını gizli tutabilmek adına seçilmiş zekice bir şifredir. Bu parolanın Ankara’da alınmasıyla birlikte, 14 Ağustos 1974 sabahı ikinci barış harekatı başlatılmış ve Türk askeri adanın kuzeyinde bugün de geçerli olan güvenli sınırları çizerek soydaşlarının haklarını teminat altına almıştır.
Dönemin Cumhuriyet gazetesi, Milliyet, Hürriyet ve Tercüman gibi ana akım basın organlarının arşivleri, harekatın Türk kamuoyunda yarattığı büyük milli kenetlenmeyi ve ardından gelen uluslararası baskılara karşı sergilenen topyekûn direnci gün gün kaydetmiştir. İkinci harekatın ardından adada kalıcı bir huzur ortamı tesis edilmiş olsa da, batılı devletlerin Türkiye’ye yönelik siyasi ve askeri baskıları gecikmemiştir. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, Rum lobisinin yoğun faaliyetleri neticesinde 5 Şubat 1975 tarihinde Türkiye’ye karşı çok ağır ve kapsamlı bir askeri silah ambargosunu yürürlüğe koymuştur. Cumhuriyet devlet arşivinde saklanan Bakanlar Kurulu kararnameleri ve dışişleri raporları, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu haksız ambargoya karşı takındığı bağımsız ve tavizsiz devlet duruşunu ortaya koymaktadır. Türkiye, 25 Temmuz 1975 tarihli tarihi bir hükümet kararnamesiyle, adadaki Birleşmiş Milletler gözetimindeki insani görevler hariç olmak üzere, Türkiye topraklarındaki tüm Amerikan askeri üs, tesis ve dinleme istasyonlarının faaliyetlerini durdurmuş, buralardaki Amerikan bayraklarını indirerek tesislerin yönetimini tamamen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne devretmiştir. İncirlik ve Karamürsel gibi hayati öneme sahip üslerin kapatılması, Türk devletinin dış baskılar karşısında ulusal egemenliğinden ve Kıbrıs davasından asla ödün vermeyeceğini dünyaya ilan eden en somut hukuki vesikadır. Ayrıca bu ambargo, Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmak adına kendi yerli savunma sanayiini kurma kararı almasına vesile olmuş; ASELSAN, TAI ve HAVELSAN gibi stratejik kurumların temelleri bu dönemde atılmıştır. Netice itibarıyla, Osmanlı’nın fethinden Cumhuriyet’in kararlı duruşuna uzanan tarihi süreç, 1571’den 1974’e kadar Kıbrıs davasının bir işgal veya ilhak değil, tarihi bir mirasın, ahdi bir hukukun ve insanlık onurunun askeri ve diplomatik bir iradeyle yeniden ayağa kaldırılması olduğunu açıkça ispat etmektedir.
Umut Meriç Berberoğlu
Kaynakça
Akat, Ş. (2018). Osmanlı’dan cumhuriyete Kıbrıs’ın stratejik önemi ve hukuki durumu. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.
Alasya, H. F. (1964). Kıbrıs tarihi ve Kıbrıs’ta Türk eserleri. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.
Armaoğlu, F. (1984). 20. yüzyıl siyasi tarihi (1914-1980). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Arsava, A. (1988). Uluslararası hukuk açısından Kıbrıs sorunu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları.
Aydın, M. (2002). Üç deniz havzasında Türkiye’nin güvenlik politikaları: Karadeniz, Akdeniz ve Hazar. Doğan Kitap.
Bölükbaşı, S. (2001). Kıbrıs uyuşmazlığı. İmge Kitabevi.
Cumhuriyet Gazetesi Arşivi. (1974-1975 yılları arası ilgili nüshalar). İstanbul.
Denktaş, R. R. (1997). Kıbrıs davası. Ötüken Neşriyat.
Erim, N. (1975). Bildiğim ve gördüğüm Kıbrıs. Karacan Yayınları.
Fırat, M. (1997). 1960-1971 arası Türk dış politikası ve Kıbrıs sorunu. Siyasal Kitabevi.
Güneş, T. (1988). Cenevre günleri ve Kıbrıs’ın perde arkası. Bilgi Yayınevi.
Hürriyet Gazetesi Arşivi. (1974 yılı Temmuz ve Ağustos nüshaları). İstanbul.
Hasgüler, M. (2007). Kıbrıs’ta milliyetçilik ve milliyetçilikler. İletişim Yayınları.
İsmail, S. (1989). Kıbrıs sorunu ve Cenevre konferansları (1974). Akdeniz Yayıncılık.
Kürkçüoğlu, Ö. (1977). Garantörlük sistemi ve Kıbrıs barış harekâtı’nın hukuki dayanakları. Sevinç Matbaası.
Milliyet Gazetesi Arşivi. (1974-1975 yılları arası ilgili nüshalar). İstanbul.
Sertoğlu, M. (1955). Muhteva bakımından Başvekalet Arşivi. Türk Tarih Kurumu Basımevi.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı. Osmanlı Arşivi (Mühimme ve Tahrir Defterleri). İstanbul.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı. Cumhuriyet Arşivi (Bakanlar Kurulu Kararları ve Dışişleri Fonu). Ankara.
T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı. (1975). Amerikan ambargosu ve Türkiye’nin aldığı ekonomik-askeri tedbirler raporu. Başbakanlık Basımevi.
Tercüman Gazetesi Arşivi. (1974-1975 yılları arası ilgili nüshalar). İstanbul.
Türkiye Büyük Millet Meclisi. (1974). TBMM Gizli Oturum Tutanak Dergisi (Cilt 13). TBMM Basımevi.
Yılmaz, S. (2005). Türkiye’nin Kıbrıs politikası (1950-1974) (Yayımlanmamış doktora tezi). Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara.



