AMERİKAN BASININDA İZMİR YANGINI VE SONRASI (1922) 3/8

Mark O. Prentiss’in İzlenimleri

“Bir Şehrin Yok Oluşunun Hikâyesi”

İzmir’deki Yakındoğu Yardım Kuruluşu özel temsilcisi Mark O. Prentiss ile 17 Eylül’de İstanbul’da yapılan söyleşiyi 18 Eylül 1922 tarihinde özel haber olarak yayınlayan The NYT, Prentiss’in “Bu hikâye, Yunan birlikleri ayrılırken benim ulaştığım gün ile ayrılmak zorunda bırakıldığım gün arasındaki İzmir’in yok oluşunun hikâyesidir” ifadelerini başlık haline getirerek okuyucularının dikkatine sunmuştu. Prentiss anlatımında, henüz Türk ordusu İzmir’e girmeden önce, Yunanlıların şehri boşaltmaya başladıkları 8 Eylül Cuma günü İzmir’e geldiğini, Yunan ordusunun kara ve deniz yoluyla kaçışına şahit olduğunu, kaçarken geride kalan sivilleri ateş açmak için silahlandırdıklarına dair birçok söylentinin var olduğunu, Yunanlı doktor ve hemşirelerin hastaneleri terk edip kaçtıklarını ifade ediyordu.

Prentiss, Polyzoides’in iddialarını yalanlar şekilde, Türk ordusunun 9 Eylül’de İzmir’e girişini ve Türk askerinin yaklaşımını şu şekilde anlatıyordu; “Cumartesi öğlen vakti Türk süvarileri, Türk nüfusunun çılgınca alkışları arasında, diğerlerinin sessiz kaldığı bir ortamda, mükemmel bir disiplinle şehre girdiler. Onlar, Amerikan Konsolosluğu yakınında bir caddeden geçerken, tanınmış bir otelden fırlatılan bir bomba ikinci komutan olan bir Türk subayına geldi, fakat patlamayı başaramadı. Aynı yerden fırlatılan ikinci bir bomba patladı ve birkaç Türk subayı ciddi şekilde yaralandı. Askerler yaylım ateşi açtılar ve daha sonra otele girerek bomba atanları tutukladılar, daha sonra bunlar resmi olarak yargılandı ve cezaları infaz edildi.

Yönetim, Hükümet Binası’nda devralındı. Binaya girdim ve yaralı subayla röportaj yaptım ve o subayın askerlerine şu şekilde hitap edişini duydum: ‘Bir katil tarafından bana saldırılırken benim davranışımı gördünüz. Siz, benim askerlerim de aynı şekilde yapmalısınız. Yunanlılar bu ülkeyi mahvettiler ve dünyada duyulmamış iğrençlikler yaptılar. Fakat biz farklı olmalıyız. Yasa ve emir muhafaza edilmelidir’”.

Özel temsilci Mark O. Prentiss, beraberindeki Kızılhaç temsilcisi Bnb. Davis, Yakındoğu Yardım Kuruluşu’ndan Jaquit ve Yüzbaşı Hepburn ile birlikte Askeri Vali’yi ziyaret ederek Kızılhaç ile Yakındoğu Yardım Kuruluşu’nun hizmetlerini anlattıklarını, sivillerin ve mültecilerin korunması ve okul, kamp, hastane gibi yerleri Türk askerinin koruması konusunda garanti istediklerini, her isteklerinin mükemmel bir işbirliği ile garanti edildiğini belirtiyordu. Aynı gün İzmir’e beş on bin askerin girdiğini, gece de başıbozuklar ve çeşitli ülke vatandaşları tarafından yapılan hatırı sayılır bir yağmalama olduğunu, bütün gece silah atışları duyulduğunu anlatan Prentiss, ertesi sabah şehirde yaptığı incelemede esaslı ipuçları bulduğunu ve Ermeni mahallesinde geniş bir yağmalama hareketi gördüğünü, 35 ölü erkek ve iki kadın saydığını, ilerleyen gün ve gecede de yağmalamanın çoğaldığını söylüyordu. Çarşamba sabahı durumun sakinleştiğini ve herkesin en kötünün geçmişte kaldığına inanmaya özendirildiğini, Türk memurlarının zamanında geldiklerini ve durumun başarılı şekilde idare edileceğini söylediklerini anlatan özel temsilci, Türklerin öncelikle insani davranışlar içinde olduklarını ifade ederek şöyle devam ediyordu; “Ben şahsen Türk subaylarının yaralı yaşlı bir kadına hastane için eşlik ettiklerini gördüm. Ölmek üzere olan Ermeni ve Yunanlılara yiyecek ve su veren Türk askerlerini gördüm. Mahkûmlara vahşice davranışı nedeniyle genç subayları tutuklayan yöneticiler gördüm. Onun mahkûmlara vahşice davranışı nedeniyle bazı subayları şahsen tutukladığı yerde ben, Kazım Paşa ile görüşme yapıyordum. Bundan dolayı herkes Türklerin, katliam olmaksızın askeri işgalin yeni bir örneğini tesis etmeyi tasarladığını anladı”.

Prentiss, The NYT’ın özel haberinde İzmir’deki yangını ve akabindeki mülteci hareketlerini de şu ifadelerle dile getiriyordu; “Yangının patlak verişi, Çarşamba öğlen, kıyıya iki mil mesafede gerçekleşti. Bütün öğleden sonra boyunca halk limana aktı ve gece de köpürmüş, çabalamış ve korkmuş bir şekilde rıhtımın girişinde yığıldı, karanlık bir şerit boyunca iki millik bir bölgede tahminen 250 bin insan toplandı. Amerikalı Yüzbaşı Hepburn, zırhlıların mültecileri götürmesiyle bütün Amerikalıların şehri boşalttığını belirtti. Bu işlem öğleden sonra saat üçte, büyük zorluklar altında, kusursuz bir düzende yapıldı. Daha sonra yangın, bir buçuk millik bir alanı kapladı ve denizin kenarına doğru direk olarak esen, bu ülkede bilinen yaz ortasındaki en güçlü rüzgâr ile yelpazelendi. Bütün denizciler kıyıdan çekildiler ve bütün Amerikalı siviller yaklaşık gece yarısına kadar gemilere alındılar. Tam olarak savunmasız durumdakilere daha fazla yardım yapabilmek için, tarihteki en büyük felaketlerden birinin 600 yarda mesafesinde bulunduk… Tam olarak 250 bin insan yanarak, boğularak, daha da kötüsü, daha sonra açlıktan öldü. Birçoğu denize atmaya zorlandı veya kendisi atladı. Bazıları botlara yüzebildi. İtalyan, Fransız, İngiliz, Hollanda ve Amerika bandıralı bütün gemiler kurtarma operasyonu yapmaya başladı. Küçük bazı botlar da kurtarma operasyonuna ellerinden geleni yaparak katıldı. Pek çok insan kendini, suya batırılmış ve limana dağıtılmış kilimleri kullanarak kurtardı.

Bu süreçteki mal ve can kaybını tam anlamıyla ölçebilmek mümkün değildir, fakat eminim ki bu sayı çok büyük. Perşembe ve Cuma günü boyunca seyreltme süreci devam etti, mülteciler yok oldu. Yapılan bir araştırmada, bu yok olup dağıtılan mültecilerin iç kısımlara, muhtemelen mülteci kamplarına doğru yönlendirildikleri ortaya çıkartılmıştır. İnancım bu yöndedir ki bu mülteciler, bu yıkılmış eski kamplara, yavaş yavaş açlıktan ölsünler diye gönderilmişlerdir. Yüzbaşı Powell yönetimindeki Edsall destroyeri, aklın sınırlarını zorlayacak derecede bir durumda olan 700 mülteciyi alıp Selanik’e götürmüştür.”

Prentiss, yangın şehrin Yunan bölgesine ulaştığında, sesten anlaşıldığı üzere, sekiz saat boyunca pek çok cephane patlamaları meydana geldiğini, sürekli aralıklarla devam eden irili ufaklı patlamalar ve ufak silah sesleri ve kimi bölgelerdeki büyük bomba patlamalarının Yunan sivil halkın tüm askeri silah ve mühimmatları kendi evlerinde depoladıklarını gösterdiğini belirtiyordu. Bu da aslında, Prentiss’in duyduğunu belirttiği “Yunan ordusunun kaçarken geride kalan sivilleri Türklere karşı ateş açmak için silahlandırdıklarına dair” ortaya çıkan söylentilerin de bir kanıtı olarak kabul edilebilir. Özel temsilci Prentiss’in anlatımı, “Askeri Yönetim, bana idamlar ile ilgili tam ve eksiksiz kanıtlar vereceğine söz verdi. Onları görmemi ve tüm istatistikleri bana vermeyi kabul etti. Vatan hainleri ve casusların idamı ile ilgili askeri prosedüre tam bir şekilde uyduklarını açıkladılar. Şu ana kadar yapılan idamların sayısının fazla olduğuna inanmak için nedenlerim vardı. Her şeyi göz önüne aldığımızda, sokaklarda öldürülenlerin sayısı çok düşüktü” ifadeleriyle devam ediyordu.

The NYT’daki özel söyleşi, Prentiss’in son bir değerlendirmesiyle tamamlanıyordu; “Mevcut durumu ve bu duruma neden olan tüm sebepleri tartıştıktan sonra, benim fikrimce Yunanlılar ve Ermeniler Türkiye’den tahliye edilene kadar barış asla sağlanamaz. Tüm yüksek dereceli Türk subayları da bu görüşümde hemfikirler ve bir an önce bunun sağlanması için uğraşıyorlar. İzmir’de problem, 500 bin insanın beslenmesi ki şu an bilinen hali ile 100 mil çevresinde hiçbir yiyecek maddesi yok ve tüm tren yolu irtibatı yok edilmiş durumda. 200 bin mültecinin durumu ise en üst seviyede acınacak halde. Eğer deniz yolu ile yiyecek gelmezse, hepsinin 3 hafta içinde ölmesi kesin. Kemal Paşa, ordusunun 8 gün içinde İstanbul’a ulaşacağını duyurdu. Görüş belirten tüm Türk subay ve askerleri İngilizlere ulaşmaya sabırsızlandıklarını belirttiler”.

19 Eylül tarihinde The NYT, Prentiss’in açıklamalarını “Smyrna Bugün Salgın Hastalık ve Kıtlıkla Karşı Karşıya” başlığı ile yayınlamaya devam ediyordu. Yazıda Prentiss, 250 bin kişilik yiyeceğe ihtiyaç olduğunu ve iki hafta içinde sayının ikiye katlanacağından korkulduğunu belirtiyordu. Haberde, Prentiss’in İstanbul’a Smyrna’dan 500 yetim mülteciyle savaş gemisi Litchfield’le geldiği, İstanbul’daki sivil nüfusu oldukça gergin ve panik halinde bulduğu ve abartılmış hikâyelerin Türk ordusunun yaklaşması ve kayda değer bir bozgun tehlikesiyle daha da artmakta olduğu belirtiliyordu.

İzmir’deki durumun korkutucu biçimde ilerlemekte olduğunu ve genellikle güvenilir bir kaynağın doğrulanmamış bir söylemiyle, orada salgın hastalığın baş gösterdiğinin söylenildiğini ifade eden Prentiss, konuyu araştırmak için geri döneceğini de vurguluyordu. Prentiss, İzmir izlenimlerini anlatmaya şu şekilde devam ediyordu; “Çorak ve ıssız tepeli taşra iç bölgelerinde binlerce mülteciyi koruyan Türk muhafızları gördüm. Üst düzey bürokratlar, Yunanların ve Ermenilerin istenmediğini ifade ediyor ve onların sınır dışı edilmelerinde ısrar ediyor. Amerikan eğitimi ve misyonerleri istenmemekteydi. Büyük bir milliyetçi ruhun varlığı her yerde görülmekte. En büyük hüzün, İngilizlere karşı yöneltilmişti. Her yerdeki üst düzey bürokratlar ve diğer insanlar bana sıcak ve dostça selam verdiler”.

Haber, “Eleştiri Türkleri Çileden Çıkarır Denir” ve “Türkler Amerikalı Denizcileri Kurtardı” alt başlıklarıyla Prentiss’in İzmir’deki Türk subayları hakkındaki görüşlerini yansıtan ifadelerle devam ediyordu. “Yanmakta olan Smyrna, dünyanın en büyük trajedisi olarak listede yerini alacak ve öyle görünüyor ki tarihçiler sorumluluğu birilerine biçecek. Uzun süre devam eden geniş çaplı eleştirilerle birlikte, Yunanların sivilleri subayların kontrolü altında silahlandırma hareketi Türkleri çileden çıkardı. Subaylar emirleri uygulamak için çaba sarf ettiler ve (şehri) problemsiz ele geçirmeye çabaladılar.

Çarşamba ve Perşembe günü sahildeki görüntüler, anlatılanın ötesindeydi. İşkence ve acının seviyesi akşam üzerine kadar sürmüş ve 12 saatte son haddine ulaşmıştı. Çeyrek milyon çığlık atan, acı çeken, ölmekte olan insanın önünde su varken, arkadan da ateş yaklaşmaktaydı ve hepsi Türk makineli silahlarının yan kanatlarda olduğuna ve süvarilerin kılıçlarıyla kuşandıklarına inanmıştı. Acı çığlıkları ve dehşet çığlıkları deniz ötesinden duyuldu. Yüzlercesi ya suya düştü veya atladı. Kendim bir araştırma yaptım ve iskeledeki askeri birliğin düzenlenmiş toplu katliam yaptığına dair hiçbir şey bulamadım….

Korkunç çelişkiler her yerde farklılık göstermekte. Kritik bir saat süresince için için kızan taşkın kalabalık, denizdeki bazı Amerikalı denizcilerin bizim küçük botlarımıza hücum etme girişimiyle etrafını sarıyordu. Hoş giyimli kıdemsiz bir Türk subayı bana yaklaştı ve beni selamladı. Mükemmel bir İngilizceyle konuştu:

“Yardım edebilir miyim?”

“Elbette” diye cevapladım.

Hemen ardından onun emirlerini uygulayan bir düzine Türk askeri kendinden geçmiş kalabalığı bastırdı ve hiç şüphesiz kritik bir durumu kurtardı. Selam durdu, gelecekte daha hoş karşılaşma umudunu ifade etti ve ayrıldı.

Bende gerçek cinayetlerin, ceset topluluklarının, talan edilmiş evlerin ve yağmalarla yüklenmiş subay otomobillerinin birçok fotoğrafı var.

Çok sayıda insan ve oldukça fazla önlemle gözdağı verilmiş iki subaydan oluşan tim tarafından ansızın yakalandığımda, mahvolmuş Ermeni bölgesini incelerken yalnızdım. Ölümü bekledim. Kameramı atmadım, işaret dilini kullandım ve grup fotoğrafı ricasında bulundum. Sadece iyi bir resim değil ayrıca hizmet için uzun süre devam eden bir fırsat elde ettim.

Her yerdeki Türk korumalar insan gruplarını koruyordu. Genel izlenim idam edilecekler gibiydi, ama bence mahkûm toplama kampına gitmekteydiler. Mahkûmları işte çalıştırma niyetinde olduklarını düşünüyorum ama bunu araştıracağım.”

Prentiss’in İzmir’deki gözlemlerinde elde ettiği bulguları aktardığı haber, The NYT’ın 24 Eylül 1922 tarihli nüshasında “Türk Askerlerinin İstanbul’a! İstanbul’a! Haykırışı” başlığıyla veriliyordu. Israrlı itirazlar üzerine, Türk yetkililerin Yunan bayrağı dışında başka bir bayrak çekmeleri şartıyla Yunan gemilerinin İzmir limanına girip askerlik çağındaki erkekler hariç tüm Hıristiyanları tahliye etmesini kabul ettikleri bildirilen haberde, bir saatlik mesafede bulunan Midilli’ye neredeyse bir feribot servisi düzenlenmiş durumda olduğu, Midilli’de geçici bir toplanma kampı bulunduğu ve Yunanlı yetkililerin daha sonra buradan daimi evlere aktarma konusunda samimi işbirliği garantisini verdikleri bildiriliyordu.

Haber Prentiss’in ifadeleriyle; “Şehrin ve civarının ilk sivil incelemesini yaptım ve şartların giderek daha da kötüleştiğini gördüm. Bulaşıcı hastalık salgını yoksa da hastalık çok yaygın. Muhtaç kişi sayısı şu an benim ilk tahminlerimin üzerinde olup, artmaya da devam ediyor.

Sivil halka karşı resmi tutum şöyle: 15 ile 50 yaş arasında görünen her erkek tutuklanıp bir esir kampına konuluyor, üstü aranıp soyuluyor (parası pulu alınıyor) ve çoğu kez dövülüyor. Yetkililer bunların hepsinin savaş esiri olarak muamele görmesinde ısrar ediyorlar.

Sokaktaki kadın, çocuk ve yaşlı erkeklerle toplama kamplarındakilerin ve etrafta saklananların durumu tarif edilemez biçimde acınası haldedir. Bunların yüzlercesi sokaklarda ve açık alanlarda birbirlerine sokulmuş, sefil halde beklemekteler. Her gece bu kişilerin yanına askerler ve eşkıyalar gelip kurbanlarının ellerinde olan varlıklarını tekrar tekrar zorla almaktadırlar.

Bana göre kanıtlaması tamamen imkânsız olsa da kadınlara yapılan tecavüz ve sonrasında onların hunharca öldürüldüklerine dair yüzlerce korkunç söylenti duydum.

Bugün mükemmel biçimde donatılmış büyük çaplı bir atlı birliğin mükemmel bir düzen içinde kuzeye doğru hareket ettiğine şahit oldum. Ulusal marşlarını söyleyen mızraklı süvarilerden yeni bir Türk ordusunun ortaya çıktığı izlenimini edindim. Komutanlar askerî geçidi selamlıyorlardı. Çok sayıda asker ‘İstanbul’a, İstanbul’a’ diye haykırıyordu” şeklinde devam ediyordu.

Prentiss haberde, Kemalist İçişleri Bakanı Fethi Bey’in “geri çekilen Yunan ordusu tarafından işlenmiş şimdiye kadar örneği görülmemiş gaddarca zulüm sonucunda Yunan ordusu, Türklerle Yunanlılar arasında kendine özgü bir savaş biçimi ortaya koymuştur. Bundan önceki barış içinde yaşama ve karşılıklı ticari ilişkiler artık asla mümkün olmayacaktır” şeklindeki açıklamalarına da yer veriyordu.

TURGAY BÜLENT GÖKTÜRK

The New York Times, 18 Eylül 1922 (17 Eylül İstanbul kaynaklı özel haber)
2 The New York Times, 19 Eylül 1922 (18 Eylül İstanbul kaynaklı haber)
3 The New York Times, 24 Eylül 1922 (23 Eylül 1922, İstanbul üzerinden İzmir kaynaklı haber)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir