RUM ORTODOKS KİLİSESİ’NİN KIBRIS’TAKİ KARAR ALMA SÜREÇLERİNDEKİ ETKİSİ (6)

İngiliz Yönetimi Döneminde Kilise (DEVAMI)

Zaimis başkanlığındaki Yunan hükümeti ve Kral Konstantin , savaşa girmeyi kabul etmeyerek, bu teklifi reddetti. İngilizler’in, koşullu olarak Kıbrıs’ı Yunanistan’a verme önerisi, bu koşulun belirlenen kısa süre içerisinde yerine getirilmemesi nedeniyle geri çekilmiş ve bir daha da yinelenmeyecek şekilde ortadan kalkmıştı. Ancak kilise ve Kıbrıslı Rumlar, İngiltere tarafından böyle bir öneri yapılmış olmasını, kendi emellerinin meşruluğunun resmen tanınması şeklinde değerlendirdiler. Başpiskopos Kirillos ve meclisin Rum üyeleri, 26 Kasım 1915 tarihinde İngiliz Sömürge Bakanı’na bir telgraf göndererek; “Kıbrıs’ın anavatanı Yunanistan’a restore edilmesi için yapılan alicenap teklifi, derin coşkuyla öğrendiklerini ve başpiskoposun başkanlığında toplanarak İngiliz hükümeti ve onun liberal ve Helen dostu duygularına karşılık teşekkürlerini ve Kıbrıslılar adına şükranlarını” ifade ettiler .

Kilise ve Rum Toplumu, Birinci Dünya Savaşı süresince de Enosis çabalarına hız kesmeden devam ettiler. 1918 yılı başlarında Venizelos’un davetlisi olarak Yunanistan’a giden Kıbrıs Piskoposu Medaxakis, Atina Metropoliti yapıldı ve Enosis kampanyalarını örgütlemeye başladı .

Birinci Dünya Savaşı’nın İngiliz ve müttefiklerinin lehine sonuçlanacağı, böylece son anda savaşa katılan Yunanistan’ın da zafer kazanan ülkeler arasında olacağı, Osmanlı İmparatorluğu’nun ise Almanlarla birlikte yenilgiye uğrayacağı olasılığı kesinleşmek üzereydi. Bu olasılık, doğal olarak Kıbrıs’ta kilisenin Enosis emellerini daha da kamçıladı ve umutlarını arttırdı . Nitekim beklenildiği gibi Osmanlı’nın savaştan mağlup olarak çıkması ve müttefiklerle Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra da müteakiben yapılacak barış anlaşmasında, müttefiklerin Osmanlıyı kendi istekleri doğrultusunda paylaşmanın yollarını saptamak üzere gerçekleştirdikleri Paris Konferansı’nı, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını sağlama yolunda büyük bir fırsat olarak gören Başpiskopos Kirillos ve diğer Rum liderleri harekete geçtiler. Ada’nın her yanında kilise önderliğinde Enosis kararı alan halk toplantıları düzenlediler. 3 Kasım 1918 tarihinde, Sen Sinod Meclisi Başpiskoposluk binasında, Yasama Meclisi’nin Rum üyelerinin de katılımıyla, olağanüstü bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda, Londra’da hükümet ve siyasi çevrelere Enosis konusunda baskı yapmak üzere Başpiskopos Kirillos başkanlığında bir heyetin gönderilmesine karar verildi. Başpiskoposla birlikte dokuz kişiden oluşan heyet, 3 Ağustos 1919’da Sömürgeler Bakanı LordMilner tarafından kabul edildi. Kabulde, başpiskopos tarafından İngiliz bakana hitaben bir metin sunuldu. Bu metinin özünü, Ada’nın Yunanistan’a ilhakı yani Enosis’in gerçekleşmesi zamanının geldiği konusu teşkil ediyordu. Heyet bu görüşme sonunda Sömürgeler Bakanı’ndan istediği olumlu cevabı alamadı .

16 Ağustos 1919’da da bütün Rum piskopos ve belediye başkanlarının imzaladığı bir muhtırayı İngiliz Sömürgeler Bakanı’na göndererek Enosis talebini yinelediler. Bu arada Kıbrıs’ta, heyetin İngiltere’deki faaliyetlerine destek vermek amacıyla Rumlar tarafından büyük Enosis mitingleri düzenlenmeye ve bu mitinglerde alınan ilhak kararlarının Londra’ya iletilmesine başlandı. Londra’daki heyete başkanlık eden Başpiskopos Kirillos’un Ada’daki vekili Baf Piskoposu, Rum köylerine mektup göndererek her köyden seçilen birer temsilcinin Lefkoşa’da Başpiskoposluk Sarayında yapılacak olan toplantıya katılmasını istedi. 12 Ekim 1919’da yapılan toplantıda alınan karar, Rum halkının tamamının Enosis’i desteklediği yönündeydi. Söz konusu toplantıyla ilgili olarak Kıbrıs’taki İngiliz yönetiminin Londra’ya gönderdiği raporda, miting ve toplantının bir halk hareketi olduğu iddiasının, başpiskopos vekilinin çağrısı ile Başpiskoposluk Sarayı’nda yapıldığı dikkate alındığında gerçekle bağdaşmadığı belirtilmekte idi .

14 Kasım 1919’da Londra’daki Rum heyetinin sunduğu yeni bir muhtıraya, İngiliz Başbakanı verdiği yanıtta, “Ortadoğu’daki durumun henüz karışık ve belirsiz olduğunu, bu nedenle bu aşamada Kıbrıs konusunda bir karar alınamayacağını” belirtti. Lloyd George’nin bu yanıtı üzerine hayal kırıklığına uğrayan Rum heyetinin Başpiskopos Kirillos ve Theodotou dışında kalan üyeleri, bir yıllık bir sürenin sonunda, Aralık 1919’da Ada’ya döndü. Londra’da aradığını bulamayan bu üç kişilik ek heyet de 1920 yılı sonunda Kıbrıs’a geri döndü. Zaten bu arada, 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması ile Kıbrıs’ın İngiliz egemenliği altında kalması kabul edilmiş bulunuyordu.

Bu arada, Anadolu’daki Yunan birliklerinin Afyon’a kadar ilerledikleri ve Ankara önlerine geldikleri ve İngiltere’nin Rum heyetlerinin Enosis isteklerine karşı çıktığı günlerde, piskoposlar ve papazlarla birlikte, öğretmenler ve okullar da devreye sokularak toplantılar düzenlendi, Enosis kararları alındı, hükümete telgraflar ve muhtıralar yağdırıldı. Rumların protesto ve kışkırtıcı hareketleri, 1920 yılında Yasama Meclisi’nden istifalar ve daha sonra da seçimleri boykot şeklinde devam etti.

Yunanlılar’ın Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklanışının 100. yıldönümü olan 25 Mart 1921’de kilise önderliğindeki Kıbrıslı Rumlar kışkırtmalarını daha da arttırdılar. Kiliselerde yaptıkları toplantılarda, sözde “İlk EnosisPlebisiti”ni yaparak, ilhak yönünde bir kararı onayladılar ve İngiliz yönetimine başvurarak Enosis talep ettiler.

1920’de Rum üyelerin Yasama Meclisi’nden istifa etmelerinden sonra, başpiskoposun başkanlığında bir “Rum Ulusal Meclisi” kurulmuş ve ilk faaliyet olarak her zaman olduğu gibi “Enosis kararı” almıştı. Bu meclisin aldığı bir diğer karar ise, seçimlerin boykot edilmesiydi. Bu kararın gereği olarak 4 Kasım 1921 seçimlerinde Kıbrıslı Rumların hiçbiri aday olmadı ve bu protesto 1923 yıluna kadar devam etti. 4 ve 5 Aralık 1921’de Rum Ulusal Meclisi, Hükümete karşı pasif direnme kararı aldı ve Ulusal Meclis’in yerine 46 üyeli “Ulusal Konsey” oluşturuldu . Burada dikkat çekici olan konu, başpiskoposla piskoposların ve Cikko Manastırı keşişinin, bu meclisin atanmış üyeleri olması idi. Diğer üyeler ise seçimle göreve gelmişlerdi. Bu ayrıntı bile, tarihsel süreç içerisinde Rum Ortodoks Kilisesi ve din adamlarının Kıbrıs politikalarındaki yerini vurgulaması bakımından önem arzetmektedir. Ulusal Konsey’in de 16 Mart 1922’de yapmış olduğu ilk toplantısında yapmış olduğu ilk iş, Enosis kararı almak ve bu kararın da başpiskopos tarafından Yüksek Komiser’e bildirilmesi oldu.

Bu arada Anadolu’da devam eden Türk Kurtuluş Savaşı’nın 9 Eylül 1922’de Türk Ordusu’nun İzmir’e girişi ve Yunan Ordusu’nun ağır yenilgisiyle son bulmuş olmasına karşın, Kıbrıs’ta bu olaydan yeterli sonuç çıkaramayan kilise ve Rum yöneticileri bildikleri doğrultuda çalışmaya devam ediyorlardı. 22 Aralık 1922’de Başpiskopos Kirillos, Sömürgeler Bakanı’na gönderdiği muhtırada, Ada’da özerk bir yönetim kurulmasını, Ada halkının temsil edildiği Yasama Meclisi dışında Yürütme Konseyi ve diğer yönetim mekanizmalarında da nüfusları oranında katılım istiyordu. Bu durumda nüfus oranları esas olacağından, Rumların çoğunluğu oluşturmaları nedeniyle her türlü idari ve siyasi yetki ellerine geçmiş olacaktı . Böylece, Enosis gerçekleşinceye kadar özerk yönetime sahip olacaklardı.

10 Mart 1925’de, Kral V. George’un imzaladığı ihtira beratı (letters patent) ile Kıbrıs, İngiliz Taç Kolonisi (CrownColony) ilan edildi ve Yüksek Komiserlik yerine, aynı zamanda Kıbrıs’ın Başkomutanı olarak da kabul edilen “valilik makamı” tahsis edildi . Başpiskopos ve diğer Rum liderler, Ada’nın Taç Kolonisi olmasına ve yeni Anayasa’ya tepki gösterdiler. Çünkü yeni Anayasa’da Rum meclis üye sayısı artmış olmakla birlikte, resmi üye sayısı da arttığı için, eşit oy durumunda İngiliz Vali, meclis başkanı olarak ayırt edici oy hakkını kullanacak ve bu durumda Rumlar azınlığa düşecekti. Ayrıca, yeni Anayasa İngiliz tahtına kesin sadakati öngörüyor, bu da Rumların Enosis istemlerine ters düşüyordu. Bu durum karşısında başpiskopos ve Rum liderler, protesto eylemleri başlattılar ve 1 Mayıs 1925 tarihinde Sarayönü’nde yapılan Taç Kolonisi ilan töreninde Başpiskopos Kirillos, Lefkoşa Kaymakamı Hart-Davis’e, Sömürgeler Bakanlığı’na hitaben, “Ada’nın Helen halkının değişmez ve alev alev tutuşan arzusu, anavatan Yunanistan’la birleşmektir ve daima böyle kalacaktır” yazılı bir protesto mektubu verdi. 21 Mayıs’ta Sömürgeler Bakanlığı’nın, başpiskoposun bu protestosuna yanıt verilmesi maksadıyla, Valiye verdiği direktif gereğince, 12 Haziran’da Vali adına Sömürge Müsteşarı’nın Başpiskopos Kirillos’a verdiği yanıt; “Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi konusu, nihai şekilde kapanmıştır ve yeniden açılamaz” ifadelerini içeriyordu.

1926 yılında ilk valiStevenson’un yerine, Sir Ronald Storrs atandı. Yaklaşık altı yıl valilik yapan Storrs’un dönemi Ada’daki gelişmeler bakımından Kıbrıs tarihinde önemli bir yer tutar. Yeni valinin Yunan hayranı olduğu inancı içindeki kilise ve Rum toplumunda İngiliz yönetiminin de politikasının değişeceği ve Enosis’ingerçekleşeği konusunda yeni umutlar oluştu. Bu maksatla yeni Vali’yi etkileme çabaları çok gecikmeden başladı. Başpiskopos Kirillos, Ada’nın tüm toplum ileri gelenlerinin hazır bulunduğu Vali’nin yemin törenine, protokolde geleneksel olarak müftü’ye öncelik verildiği gerekçesiyle katılmadı. Törene katılmış olsaydı, müftünün bu üstünlüğünü kabul etmiş sayılacağını düşünmekteydi . Başpiskopos, törene katılmamakla birlikte, Vali’ye bir de mektup gönderdi. Bu mektupta, Enosis isteklerini yineledi. Vali Storrs, Enosis ve daha liberal yönetim konusunda Rumların arzularını tam olarak karşılayamamış olmakla birlikte, protokol sıralamasında müftüye öncelik verilmesi geleneğini değiştirdi . Böylece 1928’den itibaren başpiskopos, protokol sıralamasında müftüden daha öne alındı ve kilise bir konuda daha isteklerini gerçekleştirmiş oldu.

23 Mart 1929 tarihli Elefheria gazetesinde, Yasama Meclisi üyesi Theodotou imzasıyla çıkan “Enosis Savaşımı Programının Maddeleri” başlıklı bir yazı, bu tarihten sonra Enosis mücadelesinin kilise önderliğinde daha ciddi bir organizasyonla yürütüleceğinin bir göstergesi oluyordu. Bu programın maddelerinde, Enosis savaşımında Rum toplumunun her kesimi için verilmesi zorunlu katkılar belirtiliyordu. Bu programa göre, kiliselerin her birinin yılda beş sterlin, diğer dinsel kuruluşların ve manastırların yılda toplam 300 sterlin katkıda bulunmaları, maddi durumu uygun olan tüm kişilerin maddi olanakları ölçüsünde ve yılda üç sterlinden aşağı olmamak üzere katkıda bulunmaları, bütün çiftçilerin ve 18 yaşından büyük diğer köylülerin de yılda bir şilin katkı yapmaları ve bütün bu katkıların başpiskoposluğa verilmesi öngörülüyordu. Gazetede ilan edilen ve uygulamasına hemen başlanılan bu program bile kilisenin Enosis ve Kıbrıs politikalarındaki etkinliğini göstermesi bakımından yeterlidir.

İngiltere’de 1929 yılında yapılan seçimlerde tekrar İşçi Partisi iktidara geçti. Bu da her zamanki gibi Rumların Enosis hayali için umut tazelemelerine gerekçe oldu. Malum istemlerini, başpiskoposun önderliğinde oluşturdukları bir heyet ile yeni İngiliz hükümetine 20 Temmuz 1929’da bir muhtıra ile sundular.

1930 yılı, Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığını kazanışının 100. yıldönümü idi. Bunu fırsat bilen Rumlar, Ada’da birçok taşkın kutlamalar sergilediler. Rumların Mayıs 1930’da bu kutlamalar kapsamında, kilisenin önayak olmasıyla, beşyüze yakın imzalı dilekçe ile İngiltere’ye “Kıbrıs’ın tüm Rum nüfusunun Yunanistan’la birleşme kararı”nı bildiren bir mektup gönderdiklerini görüyoruz . LordPassfield, bu mektuba 23 Temmuz 1930 tarihli yazıyla verdiği yanıtta; “Daha önce söylediklerime bir ekleme yoktur. Majestelerinin hükümeti Kıbrıs’ın Yunanistan’a bırakılması isteğine boyun eğemez” diyordu .

15 Ekim 1930’da Ada’da yapılan seçimlerde Rumlar, aralarında KitiumPiskoposu’nun da bulunduğu, Enosis yanlısı ve aşırı milliyetçi adayları seçtiler. Seçim dönemi de Sömürgeler Bakanlığı Müsteşarı Dr. DrummondShiels’in Kıbrıs’a geldiği güne rastlamıştı. Shiels’in geçeceği tüm yollar, Yunan bayrakları ve “Enosis” yaftalarıyla donatılmıştı. Kalabalığın artması için çarşı ve okullar kapatılmıştı. Kilise çanları da çalınarak halkın toplanması teşvik ediliyordu. Ada’da kaldığı 9 günlük zamanda, Shiels’e Ada’nın her yanından Enosis telgrafları gönderildi. 20 Ekim günü, Rum Başpiskoposu ile Sen Sinod Meclisi üyeleri, diğer piskoposlar ve ulusal örgüt temsilcilerinin hazırladığı yeni bir muhtıra, Shiels’e sunuldu . Aynı gün meclis toplantısında söz alan Kitium Piskoposu NikodemosMilonas, “Ulusal hürriyetlerinin gerçekleşmesi için arzuladıkları Enosis’in kapanmasının düşünülemeyeceğini, kendilerinin tek arzularının Yunanistan’la birleşmek olduğunu” belirten bir konuşma yaptı. Daha sonra Başpiskopos, Shiels’e 10 Kasım 1930’da bir mektup yazarak, “Yunanistan ile birleşmenin Kıbrıs halkının vazgeçilmez arzusu olduğunu” ifade etti .

Ada’da kilise ve onun yönlendirdiği bazı gurupların Enosis’i gerçekleştirmek adına her şeyi göze aldığının ve bu amacı gerçekleştirmek için kendi halkı üzerinde ne şekilde bir baskı uyguladığının bir örneğini de Vali Storrs’un Nisan 1931’de, Koloniler Bakanlığına gönderdiği mesajında görüyoruz. Storrs, bazı Kıbrıslı Rumlar tarafından kendisine gönderilen “İngiliz yönetimine olan bağlılıklarını belirterek, kendi soydaşlarından bazılarının Rum toplumu üzerinde Enosisçi doğrultuda davranmaları için baskıda bulunduklarından şikayeteden” mektupları eklediği mesajında, konuyla ilgili değerlendirme ve gözlemlerini şu şekilde açıklıyor; “Kilise tarafından korunan ve teşvik edilen güçlü bir grup, gerçekten içtenlikle Yunanistan’la birleşmeyi arzu etmektedir… Bu siyasal grubun güçlü olduğu yerler kentlerdir ve basınla politikacılar bu grubun denetimi altındadır… Ancak, Enosis isteği, kırsal nüfus tarafından dile getirildiği zaman bilinmelidir ki bu, yapaydır. Fakat durumu böyle belirtmek, aslında böyle bir olasılığı da gözardı etmeyi gerektirmez; Aynı insanların siyasal maceracılar tarafından yaratılan heyecan ortamı içinde hükümete karşı gösterilere katılmaları ve eğer karşı koyarlarsa hainlikle damgalanacakları için ‘Enosis’ için bağırmaları olasılığı vardır” .

Kıbrıs tarihi ile ilgili yabancı kaynaklar içerisinde daha objektif ve tarafsız kabul edilen Vali Storss’un bu gözlemlerinden de anladığımız gibi, özellikle Kıbrıs gibi küçük toplumlarda, “Mahalle baskısı” olarak değerlendirilen kavramın etkinliğini de görmekteyiz. Bu baskının yüzlerce yıl, hem de kilisenin organizasyonunda dinsel ögeler kullanılarak, sistemli bir şekilde, dar bir toplum üzerinde uygulanmasının etkilerinin, sadece kırsal kesimdeki halk için değil, ilerleyen zaman içinde, kentlerde sosyal, ekonomik ve politik yaşamı yönlendiren yöneticiler için de etkili olduğuna ve politikacıların, siyasi ikballerini bu doğrultuda geliştirmelerinin sadece siyasi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluk durumuna geldiğine şahit olmaktayız.

TURGAY BÜLENT GÖKTÜRK

“Yunan Kralı Konstantin, Alman İmparatoru William II’ninkızkardeşiSofia ile evliydi ve Alman yanlısı idi.” Gazioğlu, 1996, a.g.e., s. 140.
2 An, a.g.e., s. 107, Gazioğlu, 1996, a.g.e., s. 138.
3 İsmail, a.g.e., s. 17.
4 Gazioğlu, 1996, a.g.e., s. 153.
5A.g.e.,ss. 156-157.
6A.g.e., s. 160.
7A.g.e., s. 166.
8 İzzet Öztoprak, “Kıbrıs’ta 1931 İsyanı ve Yankıları”, Kıbrıs Araştırmaları Dergisi, Cilt 3, Sayı 3,1997, ss. 312-313.
9 Taç Kolonisi= İngiliz İmparatorluğu Tacına bağlı sömürge, koloni.
10 Debeş, a.g.e.,s. 22.; Gazioğlu, 1996, a.g.e., s.193; Gazioğlu, 1960, a.g.e.,s. 34. Öztoprak, a.g.m., s. 312.
11 G.S.Georghallides, CyprusAndTheGovernorship of Sir Ronald Storrs, CyprusResearchCentre,Nicosia, 1985, s. 8.
12 Gazioğlu, 1996, a.g.e., s.205.
13 Hill, a.g.e.,s.544.
14 A.g.e., s. 544;Gürel., a.g.e., s. 129; Turgay Bülent Göktürk, Enosis’in Doğuşu ve Düşünceden Eyleme Geçişi, 1931 İsyanı, Lefkoşa, 2009,ss.29-30.
15 Georghallides, a.g.e., s.386.
16 Hill, a.g.e., ss. 545-546; Göktürk, a.g.e., s. 31.
17 CO 67/237, Storrs’danPassfield’e, Nicosia, 17 April 1931; Gürel, a.g.e., s. 130.