Dumlupınar denizaltısının asil ruhu 70 yıldır Mavi Vatan vardiyasında 

70 yıl önce bugün denizaltıcılık tarihimizin en büyük ikinci faciasını yaşadık. Türkiye’nin caydırıcı ruhunun en büyük unsuru olan Denizaltı Filomuz ilk kazasını 14 Temmuz 1942’de mayına çarpan TCG Atılay ile yaşamıştı. 38 denizci kaybedilmişti. 70 yıl önce bugün 4 Nisan 1953 tarihinde Dumlupınar denizaltımız İsveç bandıralı Naboland şilebi ile gece yarısı Çanakkale Nara Burnunda çarpıştı. 5 kişi kurtulurken, 81 denizcimiz şehit düştü. TCG Dumlupınar denizaltımız Ege Denizindeki Blue Sea isimli NATO tatbikatından Gölcük’e dönüyordu. 

ADINI ZAFERDEN ALAN DENİZALTIMIZ

Denizaltımız adını Türkiye’nin ve Türklerin kaderini değiştiren 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Savaşının geçtiği Dumlupınar’dan alıyordu. İtalya’da yapılan ve 6 Kasım 1931 de hizmete giren iki denizaltımızdan birincisine de bu isim ilk kez verilmişti. Diğer kardeşinin adı Sakarya idi. Her ikisi de 1949 yılında emekliye ayrıldı. 1928’de Hollanda’ya ısmarlanan ve cumhuriyet donanmasına katılan denizaltıların isimleri de Birinci İnönü ve İkinci İnönü idi. Hepsinin isimlerini Atatürk seçmişti. Denizaltılara büyük zaferlerin isimlerinin verilmesi bir amaca hizmet ediyordu. Anadolu donanmasızlık nedeniyle işgal edilmişti. Yeni kurulan donanma geçmişi tekrar ettirmemeli ve Kurtuluş Savaşı ruhunu yani istiklali temsil etmeliydi. Denizaltı filosu Cumhuriyet Donanmasının omurgasıydı. Omurgaya zafer isimleri yakışırdı. Cumhuriyet ilanından sonra yeni donanma kurulurken bütçe kısıtlamalarına rağmen süratle denizaltı tedarikine geçildi. Zira bugün de olduğu gibi o gün de denizaltı gemileri deniz diplerinin ve deniz suyunun gizemini kullanıyordu. Bu stratejik bir silahtı. Zayıf donanmalara büyük avantaj sağlıyordu. 30 Ağustos 1927 günü, Rotterdam’daki gemileri ziyaret eden Türkiye’nin Lahey Maslahatgüzarı Mahmut Esat (Bozkurt) Bey, TCG I.İnönü Denizaltısının şeref defterine şunları yazmıştı: “…Bu gemi bir ilim ve fen okuludur. Değerli denizcilerimiz, İnönülerde kazanılan savaşın hatırasını denizlerde de sürdürecekler ve Türk’ün yıkılmaz azmini denizaltıcılıkta da göstereceklerdir…” Her iki denizaltı 25 Temmuz 1928 tarihinde Alman Müşavir Amiral Gagern’in sadece Türk personelle dalma girişimine karşı çıkmasına rağmen, ilk dalışını Moda açıklarında başarıyla gerçekleştirdi. Dalışa donanmanın mayın ve denizaltı silahları ile donatılmasını arzu eden Mareşal Fevzi Çakmak da katılmıştı. O günden sonra denizaltıcılarımız dünyada emsali az görülecek bir başarı grafiği ile envantere alınan tüm denizaltıları büyük maharet ile kullandılar.

AMERİKAN DENİZALTILARI

İkinci Dünya Savaşı sonunda Atlantik sistemin yanına itildik ve bağımsız güvenlik ve dış politikalarımız yeni paradigmalara uyarlandı, istiklal, yani bağımsızlık ilk yarasını aldı. Marshall yardımı ve Truman doktrini ile Türk Silahlı Kuvvetlerine savaş fazlası Amerikan silah ve teçhizatı akmaya başladı. Bu akıştan en büyük payı denizaltı filomuz aldı. ABD’den 1949-1983 arasında toplam 23 denizaltı hibe yolu ile Türk deniz kuvvelerine transfer edildi. TCG Dumlupınar bu grup içinde üçüncü denizaltıydı. Şansız bir denizaltıydı. Amerikan donanmasındayken de (USS Blower) başına talihsiz olaylar gelmiş, kaza geçirmişti. Türk donanmasına Çanakkale denizaltısı ile 19 Aralık 1950 tarihinde bayrak çekerek ABD’de katılmış ve tarihte ilk kez Türk denizaltıcılar Atlantik Okyanusunu tek başlarına geçmişlerdi. ABD’nin yeni sayılabilecek denizaltıları Türkiye’ye çok sayıda vermesinin temel nedeni Karadeniz idi. Zira Montreux Sözleşmesi nedeniyle yabancı denizaltılar ve dolayısıyla Amerikan denizaltıları Karadeniz’e çıkamıyordu. Karadeniz’de 1952 sonrası NATO namına Türk Deniz Kuvvetlerinin Sovyet Donanmasına risk veya tehdit oluşturabilmesi ancak denizaltı silahı ile mümkün olabilirdi. İlginçtir, ABD, Türk Donanmasına elindeki en iyi dizel elektrik denizaltıları verirken yaşlanan Yavuz yerine  hizmet dışına çıkan yüzlerce kruvazörden birisini dahi vermemişti.

DUMLUPINAR’IN BATIŞI

Gemi Komutanı Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, 3 Nisan’ı 4 Nisan’a bağlayan gece tatbikat dönüşü Ege’den Marmara’ya doğru kuzeye yükselen Dumlupınar’ın kulesine çıktığında gemi Nara Burnu’na yaklaşmaktaydı. Geminin kumandası geçici görev ile Dumlupınar’da görevlendirilen Üsteğmen Hasan Yumuk ’taydı. Hasan Yumuk geminin iskele baş omuzluğundan (sol baş tarafa yakın bölge) yaklaşan Naboland şilebini görmüştü. Aralarındaki mesafe 4-5 mil civarındaydı. Arkasına 5 millik Çanakkale akıntısını alan Naboland çelik, azgın bir dev gibi Dumlupınar ile çatışma rotasında ilerlemekteydi. Her iki gemi birbirlerine saatte 20 mil, her saniyede 10 metre hızla yaklaşıyordu. Dumlupınar’ın sancak (sağ) tarafı kara, iskele (sol) tarafı denizdi. Ancak iskeleye rota vermek çok riskliydi. Zira geminin sürati düşüktü. Ayrıca akıntı kuvvetliydi. Gemi çok önceden henüz çatışma rotasına girmeden iskeleye dönüp Naboland’ın rotasından çıkabilse, bu manevra emniyetli olabilirdi. Ancak artık çok geçti ve bu manevrayı uygulamak çok riskliydi. Bilgi, beceri ve muhakeme seviyesi yüksek olan genç Üsteğmen rotayı sancağa değiştirdi. Sancak tarafta kara olsa da gemiyi manevra ile Naboland rotasından çıkarmaya yetecek fırsatı yakalamıştı. Ancak kuleye henüz çıkan ve ortama tam uyum sağlayamayan gemi komutanı ani bir kararla ‘’kumanda bende’’ dedi ve ‘’iskele alabanda’’ (sola keskin dönüş) emri ile tam yol sürat emretti. Niyeti Naboland’ın pruvasından (önünden) atlamaktı. Ancak çok yanlış ve gemiyi felakete götüren bir karardı bu. Gemi kısa bir süre sonra Naboland’ın altına girdi. Anında battı. Sadece kulede bulunan 5 kişi kurtuldu. Denize düşen 8 kişiydi. 2 kişi Naboland’ın pervanesi yüzünden, bir kişi boğularak şehit düştü. 1 kişi serbest çıkış ile çıkmayı denediyse de ciğerleri zarar görerek şehit düştü. 80 kişi 90 metre derinlikte kurtarılmayı bekledi. 

BAŞARISIZ GEÇEN KURTARMA HAREKATI

Dumlupınar denizaltımız bir denizaltının batabileceği en kötü yerde batmıştı. Çanakkale Boğazının en dar ve tehlikeli mevkii olan Nara Burnunda. Satıhtan 25 metre derinliğe kadar saatte 9 km güney/güneybatı yönüne; 25 metre ile 40 metre arasında kuzey/kuzeydoğuya 9 km şiddetinde su altı akıntısı mevcuttu. Türkiye, 22 kişiyi kurtarmak için adeta seferber oldu. İki yıl önce donanma envanterine giren TCG Kurtaran denizaltı kurtarma gemisi kazadan 10 saat sonra bölgedeydi.  Ancak şiddetli akıntı nedeni ile sürekli demir tarayan gemi, ancak iki muhribin akıntı üzerinde demirlemesiyle tutunabildi. Kurtaran 25 saat sonra denizaltı üzerinde mevkiini alabilmiş, personeli kurtarmak üzere denizaltıya kilitlenecek kurtarma çanını indirme işlemlerine başlamıştı. Ancak akıntılı koşullarda o derinliğe derin su dalgıçları bile inmeyi başaramadı. 11 denemede sadece 1 kişi inebildi. Donanma derin su dalgıcı Astsubay Nurettin Ersoy, 85 metrede 20 ton basınca maruz kalarak dipte ancak birkaç dakika kalabilmiş ve yarı komada satha alınmıştı. (85 metreye inebilmek için akıntı nedeniyle 180 metre hava hortumu kullanılmıştı.) Tüm denemeler sonuçsuz kalınca 7 Nisan 1953 saat 1415’te Dumlupınar’ı kurtarma operasyonuna son verildi. Dumlupınar ile battı şamandırası üzerinden son konuşma, kazadan tam 8 saat sonra gerçekleşmişti. ‘’Vatan Sağ Olsun’’, geminin kıç torpido dairesinde bekleyen 22 kişiyi temsilen Astsubay Çavuş Selami Özben’in son cümlesiydi. 

AMİRAL FAHRİ KORUTÜRK’ÜN SÖZLERİ

7 Nisan 1953 günü kurtarma faaliyetlerine resmen son verildi. Dönemin Denizaltı Filosu Komutanı Tümamiral Fahri Korutürk kazadan sonra, Çanakkale’de denizde yapılan törende Dumlupınar şehitleri için şunları söylemişti: ‘’…Sana her gün, Dumlupınar Kumandanlığına diye verdiğim işaretlerdeki gibi yine o kadar hakiki, yine o kadar samimi ifade ile, fakat bu sefer son defa olarak, bu sefer filona mensup bütün arkadaşlarım adına, bu sefer mensup olduğum Deniz Kuvvetleri meslektaşlarının adına sana hitap ediyor, sana veda ediyorum. Dumlupınar, Nur içinde yat… Nur içinde yat ve etrafında görünen şu dağlar, taşlar, şu kıyı ve bu denizde yatıp ebediyeti bekleyen şanlı ve şerefli ecdadın gibi tarihinin ölmez sayfalarına geçirdiğin kaderindeki acılık için milletinin vefalı kalbine güven…Bu memleket, bu vatan ve bu meslek sana bir gün senin ismin altında yeniden can verecektir. Senin ruhun yeni bir Dumlupınar ile milletinin hayat ve istiklâl davasındaki nöbetçinin yerini elbette ki bir gün tekrar alacaktır. Yüzlerce ve binlerce defa inip çıktığın denizlerin altında sen de etraftaki ecdadın gibi ebediyeti beklerken asil milletinin kalbinde ebediyen yaşayacaksın.” 

SON DUMLUPINAR DENİZALTISI

1953 yazında kazaya rağmen denizaltıcı olmak isteyenlerin sayısı geçmişle kıyaslanmayacak kadar çoktu. 27 Ekim 1954’te batan Dumlupınar’ın yerine ABD yeni bir denizaltı verdi Türkiye’ye. Bu denizaltıya da deniz zaferimiz olan   TCG Preveze adı verildi. Dumlupınar’ın sevgisi bu gemiye coşkuyla aktı.  4 Mayıs 1972 günü yapılan bir törenle hizmet dışına çıkarılan TCG Preveze için dönemin Filo Komutanı Tümamiral Nazmi Erkan’ın söyledikleri Dumlupınar sevgisini yansıtıyor: “… Seni sadece ben değil, bütün mürettebat görür görmez sevmiştik.. Dumlupınar’ın kaybından sonra filomuza ilk doğan kızımızdın. Onun sevgisini de vererek seni başka bir severdik. Bize çok şey öğrettin. Çok da hakkın kalmıştır. Helal et. Periskoplarından öperim Kara Fatma. Ne sen bizi unut ne de biz seni.” 

Üçüncü ve son kez Dumlupınar ismini taşıyan son denizaltıya 24 Ağustos 1972 tarihinde Türk bayrağı toka edildi. O gemi de Çanakkale Boğazında yıllar sonra küçük bir kaza geçirince, hizmet dışına çıktıktan sonra bir daha aynı isim kullanılmadı. 

DENİZALTICILIK ZORDUR

Denizaltıcılık cesaret ve geleneklere vefa ile tam bağımlık gerektiren bir yaşam tazıdır. Derin vatan ve engin mavi vatan sevgisi gerektirir. Küçücük bir çelik tüp içinde, denizlerin yüzlerce metre altında görev yapan ve hayatları birbirlerinin dikkatine bağlı olan kişiler için takım ve filo ruhu esastır. Bu gereklilik yaşamlarına o denli nüfuz etmiştir ki, denizaltıcılar Atılay ve Dumlupınar’da vatan görevi sırasında şehit olan ve görevden dönemeyen personelin aralarından ayrıldığını kabul etmez ve adları geçtiğinde onların ‘’halen vatan görevinde’’ olduğunu söylerler. Bugün de Dumlupınar şehitlerimiz Anadolu’nun giriş kapısı Çanakkale Boğazı ve Mavi Vatan’da egemenlik karakoluna devam ediyor. Milden denizaltılarımız ve Akya torpidolarımız ile donanacak denizaltı filomuz Türk’ün suyun altındaki caydırıcı ve gerektiğinde yok edici gücü olmaya sonsuza dek devam edecektir. Tanrı Cumhuriyet Donanmasını ve Denizaltı Filomuzu her türlü beladan korusun. Hiçbir kötülük, hainlik ve hiçbir engel saf ve temiz Dumlupınar ruhunu kirletmesin. Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlığında cesaret ve vefa denizaltıcılarımızın her daim rehberi olsun. 

Aramızdan ayrılışlarının 70. Yılında 81 Şehidimize rahmet diliyor, aziz hatıraları önünde saygı ve vefa ile eğiliyorum.

Cem Gürdeniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir